Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

Orhan Tekeoğlu/Nurdan Tekeoğlu: "Cevat Şakir sürgününü bir cezadan çok bir yeniden doğuşa dönüştürmüş!"

Orhan Tekeoğlu/Nurdan Tekeoğlu: "Cevat Şakir sürgününü bir cezadan çok bir yeniden doğuşa dönüştürmüş!"
Yazar: Fırat Sayıcı

"Filos" belgeselini çekmeye nasıl karar verdiniz? Belgeselin adının ("Filos", Yunanca'da "dost, arkadaş" anlamına da gelir) Halikarnas Balıkçısı'nın hayatı ve felsefesiyle nasıl bir bağı var?


NURDAN TEKEOĞLU: 2023 yılında, mübadelenin 100. yılı vesilesiyle PARAMPARÇA adlı bir belgesel çekmiştik. Belgesel, sanırım 2023 yılının başlarında Bodrum Ticaret Odası'nda gösterildi. Orada, bir panelde konuşmacı olan ve “Halikarnas Balıkçısı'nın Yolculuğu” adlı kitabın yazarı Meltem Ulu ile tanıştık. Bana kitabının imzalı bir nüshasını hediye etti. Kitabı bir gecede okuyup bitirdim.

 

Cevat Şakir’in özellikle ekolojik vizyonu beni çok etkiledi: Bodrum’a 45 çeşit tohum ekmesi, ilk greyfurtu getirmesi, bugün Bodrum’da gölgesinde soluklandığımız bella sombra, okaliptüs ve palmiye ağaçlarını dikmesi… İlk mavi yolculuğu başlatması, balıkçıları eğitmesi, kazandığını ve rızkını halkla paylaşması, halkı her anlamda eğitmeye çalışması… Bunların hepsi beni derinden etkiledi. Meltem de bütün bunları halkın anlayacağı sade bir dille çok güzel yazmıştı.

 

Sonra Nişantaşı’nda buluştuk, birlikte bir kahve içtik. Meltem’e, “Ne güzel belgesel olur,” dedim. Zira bu kitapta, bir insanın neler başarabileceğini adım adım görüyordunuz. Meltem, birkaç yayıncısından destek bulabileceğini söyledi; ben de kendi iş çevrelerimden yemek, konaklama ve diğer ihtiyaçların karşılanmasını üstlendim. Ve sonunda FİLOS ortaya çıktı.Konuyu Orhan'a anlattım. Karadeniz'li bir doğa aşığı olarak hemen ilgilendi ve çalışmalarımız başladı.

 

ORHAN TEKEOĞLU: Halikarnas Balıkçısı’nın yazılarında ve hakkında dinlediğimiz anlatılarda, bambaşka bir Bodrum vardı: kurak, kayalık, ama dönüştürülebilir; yalnız ama dostlukla ve üretimle canlı olabilecek bir yer. Biz bu dönüşümü –sürgünden “mavi sürgün”e, yazardan “şehir kurucusu”na giden yolu– sinemanın imkânlarıyla görünür kılmak istedik. Belgesel bir anlamda, sadece bir biyografi değil; bir insanın bir coğrafyayla kurduğu estetik ilişkiyi anlatma çabası olarak doğdu.Belgeselin adını seçerken “Filos”un Yunanca’da “dost, arkadaş” anlamına gelmesi bizim için belirleyiciydi. Cevat Şakir’in dünyasında dostluk yalnızca insanlar arasında değil; denizle, toprakla, ağaçla, balıkçıyla, yazarla ve  çocuklarla kurulan bir bağ olarak gördük. Biz de bu “dostluk felsefesini” estetik bir anlatımla görsel dile çevirmek istedik. Kamera denize, sokaklara, narenciye bahçelerine bir “belgesel gözü” kadar bir “arkadaş gözüyle” de bakıyor. Seyirci ile yan yana yürüyen bir bakış açısını tercih ettik. “Filos” adının Balıkçı’nın hayatı ve felsefesiyle bağı, sinema diliyle hissedilsin istedik: Bodrum’u bir “arka plan” değil, başlı başına bir karakter gibi anlatmaya çalıştık.

 

Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın hayatında sizi en çok etkileyen ve bu belgeselde odaklanmak istediğiniz temel nokta ne oldu?


ORHAN TEKEOĞLU: Cevat Şakir’in hayatında beni en çok etkileyen, sürgününü bir cezadan çok bir yeniden doğuşa dönüştürmesiydi. Taşlık, kayalık ve yoksul Bodrum’u ağaçlarla, dostluklarla zenginleştirirken aslında hem kendisini hem de Bodrum'u iyileştirdi. Sürgündeki bir insanın, sevgisiyle yaşadığı bir coğrafyayı ve kendini dönüştürebilme gücü beni çok etkiledi.

 

NURDAN TEKEOĞLU: Bir insanın hangi alanda olursa olsun tek başına da kalsa isterse neler başarabilceğini anlamam oldu.  

 

Yolunuz Selahattin Paşalı ile nasıl kesişti? Onu nasıl ikna ettiniz?


NURDAN TEKEOĞLU: Bazı dizileri seyrederim. Selahattin Paşalı’yı dizilerden ve Kurak Günler filminden tanıyordum. Bodrumlu olduğunu öğrenmiştim. Cevat Şakir de uzun boylu. Bodrum’da belgesel çekerken tanıştığımız ve Orhan’a “Bodrum’un en kapsamlı fotoğraf arşivine sahip” kişi olarak anlattıkları Ali Şengün’e konuyu açmayı önerdim. Kendisine ulaştık ve ilk görüşmemizi 2024 yazında Bitez’de gerçekleştirdik. 2025 yılının Haziran ayında bize canlandırma konusunda destek verebileceğini söyledi. Gündemi çok yoğundu; Kıskanmak isimli dizi başlayacaktı. Böylece çekimlere başladık.

 

ORHAN TEKEOĞLU: Halikarnas Balıkçısı'nın ağırlıklı olarak gençliğini anlattığımız bu belgeselde, onu canlandıracak oyuncu konusunda cidden tıkanmıştık. Çeşitli oyuncularla bir kaç görüşmemiz oldu. İçimde hep bir sıkıntı vardı. Halikarnas Balıkçısı'nı canlandıracak karakter tipini tarif ettikçe eşim aynı zamanda  belgeselin yapımcısı Nurdan,  'senin tarif ettiğin karakter Selahattin Paşalı'ya benziyor' dedi. Selahattin Paşalı'nın Bodrumlu olduğunu öğrendik.  Bodrumlu bir dostumuz olan Ali Şengün'e konuyu açtık. Çocukluğundan bu yana onu tanıdığını söyledi. Selahattin beyle Bodrum'da bizi buluşturdu. Ona Cevat Şakir'i anlattık. Çok pozitif yaklaştı. Umutlandık.  Ancak dizi ve film çekimleri nedeniyle çok yoğun olduğunu dolayısıyla zaman sorunu yaşadığını söyleyince biraz üzüldük. Çok zaman sonra yine iletişime geçtik. Zaman ayıracağını  söyledi. Nihayet birlikte çalıştık. Son derece işini ciddiye alan bir sanatçı.    

 

Belgeselin hazırlık ve araştırma süreci ne kadar sürdü? Hangi arşivlere ulaştınız ve bu süreçte sizi en çok şaşırtan bilgi neydi?


ORHAN TEKEOĞLU: Belgeselin hazırlık çalışmaları, 2023'ün ilkbaharında yazar Meltem Ulu'nun kitabını okuduktan sonra başladı. Daha sonra bilgi, belge, film, fotoğraf ve tanık peşine düştük. İyi bir yol katetmiştik. Cevat Şakir'in bir televizyon kanalında dizisinin başlayacağını duyduk. Bizim konumuzun, dizinin konusundan çok farklı olduğunu gördük. Bodrum Deniz Müzesi ve Bodrum'un belki de en büyük arşivine sahip olan arkadaşımız Ali Şengün'den yararlandık. Bize tüm belgeleri açtılar. Gün yüzüne çıkmayan fotoğraf ve  filmleri de Cevat Şakir'in arkadaşlarından, sevenlerinden sağladık. Tüm Bodrum, bize yardımcı olmak için adeta seferber oldu. Belki de ona karşı son görevlerini yerine getirmiş oldular. Anlatılan her anı, hikaye bizi çok etkiledi. Ama, Cevat Şakir'in 1920'li 1930'lu yıllarda Bodrumlu yoksul insanların yardım alabilmeleri için onlara belediye mühürlü kart (kendisi düzenlemişti) dağıtması beni çok duygulandırdı.   

 

NURDAN TEKEOĞLU: Önce torunlarına ulaşmakta sorun yaşadık, fakat daha sonra Kuki ve Derya Kabaağaçlı bize pozitifi olarak geri döndü. Onların verdikleri bilgilerle belgesel zenginleşti. 

 

Cevat Şakir'in izlerini sürerken karşılaştığınız en özel mekan hangisiydi?

Bodrum'un neredeyse her tarafında Cevat Şakir'in izini görmek mümkün. En çok hayal kırıklığına uğradığımız mekan, mezarının yanındaki müze gibi bir mekan. Ama dökülüyordu.

 

Nurdan Tekeoğlu ve Orhan Tekeoğlu olarak ortak yönetmenlik süreciniz nasıldı? Belgesele katkılarınız hangi noktalarda ayrıştı veya birleşti?

 

NURDAN TEKEOĞLU: Sinemaya tutkum, Türkiye’nin kurumsal anlamda ilk kısa film yarışmalarından biri olan Metro Kısa Film Yarışması ile başladı. Dokuz yıl boyunca TÜRSAK ile birlikte bu yarışmayı düzenledik. Sonra Orhan, İFAKAT belgeselini çekmek istediğini söyleyince 2009 yılında yapımcı olarak kolları sıvadım. Ardından İstanbul Film Akademisi’ni bitirdim. Belgesel yapımcılığını da adım adım, sete çıkarak ve üreterek öğrendim. Orhan’la daha önce Paramparça belgeselinde sette birlikte çalışmıştık. O deneyim, ortak yönetmenlik için iyi bir prova oldu. Bazen çok güçlü bir sahne geliyor aklıma; Orhan’la paylaşıyorum, birlikte geliştiriyoruz. Sette her zaman “problem çözücü” taraftayım, benim için imkânsız diye bir şey yoktur.

 

FİLOS’ta da tam olarak böyle oldu. Ortak yönetmenlik sürecimizde Orhan daha çok anlatının ritmi, karakterlerin duygusal derinliği ve belgeselin genel dramatik yapısına odaklandı. Ben ise prodüksiyon akışı, sahnelerin sahadaki karşılığı, mekân kullanımı ve doğaçlama gelişen fikirlerin filme entegre edilmesi tarafında daha aktif rol aldım. Önerilerimizle, aklımıza gelen yeni sahne ve çözümlerle sette birbirimizi tamamladık. Yani katkılarımız bazı noktalarda farklılaştı ama sonuçta aynı hikâyeye aynı tutkuyla hizmet eden iki el gibi bir araya geldi.

 

Belgeselin atmosferini yaratmada görüntü yönetimi ve müziğin rolü neydi? Evrim Ateşler'in müziği ve Serdar Güven'in görüntüleri, hikayeyi nasıl destekledi?

 

ORHAN TEKEOĞLU: Görüntü Yönetmeni Serdar Güven ile bir çok belgeselde çalıştığımız için hangi görüntülerin ön plana çıkaracağımızı biliyorduk. Kameranin dili, belgeselin hikayesini hissettiren ikinci bir anlatıcı gibiydi. Karakter ile mekan arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirdi. Müzisyen Evrim Ateşler, Ege ve Greek müziğine çok yatkın, duygusunu etkili bir şekilde kattı.  

 

NURDAN TEKEOĞLU: Evrim Ateşler ile Paramparça belgeselimizin tanıtımlarını yaparken, “Mübadil Torunları” isimli Instagram hesabını kuran mübadil bir kardeşimiz aracılığıyla tanıştım. Kendisi son derece entelektüel, Yunan ve Türk müziklerini çok iyi bilen, rebetiko ustası bir müzisyendir. Ayrıca İzmir Karaburun’da yazlık komşumuz. Daha önce Paramparça belgeselinin müziklerini de yapmıştı. Çok yardımsever ve neredeyse her belgeselimizde bize katkı sunan gerçek bir dostumuz. Kendisine gerçekten müteşekkiriz. Bu projeyi de bir yaz günü kendisine açtığımda hiç tereddüt etmeden kabul etti.

 

Halikarnas Balıkçısı'nın doğa ve deniz sevgisi, belgeselde nasıl bir derinlik kazanıyor? Onun doğaya bakış açısını genç kuşaklara aktarma misyonunuz var mı?


ORHAN TEKEOĞLU: Belgeselde Halikarnas Balıkçısı’nı sadece edebi bir figür ya da “Bodrum’un sembolü” olarak değil, doğayla kurduğu ilişkiyi bir yaşam felsefesi olarak anlatmaya çalıştık. Sürgünle geldiği, taş ve kayalıktan ibaret görünen Bodrum’u, toprağa ektiği tohumlarla, getirdiği ağaçlarla, denizle kurduğu o sevgi dolu bağla nasıl dönüştürdüğünü anlatmaya çalıştık. Diktiği ağaçlar, yeşerttiği alanlar, denizle ilişkisinden doğan tekne ve mavi yolculuk kültürü belgeselde birbirini tamamlayan katmanlar olarak dikkat çekiyor. Belgeselin en güçlü motivasyonlarından biri de yeni kuşağa mesaj vermesi oldu.

 

Günümüzde pek çok genç için Bodrum, ağırlıklı olarak eğlence ve turizmle anılır durumda. Yeni neslin, Bodrum’u “korunması gereken bir doğa ve kültür mirası” olarak görmesini istedik. Onun “denize ve toprağa saygı duy, o sana karşılığını verir” diyen yaklaşımını hissettirmek istedik. Bu anlamda, belgeseli yalnızca festival salonlarına değil, okullara, üniversitelere, gençlik festivallerine ve sivil toplum buluşmalarına götürmeyi hedefliyoruz. Kısacası, bu belgeseli Halikarnas Balıkçısı’nın doğayla kurduğu dostluğu bugünün çocuklarına ve gençlerine emanet eden bir köprü olarak görüyoruz.

 

NURDAN TEKEOĞLU: Halikarnas Balıkçısı’nın doğa ve deniz sevgisi, belgeselin omurgasını oluşturan en temel duygu aslında. Biz onu sadece Bodrum’u güzelleştiren bir yazar olarak değil, toprağa, ağaca, denize emek veren, tohum eken, balıkçıyı, köylüyü, gençleri eğitmeye çalışan bir “ekoloji öncüsü” olarak ele aldık. Anlattığımız her sahnede, onun doğaya bir kaynak değil, canlı bir yol arkadaşı gibi bakışını hissettirmeye çalışıyoruz. Genç kuşaklara aktarmak istediğimiz de tam olarak bu: Doğayla kurduğu saygılı, üretken ve paylaşımcı ilişki.

 

Bu nedenle belgeseli özellikle üniversitelerde ve ekoloji ile deniz temalı festivallerde göstermek istiyoruz. İlk gösterimimiz 23 Aralık’ta saat 19.00’da Pera Müzesi’nde olacak. Ardından 14 Ocak’ta Alsancak’ta Küçük Kulüp’te izleyiciyle buluşacağız. Nisan ayında ise Bodrum Deniz Müzesi Müdürü Selen Cambazoğlu’nun hazırlayacağı güzel bir etkinlikle filmi Bodrum halkına sunacağız. Böylece Balıkçı’nın doğa ve denizle kurduğu derin bağı, yeni kuşaklara ilham verecek bir hikâye olarak taşımayı hedefliyoruz.

 

Cevat Şakir'in fikirleri ve Bodrum'a bıraktığı miras, günümüz Bodrum'unda ne kadar yaşıyor? Belgesel, güncel durumu da yansıtıyor mu?


ORHAN TEKEOĞLU: Bir yanda Halikarnas Balıkçısı'nın rüzgârı dinleyerek, toprağı okuyarak kurduğu yavaş ve özenli hayat; diğer yanda hızla betonlaşan, tüketilen bir kıyı kültürü… Bu karşılaştırma, onun doğa ve deniz sevgisinin romantik bir nostalji olmadığını; bugün için de çok somut, çok politik ve çok güncel bir uyarı içerdiğini göstererek belgeselde daha derin bir anlam kazanmasını sağlamaya çalıştık.

 

Belgesel, Altın Portakal Film Festivali gibi yerlerde ilk kez izleyiciyle buluştu. Aldığınız tepkiler nasıldı?


NURDAN TEKEOĞLU: Yarışma bölümüne yetişmemiz imkânsızdı; zira çekimleri Temmuz başında bitirdik. Daha sonra Selahattin Paşalı’nın başarı ödülü açıklanınca, festivale kesin geleceğini düşünüp gösterimi ona göre planlayabiliriz diye aklımdan geçirdim. Yapımcı şapkamla, “Kesin gelir,” diyordum; fakat set programı o kadar yoğundu ki gelemedi. Gelebileceği tek gün, açılış töreninin yapılacağı akşamdı.

 

Deniz Yavuz ise gösterim için ertesi günü önermişti. Aslında haksız da sayılmazdı; çok avantajlı bir gün değildi ama açılış günü saat 16.00’ya kondu gösterim. Aynı gün Selahattin Paşalı’nın gelemeyeceğini öğrendik. Fakat inanamazsınız, online satış açıldığı anda biletler 1 saat içinde tükendi. Antalya’daki dostlarımız bilet için bizi arayıp bilet bulmamızı rica ettiler, yönetimden rica ederek gişeden 4–5 bilet ayırtabildik. Salon tıklım tıklımdı, bu da bizi çok mutlu etti. Üstüne bir de torunu Kuki bize sürpriz yaparak gösterime geldi.

 

İzleyicilerin "Filos" belgeselinden ayrılırken yanlarında hangi duygu veya düşünceyi götürmelerini istersiniz?

 

ORHAN TEKEOĞLU: Cevat Şakir’in bir kentin kaderini değiştiren sevgisini yanlarına alarak çıkmalarını isteriz. Yaşadıkları her yeri tüketilecek bir alan değil, korunması gereken  yaşayan bir miras  olarak görsünler. Kendi hayatlarında da ‘küçük bir Filos’ olma cesaretini göstersinler.

NURDAN TEKEOĞLU: Bence

bu belgeselle almamız gereken en önemli mesaj, yeşili ve ormanı korumayı öğrenmemiz ve bir insanın isterse neler başarabileceğini görmemizdir. Biz bunu aslında Atatürk’ten öğrendik; Cevat Şakir de ülkemizin yetiştirdiği o yüce kişiliklerden bir diğeri.

 

Yeni projeleriniz neler?


NURDAN TEKEOĞLU: Şu anda Kültür Bakanlığı destekli, konusu sel ve heyelan nedeniyle Uzungöl’den Van’a göç etmek zorunda kalan insanların hikâyesini anlattığımız DÖNÜŞ belgeseli üzerine çalışıyoruz.

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter