| Yazar: Fırat Sayıcı |
Festival, yeni ve dinamik bir ekiple yoluna gümbür gümbür devam etmekte. Deniz Yavuz ikinci yılında da bu meşakkatli görevin altından başarıyla kalkıyor. Bu gece düzenlenecek ödül töreniyle ödüller sahiplerini bulurken, Antalyalılar ve sektörün önde gelenleri sinemayla dolu geçen tatlı yorgunluğu arkalarında bırakıyorlar. Ben de her zaman olduğu gibi, festivalde izleme şansı bulduğum filmleri elimden geldiğince değerlendirmeye çalışayım. Yazıyı ödül töreninden önce yazıp yayınladığımı da belirtmeliyim.
TAVŞAN İMPARATORLUĞU (Seyfettin Tokmak)
Festivallerde taşra hikayelerinin yeri oldukça kanıksandı artık. Seyfettin Tokmak'ın filmi zorlu koşullar altında ezilen bir çocuğun sessiz isyanını merkeze alırken taşra dramlarının alışılagelmiş estetiğini de iyi kullanıyor. Seyirci, Musa'nın çocukluğuna dair hem bir yas hikayesi hem de direnişinin ilk adımlarına tanık olurken çocukluk melankolisini ön plana çıkartan “Tavşan İmparatorluğu”nun belgesel anlatısına kaçtığı anlar da yer yer gözlemleniyor. En iyi film ödülüne çok yakın bir aday. 7/10
ERKEN KIŞ (Özcan Alper)
Taşıyıcı annelik meselesini merkezine alarak, büyük bir savaşın (Rusya-Ukrayna Savaşı) gölgesinde kalan bireysel dramı bir yol hikayesi üzerinden anlatan Özcan Alper, festivalin en iyi yönetmen ödülünü alır gibi düşünüyorum. Alper’in yetkin sineması, Timuçin Esen ve Leyla Tanlar’ın (karakterler arasındaki duygusal ve cinsel gerilimi başarıyla sırtlamışlar) müthiş kimyasıyla buluşunca seyri kolay ama yer yer tekrara düşen bir yapıya kavuşmuş. Yurt kavramı, ebeveyn meseleleri ve insani duygular üzerine de bolca düşünmeye zorlayan “Erken Kış”, aynı zamanda seyircinin de sevdiği filmlerden biri oldu ki bu Altın Portakal’da büyük bir avantaj. 7 /10
BARSELO (Erdem Yener)
Yönetmen koltuğunda Erdem Yener'in oturduğu ve senaryosunu Alper Kul'un yazdığı "Barselo", izleyicisine rahatsız edici bir gerçekliği sunuyor. Kimilerinin seksist ve eril bulacağı aşikar olan yapımda atmosfer ve diyaloglar sert, acımasız küfürler havada uçuşuyor. Tam da bu yüzden gerçekçi ve etkileyici bir hikaye… Film, seyirciyi konfor alanından çekip alan, gerçekliğin ağırlığını sansürsüz bir şekilde yansıtan, cesur ama rahatsız edici bir vicdan ve kötülük sorgulaması olarak hafızalarda kalacak. Kötülüğün anatomisini, otogarın karanlık dünyasından bir kesit sunarak çıkaran “Barselo”, Erdem Yener’den bundan sonra da ilginç filmler izleyeceğimizi müjdeliyor. 6.5/10
KANTO (Ensar Altay)
Yine bir ilk film olarak karşımıza çıkan “Kanto” modern toplumdaki yalnızlık, aile içi çatışmalar ve kadın emeği temalarına odaklanıyor. İyi bir belgeselci olarak bildiğimiz Ensar Altay kurmaca bir hikayeyi anlatırken de başarılı bir film kotarmış. Filmin senaryoda ortaya koyduğu “twist” yapımın en önemli bel kemiği. Anneyi canlandıran Didem İnselel’in sakin, dokunaklı oyunculuğunu da ayrıca çok sevdim. En iyi kadın oyuncu ödülünde önemli adaylardan biri kanımca. 6/10
ALDIĞIMIZ NEFES (Şeyhmus Altun)
Yönetmen Şeyhmus Altun’un ilk uzun metrajı olan yapım, erken yaşta büyümek, umuda tutunmak ve terk etmeyi reddetmek gibi evrensel temaları işlerken başroldeki Defne Zeynep Enci'nin ilk sinema deneyiminde sergilediği doğal ve güçlü performans büyük beğeni topluyor. Günümüzde sıkça dertlendiğimiz orman yangınları sorununu filmin arka planında, yaklaşmakta olan büyük bir tehlike olarak konumlayan yönetmen karakterler arasındaki ilişkileri anlatmakta yetkin bir dil kullanmış. 5.5/10
PARÇALI YILLAR (Hasan Tolga Pulat)
Seyircinin hem güldüğü, hem hüzünlendiği ana akım sinema örneklerinden biri olduğu film Yetkin Dikinciler’in titiz oyunculuğu ve Yeşilçam arkeolojisinin merak uyandırıcı tarafları sayesinde ayakta duruyor. Yeşilçam’ın erotik sinema dönemini özellikle de üreticileri tarafından anlatan “Parçalı Yıllar” yer yer bolca alkış da aldı seyirciden. Film çıkışı yapılan soru cevap kısmı ise en dolu söyleşilerden biri oldu. Ancak uzun süresi ve sıkça tekrara düşen diyalogları ile dezavantajlara da sahip bir yapım. 5/10
SAHİBİNDEN RAHMET (Emre Sert, Gözde Yetişkin)
Hikayenin çıkış noktası gerçek olaylara dayanıyor. Fikir pırıltılı. Oyunculuklar üst seviyede (özellikle de Cem Yiğit Üzümoğlu). Buna da tamam. Ancak filmin ortasından sonra senaryo öylesine yalpalanıyor ki, seyircide dikkat dağılıyor, odak kayboluyor. Özellikle de para hırsı ve yanlış umutların insanı nasıl savurduğunu anlatan “Sahibinden Rahmet” keşke senaryo aşamasında biraz daha pişirilseymiş. 4.5/10
KESİLMİŞ BİR AĞAÇ GİBİ (Tunç Davut)
Yarışmanın zayıf filmlerinden biri olarak gördüğüm yapım en başta çok büyük bir oyunculuk sorunu ile karşımıza çıkıyor. Feyyaz Duman ve Selen Kurtaran’ın bu kadar inandırıcılıktan uzak ve cılız karakterler yaratmalarına çok şaşırdım. Artık oldukça klişe olan kurbanlık koyun metaforunu kullanmaya çalışmak, üstüne üstlük bunun filme hizmet bile etmemesi de üzücü noktalardan. 4/10
NOIR (Ragıp Ergün)
Kasabaya gelen bir yönetmen, katıldığı cenaze sonrası, herkesin kendi hikayesini yazdığı kaotik bir toplumsal olay örgüsünün başlamasına neden olur. Hikaye kabaca böyle ancak izlediklerim arasında içine girmekten zorlandığım bir film oldu. Farklı anlatım tarzıyla ilk başlarda ilgimi çekse de sonrasında savurdu attı beni. 3.5/10