İçerik
Kaos Örümcek Ağı
Adını layıkıyla taşıyan, gerçekten de kaotik bir film “Kaos: Örümcek Ağı”. Sanki oyuncuları yönetilmemiş, sanki senaryosu ilk müsveddesiyle (draft’ıyla) çekim senaryosuna dönüştürülmüş, sanki özel efektleri amatörlerce hazırlanmış, sanki, sanki, sanki… Bu kadar kaotik bir filmi dikkatle izlemek zor oluyor, haliyle.
İçerik
Tanrılar da ölür...
“Titanların Öfkesi” (Wrath of the Titans), tanrılar, titanlar ve insanlara dair bir dünyayı kurgulayan Yunan mitolojisini günümüz teknolojisiyle birleştiren, mecarayla aksiyonu harmanlayan üç boyutlu bir devam filmi, nihayetinde... İki yıl önce vizyona giren ilk film “Titanların Savaşı”ndan (Clash of the Titans) daha iyi kotarıldığı aşikar, hatta geçen yıl gösterilen Tarsem Singh imzalı Zeus temalı “Ölümsüz”den (Immortals) bile sollar diyebilirim. Ancak yine de eksik ve gedik mevcut. Varsın olsun, öykümüzde tanrılar bile kusurlu, film ne ki...
İçerik
Üç gri balina vardı, geriye iki kaldı!
Konu çevre ve bir canlının hayatını kurtarmak olunca insanın izlediklerine dair bir sürü ayrıntı oluşuyor kafasında. Öncelikle Büyük Mucize 1988 yılında yaşanan, televizyonlara, makale ve hatta kitaplara (Thomas Rose’un kitabı Balinaları Kurtarmak) konu olan bir hikâyeden esinleniyor. Olay üç gri balinanın hızla oluşan buzullarda sıkışmalarını konu alıyor.
İçerik
Böyledir bizim sevdamız!
Kimi zaman altyazılar kimi zaman törenler, kimi zaman zoraki belediye ilişkileri kimi zaman jüriler, en çok ve en önemlisi ise gösterim koşulları sorunludur memleketimin festivallerinde! Ankara Film Festivali de bu tanıdık sorunların bazılarıyla az içli dışlı değildir hani. Ama samimiyet ve gönüllülük, kendini öyle yoğun hissettirir ki, yüreğinizi, karşılığını bulan sakin bir sevda kaplar. Hatta son gün gelip çattığında, tuhaftır ya, Ankara'dan dönesiniz gelmemiştir henüz...
İçerik
Ishioka'nın veda filmi
Söze, kamera arkası ekipte adı bir adım öne çıkan ve 2008 Pekin Olimpiyatları'nın muhteşem açılışındaki kostümlerde de imzası olan Japon tasarımcı, Coppola'nın 1992 yapımı "Dracula"sındaki çalışmalarıyla Oscar kazanmış Eiko Ishioka ile başlamak zorundayız.
İçerik
Ölçülü dram, yerinde mizah!
Oyuncu Seth Rogen, yapımcı Evan Goldberg ve senarist Will Reiser, 20’li yaşların başından beri birlikte iş yapan üç isim… Komedi dizisi Da Ali G Show’dan beri birbirini tanıyorlar. Arkadaşlıkları ve yaptıkları iş gayet yolundayken, küçük bir pürüz ortaya çıkıyor; Sürekli hastalanan ve yorgun gözüken senarist Will Reiser’la mütemadiyen dalga geçen Rogen ve Goldberg, talihsiz bir gerçekle karşılaşıyor… Will Reiser bir gün işe gelip, en yakın arkadaşlarına kanser olduğunu söylüyor.
İçerik
Ölümüne survivor hikâyesi
Gençlik edebiyatının en popüler serilerinden biri daha beyazperdede. Suzanne Collins imzalı Açlık Oyunları’nın, Alacakaranlık serisinin tahtına aday gösterilmesinin en önemli nedenlerinden biri üç genç karakterin arasındaki aşk üçgeni.
İçerik
Kader ve Vesikalı Yarim
Bekir ve Uğur... Halil ve Sabiha… İlk çift “Kader”in ne ayrı ne de birlikte yapabilen kadın ve erkeği. İkinci çift ise “Vesikalı Yarim”in “çok eskiden rastlaşmaları” gereken sevgilileri.
İçerik
Eskiden mektuplar vardı, aşklarımızı yazardık!
Türk sinemasında herşey kötü gitmiyor. Daha önceki birçok eleştirimizde ilk yönetmenlik denemelerinden illallah geldiğini ve kalitesizliklerinin bizi yıldırdığını söyledik. Ama bazı ilk filmler var ki geleceğe dair bize ümit veriyor. Bu hafta vizyona giren El Yazısı işte böyle bir film.
İçerik
Bir tür doğa 'Slasher'ı
Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher'ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson'un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz.
İçerik
Sesin ve gecenin böldüğü hayatlar
Ahmet Ümit ‘in aynı adlı romanından uyarlanmış bir film Bir Ses Böler Geceyi. Uyarlamaların kesinlikle romanla anılmasına ihtiyaç var. Çünkü romanların ayrıntısı bazen filmde hafif bir izdüşüm gibi kalakalır. Filmin çok dingin, sakin bir anlatımı var tabii bunun yanında satır aralarında kalmış ve filme yansımamış, o yüzden izleyeni bir adım ileriye taşımayacak ayrıntılar gizli. Örneğin filmin baş karakteri Süha’nın bir araştırma görevlisi olduğunu ve terk edilmiş gibi duran Alevi köyüne gittiğini anlamıyoruz, çünkü biz onu geri dönüşlerle anlatılmaya çalışan hayatında devrimci bir öğrenci olarak görüyoruz. Sonrası biraz kayıp!
İçerik
Baltalar elimizde
2011 Asya Film Ödülleri’nde Jung-woo Ha’ya en iyi erkek oyuncu ödülü kazandıran Ölüm Denizi, Güney Kore’nin sinemaseverlere (şimdilik) son hediyesi. 157 dakika gibi iddialı bir süresi olmasına rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan nefes nefese izlenen, kora kor bir intikam hikâyesi.
İçerik
Dünya dışında besin zinciri mi?
Her şey, tüm bu sahte belgesel (fake documentary) numaraları, onların yüzünden 1999'da başladı: Maryland'daki bir proje için ormana giden üç genç belgeselcinin kaybolmalarından sonra geride bıraktıkları görüntüleri kurgulayarak piyasaya süren, yani bu hikâyeye belli bir süre insanları inandıran iki adamdan bahsediyorum. "Blair Cadısı"nın (The Blair Witch Project) yazar-yönetmenleri Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez'den.
İçerik
Harry Potter’ı baba olarak izlemeye hazır mısınız?
Susan Hill’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Siyahlı Kadın, Harry Potter olarak tanıdığımız Daniel Radcliffe’in, Harry Potter serisini tamamladıktan sonra rol aldığı ilk film. Radcliffe filmde hayaletli bir kasabaya göreve giden avukatı canlandırıyor. Gerilim unsurlarını iyi kullanan filmin en büyük dezavantajı Harry Potter’ın hafızalarımıza fazlasıyla kazınmış olması. Daniel Radcliffe’i baba rolünde izlemeye henüz hazır değiliz.
İçerik
Yükselmek, ahlaksızlığa uyumla mümkündür!
19.yüzyıl sonlarındaki Paris'te, yakışıklı, çekici, akıllı bir genç adam: Georges Duroy, Cezayir'de savaşıp köyüne değil, ait olduğu sömürge devleti Fransa'nın yüreğine gelmiştir. Koyu yoksulluktan kurtulup yükselmenin, güçlü erkeklerin karılarının yataklarından geçtiğini keşfetmesiyle birlikte de hırsını ve açgözlülüğünü maskelemeye çalışarak ahlaksızca basamakları tırmanmaya başlayacaktır. Ama dikkat; gazete sahipleri ve yazarlarının hükümetler devirip kurarak 'yayılmacı politikaları' bürolarından yönettikleri bir düzende, aslında en ahlaklı Georges olmasın sakın?
İçerik
Peliküldeki Kan İzleri
Ey “Fetih 1453”ü yapanlar, ey koşa koşa bu filme giden ve hayranlıkla seyreden kitleler, ey bu filmi hak ettiği gibi eleştirmeyen meslektaşlarım, ey çoğunluk, size yazıyorum bu yazıyı!
İçerik
Patlak Sokaklar, dublaj dudaklar
"Patlak Sokaklar: Gerzomat" filmi için sanal dünyanın çok tıklanan absürt işleri, beyazperdeyle buluşuyor, diyebiliriz özetle. Şimdi Fransızca şarkıları “Sütü Seven Kamyoncular” ve “Bana Kitap Al” olarak çeviren ve bu gülüp geçilecek ve parlak fikir denilebilecek komikliği videoya çekip, Youtube'a atan gençler, milyonlarca kez izlenince yeni projelere girişti. Ve ardından reklam kokan hareketler (viral reklam) geldi, “Buz Gibi Biraderler”, “Tuttur En Kral Sensin”, “Minibüs”, “Yaşam Mücadelesi” gibi...
İçerik
Küçük çaplı ama iyi bir aksiyon
Son Vurgun gibi filmler insanı kararsızlığa sürüklüyor. Oyuncularının performansı, senaryosu, kurgusu iyi bir film Son Vurgun. Üstelik aslında hacmi de küçük değil. Filmin çekimleri ve harcanan para belirli bir kaliteyi tutturmak için belli ki yeterli. Bütün bunlara rağmen beni tam anlamıyla kavrayabildiğini söyleyemeyeceğim.
İçerik
Belki de en iyisi doğaya sığınmak…
İnsanın doğayla çatışmasını konu alan filmleri merakla izlerim, içinde büyük oranda intikam barındıran, insanın her şeye tepeden bakan gücü karşısında doğanın onun bileğini büküverdiğini düşünürüm. Ama bazen doğanın tepesi atar ve insanoğlunu içinden çıkamadığı psikolojik durumlara sokar. Örneğin Antichrist’de insanın doğasının fazlaca bozulduğuna, Melancholia’da insanın üzerine abandığına, İnce Kırmızı Hat’ta ise insana fazlasıyla ‘anlamsızlık’ bahşettiğine tanıklık etmiştik.