İçerik
Unuttun beni zalim!
Romantik komedilerin ya da romantik dramların formülü genelde ulaşılamayan, kaybedilen, kanırtan, gözyaşıyla birlikte kimi zaman gülünen, kimi zaman da daha diplere saplanılan bir durum barındırır!
İçerik
Pastanın içinden çıkanlar
Amerikan Pastası’nı 1999 yılında seyrettiğimde hem ilginç bulmuş hem de fazla abartılı bir gençlik komedisi olduğunu düşünmüştüm. Çünkü tamamıyla cinselliğe dayanan kaba bir komediydi. En rahatsız olduğum şey ise o kaba espirilerin ve olayların sanki normal ergenlik hareketleri gibi sunulmasıydı.
İçerik
Gerçek bir balina kurtarma operasyonu
Büyük Mucize sadece bir balina kurtarma operasyonu hikâyesi değil. Aynı zamanda politik oyunların, medyanın gücünün, yer yer iç içe olan çıkarcı tutumunun, Greenpeace’in gönülden mücadelesinin ve büyük sermayenin nasıl da nabza göre şerbet verdiğinin filmi. Bazen fazlasıyla didaktik olup, eski bir anlatım tarzıyla karakterlerin derinine inmese de verdiği mesajlarla takdir edilmesi gerek. Gerçekte de bir aktivist olan Drew Barrymore’u, bir Greenpeace gönüllüsü rolünde bakımsız ve makyajsız bir halde izliyoruz.
İçerik
Cem Yılmaz’dan 'Sevimli hayalet' olursa…
Genç Pietro umutsuz aşkının peşinden Sicilya’dan Roma'ya taşınmış ve cinselliğini henüz keşfetmekte olan utangaç biridir. En yakın dostu ve kuzeni (aslında anneleri kuzen) olan Lea ile kiralık bir yer bakınırken unutulmuş bir ev bulur ve oraya taşınır. O bir pastanede kruvasan ustasıdır ancak kurduğu
hayal bambaşkadır. Amatör bir oyuncu olarak çok yetenekli olduğu söylenemez ama bu hayalini mutlaka gerçekleştirmek istemektedir. Evin ise kiralayan kadının asla bahsetmediği bir sırrı vardır. Burası hayaletlerle dolu bir evdir ancak bu hayaletlerin derdi Pietro’yu korkutmak değil… Onlar gerçek
dünyadan daha çok korkmaktalar.
İçerik
Ülkücüler de 12 Eylül’le hesaplaşıyor!
80’li yılların derin ve sarsıcı etkisiyle hesaplaşma içine giren sinemamız bu kez de bedel ödeyenlerin diğer ayağı olan Ülkücülere uzanıyor. İki saatlik belgesel 80’li yılların öncesi ve sonrasıyla sınırlı kalıyor ama günümüzde yükselişe geçen Kürt milliyetçiliğine bir kalkan oluşturmak için de ortaya konulmuş
izlenimi uyandırıyor aynı zamanda!
İçerik
Terence Davies’le İstanbul’da
İstanbul Film Festivali’nin en sevdiğim yanı, film gösterimleri değil. Onları da çok seviyorum elbette ama filmlerin yaratıcılarıyla aynı mekanı paylaşabilmek, sohbet edebilmek, onları insan olarak tanıyabilmek festivalin en sevdiğim yanı.
İçerik
Titanik 3D
Tüm zamanların dünyada en fazla hâsılat yapan ikinci filmi (ilki, yine Cameron'dan "Avatar")ve 11 Oscar kazanan üç filmden (diğer ikisi: "The Lord of the Rings: The Return of the King" ve "Ben-Hur") biri olan "Titanic", 15 yıl sonra hala etkili... Hem sinema sanatı ve kavramının içini dolduran, hem de insan olduğumuzu fena halde hissettiren bir büyük yapım (anımsatalım, Titanic'in batışının 100.yılı ve bu yeni versiyon 3D).
İçerik
Kaos Örümcek Ağı
Adını layıkıyla taşıyan, gerçekten de kaotik bir film “Kaos: Örümcek Ağı”. Sanki oyuncuları yönetilmemiş, sanki senaryosu ilk müsveddesiyle (draft’ıyla) çekim senaryosuna dönüştürülmüş, sanki özel efektleri amatörlerce hazırlanmış, sanki, sanki, sanki… Bu kadar kaotik bir filmi dikkatle izlemek zor oluyor, haliyle.
İçerik
Tanrılar da ölür...
“Titanların Öfkesi” (Wrath of the Titans), tanrılar, titanlar ve insanlara dair bir dünyayı kurgulayan Yunan mitolojisini günümüz teknolojisiyle birleştiren, mecarayla aksiyonu harmanlayan üç boyutlu bir devam filmi, nihayetinde... İki yıl önce vizyona giren ilk film “Titanların Savaşı”ndan (Clash of the Titans) daha iyi kotarıldığı aşikar, hatta geçen yıl gösterilen Tarsem Singh imzalı Zeus temalı “Ölümsüz”den (Immortals) bile sollar diyebilirim. Ancak yine de eksik ve gedik mevcut. Varsın olsun, öykümüzde tanrılar bile kusurlu, film ne ki...
İçerik
Üç gri balina vardı, geriye iki kaldı!
Konu çevre ve bir canlının hayatını kurtarmak olunca insanın izlediklerine dair bir sürü ayrıntı oluşuyor kafasında. Öncelikle Büyük Mucize 1988 yılında yaşanan, televizyonlara, makale ve hatta kitaplara (Thomas Rose’un kitabı Balinaları Kurtarmak) konu olan bir hikâyeden esinleniyor. Olay üç gri balinanın hızla oluşan buzullarda sıkışmalarını konu alıyor.
İçerik
Böyledir bizim sevdamız!
Kimi zaman altyazılar kimi zaman törenler, kimi zaman zoraki belediye ilişkileri kimi zaman jüriler, en çok ve en önemlisi ise gösterim koşulları sorunludur memleketimin festivallerinde! Ankara Film Festivali de bu tanıdık sorunların bazılarıyla az içli dışlı değildir hani. Ama samimiyet ve gönüllülük, kendini öyle yoğun hissettirir ki, yüreğinizi, karşılığını bulan sakin bir sevda kaplar. Hatta son gün gelip çattığında, tuhaftır ya, Ankara'dan dönesiniz gelmemiştir henüz...
İçerik
Ishioka'nın veda filmi
Söze, kamera arkası ekipte adı bir adım öne çıkan ve 2008 Pekin Olimpiyatları'nın muhteşem açılışındaki kostümlerde de imzası olan Japon tasarımcı, Coppola'nın 1992 yapımı "Dracula"sındaki çalışmalarıyla Oscar kazanmış Eiko Ishioka ile başlamak zorundayız.
İçerik
Ölçülü dram, yerinde mizah!
Oyuncu Seth Rogen, yapımcı Evan Goldberg ve senarist Will Reiser, 20’li yaşların başından beri birlikte iş yapan üç isim… Komedi dizisi Da Ali G Show’dan beri birbirini tanıyorlar. Arkadaşlıkları ve yaptıkları iş gayet yolundayken, küçük bir pürüz ortaya çıkıyor; Sürekli hastalanan ve yorgun gözüken senarist Will Reiser’la mütemadiyen dalga geçen Rogen ve Goldberg, talihsiz bir gerçekle karşılaşıyor… Will Reiser bir gün işe gelip, en yakın arkadaşlarına kanser olduğunu söylüyor.
İçerik
Ölümüne survivor hikâyesi
Gençlik edebiyatının en popüler serilerinden biri daha beyazperdede. Suzanne Collins imzalı Açlık Oyunları’nın, Alacakaranlık serisinin tahtına aday gösterilmesinin en önemli nedenlerinden biri üç genç karakterin arasındaki aşk üçgeni.
İçerik
Kader ve Vesikalı Yarim
Bekir ve Uğur... Halil ve Sabiha… İlk çift “Kader”in ne ayrı ne de birlikte yapabilen kadın ve erkeği. İkinci çift ise “Vesikalı Yarim”in “çok eskiden rastlaşmaları” gereken sevgilileri.
İçerik
Eskiden mektuplar vardı, aşklarımızı yazardık!
Türk sinemasında herşey kötü gitmiyor. Daha önceki birçok eleştirimizde ilk yönetmenlik denemelerinden illallah geldiğini ve kalitesizliklerinin bizi yıldırdığını söyledik. Ama bazı ilk filmler var ki geleceğe dair bize ümit veriyor. Bu hafta vizyona giren El Yazısı işte böyle bir film.
İçerik
Bir tür doğa 'Slasher'ı
Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher'ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson'un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz.
İçerik
Sesin ve gecenin böldüğü hayatlar
Ahmet Ümit ‘in aynı adlı romanından uyarlanmış bir film Bir Ses Böler Geceyi. Uyarlamaların kesinlikle romanla anılmasına ihtiyaç var. Çünkü romanların ayrıntısı bazen filmde hafif bir izdüşüm gibi kalakalır. Filmin çok dingin, sakin bir anlatımı var tabii bunun yanında satır aralarında kalmış ve filme yansımamış, o yüzden izleyeni bir adım ileriye taşımayacak ayrıntılar gizli. Örneğin filmin baş karakteri Süha’nın bir araştırma görevlisi olduğunu ve terk edilmiş gibi duran Alevi köyüne gittiğini anlamıyoruz, çünkü biz onu geri dönüşlerle anlatılmaya çalışan hayatında devrimci bir öğrenci olarak görüyoruz. Sonrası biraz kayıp!
İçerik
Baltalar elimizde
2011 Asya Film Ödülleri’nde Jung-woo Ha’ya en iyi erkek oyuncu ödülü kazandıran Ölüm Denizi, Güney Kore’nin sinemaseverlere (şimdilik) son hediyesi. 157 dakika gibi iddialı bir süresi olmasına rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan nefes nefese izlenen, kora kor bir intikam hikâyesi.
İçerik
Dünya dışında besin zinciri mi?
Her şey, tüm bu sahte belgesel (fake documentary) numaraları, onların yüzünden 1999'da başladı: Maryland'daki bir proje için ormana giden üç genç belgeselcinin kaybolmalarından sonra geride bıraktıkları görüntüleri kurgulayarak piyasaya süren, yani bu hikâyeye belli bir süre insanları inandıran iki adamdan bahsediyorum. "Blair Cadısı"nın (The Blair Witch Project) yazar-yönetmenleri Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez'den.