| Yazar: Fırat Sayıcı |
1996 senesinde Yıldız Teknik Üniversitesi Malzeme ve Metalürji Mühendisliği bölümünü kazandığımda, geleceğimi şekillendirecek olan sinema kulübü de aynı zamanda hayatıma girmişti. İlk toplantıya katıldığımdan bir ay sonraki genel kurulda sinema kulübü başkanlığına seçilmiş ve dört yıl üst üste sinema kulübü başkanlığı yapmıştım. O kulüpte neler yaşamadık ki? Şu an profesyonel olarak sinema sektörünün içinde bir sinema akademisyeni olarak çoğu kazanımlarımın temellerini, o sinema kulübünde atmıştım. Dünya klasiklerinden tutun da, dönemin önde gelen popüler filmlerini cep sinemasında arkadaşlarımızla birlikte izlemiş, kitaplar okumuş, sinema üzerine söyleşiler, atölyeler gerçekleştirmiş, kısa filmler çekmiştik. Türkiye’nin en eski üniversite kısa film festivallerinden biri olan Yıldız Kısa Film Festivali’ni başlatmıştık. O festivalde Türkiye'nin önde gelen sinemacılarını jüri üyeleri yapmıştık. O isimlerden öğrendiğimiz birçok şey olmuştu. Sektöre dair önemli bağlantılar kurmuştuk. Kişisel olarak sinema kulübü beni sinema ve televizyon dünyasına hazırladı diyebilirim. Kulüp arkadaşlarımız ağırlıklı olarak mühendislik fakültelerinde okumaktaydı. Bazılarının yolu benim gibi sinema, medya üzerine devam etti. O dönem sınıf arkadaşlarımdan daha çok sinema kulübündeki arkadaşlarımızla vakit geçirirdik. Sosyal hayatımız o kulüp çevresinde gelişmişti. 90’ların sonu 2000’lerin başlarında geçirdiğimiz o güzel kulüp günlerinin hatıraları hala aklımızda. Bazı arkadaşlarla da hala görüşmekteyiz. Adını unuttuklarım illa ki olacaktır ama, Taha, Gülşah, Murat, Caner, Abdülkadir, Gizem, İpek, Burcu, Ülkü, Volkan, Pelin, Elif, Özgür, Olcay, Süheyla, Işıl, Şahin, Cem, Kemal, Ömer Faruk gibi isimler kulübün gelişimi ve varlığını sürdürmesi için, Nevin hocamızın danışmanlığında çok çaba harcadılar. Bizden sonra gelen kuşak da çok güzel işlere imza attılar. Takipteyim. Buradan hepsine bin selam olsun.
Gelelim günümüzdeki rektörlerin, kulüpler üzerinden öğrencileri dizayn etmeye çalışma meselesine. Bizler, okuduğumuz yıllarda, yani doksanların sonunda rektörlerimizin, ya da bizim başımızdaki danışman hocaların bizleri oldukça özgür bıraktıklarını hatırlıyorum. İstediğimiz filmleri gösterebilirdik, istediğimiz konukları kulübe davet edip söyleşiler yapardık. Ancak günümüzde yaşanan siyasal kriz ikliminde maalesef bu şekilde olmuyor. Çünkü rektörler, gelecekteki siyasi hayatlarına yön verecekleri şekilde rektörlüklerini bir araç ya da basamak olarak kullanıyorlar. Hal böyle olunca da kendi çıkarlarına ters düşecek kulüpleri, öğrencileri ve hatta akademisyenleri baskı altında tutmak istiyorlar. Yıldız Teknik Sinema Kulübü üyeleri demokratik hakları olan protesto haklarını kullanarak bir gösteriye katılmışlar. Son zamanlarda yoğunlaşan yurt haberlerine istinaden “Güvenli Yurtlar İstiyoruz” diye sloganlar atmışlar. Bir öğrencinin böyle bir olay için bile meydanlarda toplanması acı verici iken bunun karşılığında yasaklarla, kapatılmalarla karşılaşmaları ilim irfan yuvalarına aykırı değil mi? Yasal gösteri hakkını kullanmak istemeleri sebebiyle kulüp kapatma cezası vermek hangi vicdana sığar?
Üniversite kulüpleri, öğrencilerin sosyalleşmesini, kendilerini merak saldıkları alanda bilgi ve çevre edinmesini de sağlar. Ben de şu an bir vakıf üniversitesinde çalışan bir sinema-tv akademisyeni olarak şimdi bir sinema kulübünün danışmanlığını yapıyorum. Öğrencilerimin gözünde o sinema ışığını görmek bana öğrencilik yıllarımı ve kulüpteki güzel dostlukları hatırlatıyor. Hem öğrenci sayısının hem öğrenci kalitesinin düştüğü günümüzde Yıldız Teknik gibi değerli okulların böylesine değerli ve kökleşmiş kulüplerini kapatmaya çalışması tamamen orta çağ zihniyetidir. Bu yanlıştan hızlı bir şekilde vazgeçilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Rektörler, dekanlar..vs. geçicidir. Daim olan kökleşmiş üniversiteler, bölümler ve de öğrencilerin sığınakları olan kulüplerdir. Her daim sinema kulübü üyesi dostlarımızın, öğrencilerimizin, kardeşlerimizin ve diğer kulüplerin yanında olduğumu da belirtmek isterim.
O kulüp tekrar açılacak!!!