İçerik
THE LIVES OF OTHERS – Başkalarının Hayatı
Film, ne kadar siyasi bir taşlama amacı taşımasa da aslında çok önemli bir meseleye parmak basmaktan geri kalmıyor. Sosyalizm dönemindeki demokratik bir Almanya’yı konu edinen Das Leben der Anderen, Nazizm’in hala etkisinden çıkamamış ve sert politik çizgisini devam ettirmektedir.
İçerik
THE HUNDRED-FOOT JOURNEY - Aşk Tarifi
The Hundred-Foot Journey (Aşk Tarifi)’de genç oyuncuların yanında yetişkinlerin yani Helen Mirren ve Om Puri’nin mükemmel oyunculuklarının filme olan katkıları çok fazla. Karakterlerin özenle seçilip tam yerine oturtulmuş olması da, yönetmenin Chocolat filmindeki Juliette Binoche ve Alfred Molina nın performanlarını andırıyor.
İçerik
WOLF TOTEM - Kurdun Uyanışı
Doğanın düzenine bir defa çomak sokulduğunda geri dönüşü olmayan sonuçları olacağını anlatan film aynı zamanda insanın acımasızlığını, tıpkı virüs gibi habitatında var olan tüm canlılara zarar verdiği gerçeğini, yozlaşmış devlet adamlarını ve nihayetinde sömürüye dayalı düzeni irdeler
İçerik
JUST ANOTHER LOVE STORY-Başka bir aşk hikayesi
Filmin anlatıcı faktörünü göz önünde bulundurduğumuzda, klasik kara filmler havasında başlayan Just Another Love Story’in, karakterleri tanıma aşamasında modern dünyanın dayattığı rolleri oynamak zorunda kaldığımız yeni kara filmleri (neo noir) de hatırlattığını görüyoruz.
İçerik
SPOTLIGHT - Gazetecilik Dersi
Tam bir gazetecilik dersi veren Spotlight, izleyicinin olaya basın tarafından bakmasını sağlıyor.
İçerik
"Back In Time"... Gelecek geldi!
Tüm dünyada milyonlarca hayran kitlesine ulaşmış "Back To The Future"ın yapım aşamalarını, film ekibinin yaşadığı zorlukları, Bob Zemeckis ve Bob Gale’in suratına kapanan kapıları, nihayetinde bir tutkunun hikayesinin anlatıldığı “Back In Time” belgeseli Amerika’dan sonra İstanbul Modern ve Back To The Future Fan sayfası işbirliğiyle Türkiye’de de özel bir gösterime imza attı.
İçerik
ABLUKA - "Yeni Türkiye" Distopyası
Filmi izlerken, elbet Dünya sinemasında ve hatta daha ziyade edebiyatında örneklerine çok rastladığımız ‘’distopik yapıtlar’’ birer birer önümüzden geçiyor. Ara ara ‘’Brazil’’ ve ‘’Fahrenheit 451’’e de uğruyor tabi film. Bu hususta da filmde daha birçok sürprizin (yine Türkiye yelpazesinde) olduğunu hatırlatalım.
İçerik
ROBOT AND FRANK - Sıradışı bir dostluk
Teknolojinin getirdikleri ve götürdüklerine çok ciddi eleştiriler getirebilecekken elindeki fırsatı değerlendiremeyen film, hafif bir aile seyirliği olarak kalıyor.
İçerik
KARA BELA - "Burak Aksak" yapıyor arkadaş !
Genel toplamda, neredeyse temposu hiç düşmeyen, aksiyonunu mizahla aynı çizgide götürebilen ve Leyla ile Mecnun dizisine has espri anlayışına sahip nefis bir yol filmi yazıp, yönetmiş Burak Aksak.
İçerik
Toprağın Tuzu: Sebastiao Salgado’yu ve Fotoğraf’ı Tanımak
Bu yılın Oscar ödüllerinde ‘En İyi Belgesel’ dalında aday olan ve güçlü bir sinema diline sahip olan Toprağın Tuzu, Wim Wenders ve Juliano Rubeiro Salgado (Sebastio Salgado’nun oğlu) yönetiminde, dünyaca ünlü fotoğrafçı Sebastio Salgado’nun hayatını ve fotoğraf sanatına dair yaklaşımlarını perdeye yansıtıyor.
İçerik
Kanunun Ötesinde: "Film Değil Dizi Olmalıymış!"
Liam Neeson’ın boy gösterdiği aksiyon filmleri, diğer patlamalı, testosteron fışkıran, ağır silahlı, koreografik dövüş sahneleri içeren aksiyon filmlerine göre temposu başlarda ağırdır. Ama finale doğru gerilim ve heyecan tavan yapar. Tabi haliyle Liam Neeson diğer aksiyon yıldızlarına göre daha soğukkanlı, abartıya kaçmayan roller sergiler. (Taken ve Non Stop’da olduğu gibi )
İçerik
Altın Portakal izlenimleri: "Uluslararası Seçki"
50. yılda 10.kez Altın Portakal’da olmanın gururunu yaşadım. Üstelik Uluslararası Siyad jürisinde Murat Erşahin ve Burak Göral’la birlikte görev aldım. Hem zorlu hem de keyifli bir görevdi. Oldukça başarılı bir ilk film olan “Tuhaf Kedicik”i seçtik.
İçerik
Bir otel dolusu canavar
Çocuklarıyla sinemaya gitmek isteyen aileleri Kont Dracula, kızı Mavis, bir insan evladı ve canavarlar ordusunun başrollerde olduğu bir animasyon beklemekte. Otel Transilvanya, 118 yaşına basan kızını insanlardan uzak tutmaya çalışan Kont Dracula’nın boşa çabalarını anlatıyor.
İçerik
Pörtleyen gözler, üç memeliler ve total fiyasko...
Gerçeğe Çağrı'nın (Total Recall) yeni versiyonunu seyretmeden hemen önce 1990 tarihli ilk filmi tekrar izledim. Evet, kesinlikle gelen gideni aratıyor ve taklitler asıllarını yaşatıyor. Paul Verhoeven'ın yönettiği Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone'un oynadığı Total Recall, pörtleyen ve tekrar normale dönen gözler, sarkan diller, ufacık burun deliğinden çıkan toplar ve bunun gibi birçok tuhaflığın serpiştirildiği, esprili ve B tipi estetiğine meyilli, kült mertebesindeki bir bilimkurgu denemesiydi. Komik, eğlenceli ve görece yaratıcıydı. Philip K. Dick uyarlaması Total Recall her şeyden öte, Mars'a dair bir film idi, kızıl gezegene atmosfer gelsin, zalim zenginler kaybetsin, ezilenler yani mutant direnişçiler soluk alabilsinler diye, bizim kas yığını vali Arnold, hafızası silinmiş eski gizli ajan rolünde kahramanlığa soyunuyordu. Eksik ve gedikti ama güzeldi be...
İçerik
Robot filmi çekmek gelenek ister
Bu hafta vizyona giren Eva, Daniel Brühl gibi çok iyi bir oyuncuya sahip oldumasına rağmen son dönemlerin en zayıf robot filmi...
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
Godot Gelmeyecek!
1975 doğumlu Fransız yönetmen Xavier Gens ilk uzun metrajı Sınır(da) ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Fransa’da yaşanan sosyal olayların ortasında başlayan film kahramanların şehir dışına çıkmasından sonra 180 derece çark ederek çok sert şiddet sahnelerine ev sahipliği yapan ve birçok korku klasiğine göz kırpan umulmadık bir yöne doğru evriliyordu. Hemen akabinde yönettiği Hitman ile bu sefer aksiyon sinemasına kayan Gens, şimdi de Mahşer Günü ile post apokaliptik bilim kurgunun sularına dalıyor.
İçerik
"Orrospuyum Ulan!"
Yeraltı'nda Türkan'la Muharrem sofrada birbirlerine girerken ve Muharrem, Türkan'ı 'orospu' ilan ederken aklıma Uğur'la Bekir düştü. Masumiyet'in ve Kader'in Uğur'u, söz dinlemeyen, karşı gelen, meydan okuyan 'kahpe'lerin en güçlüsü! Diğer 'kaltak'lar ise; Üçüncü Sayfa'nın kupürlerinden Meryem ve İtiraf'ın sadakatsiz Nilgün'ü… Demirkubuz filmlerinin baş erkek karakterleri için adı geçen kadınlar 'orospu'! Zira hiçbiri bu adamları sevmedi, hiçbiri bu adamları istemedi. Var mıdır daha ala damga nedeni?