İçerik
Sınırlar değişebiliyorsa duygular da değişebilir!
Bazı filmlerin atmosferi o kadar soğuktur ki, yavaş yavaş adeta bir buzun çözülmesi gibi yavaşça çözülür. Hatta filmi izlerken bile çözülmeyebilir, çıktıktan sonra içinizde çıtırdayan şeylerden çözüldüğünü anlayabilirsiniz. Barbara bir Alman yapımı, duygusu, atmosferi, renkleri, dekoruyla sanki bir Nazi dönemindeyiz. Ama o kadar uzaklara gitmemize gerek olmadığını söylüyor film bize bir yandan da.
İçerik
ATM’de kedi fare oyunu
Tek mekânda geçen gerilim filmlerine bir yenisi daha eklendi. ATM, bu kez gerilimi üç gencin para çekmek için girdikleri bankamatiğe taşıyor. Senaryo, Toprak Altında (Buried) adlı filmle kapalı mekân gerilimlerinde ne kadar başarılı olduğunu kanıtlayan Chris Sparling’e ait.Bir gerilim filminden kader kısmet mesajları çıkarılır mi? Çıkarılır tabii.
İçerik
ATM: Acayip, Tuhaf ve Manidar
“Uyarısız Şiddet: ATM” filmiyle ilgi söyleyeceğim ilk şey, tek kelimeyle fiyasko olduğudur. Bu saçma sapan filmin, yola çıktığı gerilim ve korku türü ile her hangi bir alakası yok, bankamatik, paramatik vs. üzerinden zengin sınıfa ve kapitalizme giydirmeyi direkt hedeflemediği de malum... Üstelik senaryo facia, diyaloglar kötü, oyunculuklar dökülüyor, kurgu desen evlere şenlik ve nihayetinde berbat bir final. Vasatı bile tutturamayan, salt gişeyi düşünen, az maliyetle çok kazanayım diyen sıradan bir yapım bu, özetle. İzleyici deneme tahtası değildir ve yaptığı işe özenmeyen, seyirciye de asla saygı duymaz.
İçerik
Bulmayın artık şu filmleri!
Bu hafta sinemalar, baba oğul Stone’ların işgali altında. Oliver Stone’un yönettiği Vahşiler’de Sean Stone kısa bir rolde görünürken, baba Stone da oğlunun yönettiği filmde aynı şekilde kısa bir rolde görünüyor.
İçerik
Savaş, Seviş ve Kafayı Bul
Oliver Stone’un hayatı da film kariyeri de bir sarkaç gibi, bir sağa bir sola salınıp duruyor. Varlıklı sayılabilecek bir anne-babanın çocuğu Stone. Annesi Hristiyan, babası Yahudi, kendisi ise Budizmi seçmiş.
İçerik
Sana Bezginlik Çok Yakışıyor...
Karşımızda The Cure’un solist, Robert Smith’in daha bezmiş hali var: Cheyenne. Yavaş hareketler, yavaş konuşma tarzı, saçı, sürmeli gözleri, rujlu dudakları onu bizim gözümüzde eski bir rock yıldızı olmaktan çok uzak noktalara atıyor, sanki o doğuştan marjinal bir kaybeden. Normal bir hayatı olabileceğine inanmıyoruz mesela, ama onunla 35 yıl aynı yatağa baş koymuş, tam bir doğa tutkunu, zıt kutbu, onu çok seven bir karısı var!
İçerik
Başarılı Bir Wuxia Örneği
Viizyonda Hong Kong sinemasının en gözde yönetmenlerinden biri olan Tsui Hark’ın kamera arkasına geçtiği, tüm dünyada beğeniyle karşılanmış bir film var. Dedektif Dee; Gizemli Alev, Uzak Doğu dövüş sanatlarının sergilendiği renkli sahnelere sahip başarılı bir Wuxia örneği.
İçerik
Bu filmler bizi germiyor
Gerilim filmleriyle o kadar çok karşılaşıyoruz ki izleyici olarak artık kolay kolay heyecanlanmadığımızı söyleyebilirim. Korku ve gerilim filmleri özel türlerdir, kendilerine göre formülleri vardır. Bu tür filmlerin alt metinlerine istediğiniz konuyu ve eleştiriyi saklayabilirsiniz. Zaten bir korku veya gerilim filmini başarılı diye nitelememizin en büyük sebebi de bu alt metinlerde bulunan eleştirilerdir.
İçerik
Ve kader ağlarını örmüştü
Ve kader ağlarını örmüştü gibi hayli arabesk ve klişe bir girişle, Örümcek Adam filmlerinin dördüncüsü olan İnanılmaz Örümcek-Adam'ı anlatmaya başlayalım.
İçerik
Menekşe’den Önce
“Menekşe’den Önce” Sivas katliamını yaşamış, ruhsal ve fiziksel yaralar içinde hayatta kalmış insanların tanıklıklarına odaklanmış bir film. Zor bir film… çünkü yaşadığımız toprakların ve birlikte yaşadığımız insanların nasıl cehenneme ve cehennem zebanilerine dönüşebildiğini gösteriyor…
İçerik
Yeniden zıplıyoruz: Her belaya derman, Spider-Man…
Sam Raimi’nin giderek kan kaybeden Örümcek üçlemesinden sonra Peter Parker ve maskeli kişiliği Spider-Man bir kez daha gişede şansını deniyor. Aslına bakarsanız ben Raimi’nin çektiği Örümcek Adam filmlerinden pek hazzetmem.
İçerik
Rabat’ta Türk Sineması Vardı
Fas’ın başkenti Rabat 18 yıldır yaratıcı sinemaya destek veren bir festival düzenliyor. Bu yıl (Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)katkılarıyla 18. Uluslar arası Rabat Auteur Film Festival’inin onur konuğu ülke Türkiye’ydi.
İçerik
Lübnan’dan Vizontele Manzaraları
Nadine Labaki’nin adını Karamel (2008) adlı filmiyle tanımıştık. Lübnanlı yönetmen, bir arkadaşıyla birlikte yazdığı filmde başrollerden birini de üstlenmişti. On parmağında on marifet olan Labaki daha ilk filmiyle Cannes’da boy göstermiş ve çok da beğenilmişti (her açıdan beğenilmişti çünkü Labaki çok da çekici bir kadın).
İçerik
Kıtalarla birlikte ekip de ayrılıyor
Önceki filmleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gişe rekorları kıran Buz Devri serisinin dördüncüsü ‘Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor’, Amerika’dan da önce üç boyutlu ve Türkçe dublaj seçeneğiyle vizyonda.
İçerik
Biraz Sherlock, biraz Indiana Jones, e tabi biraz da Wuxia!
Uzakdoğu sinemasına ucundan kıyısından bile olsa, azıcık bulaşmış hemen herkesin Hark Tsui ile yollarının kesişmesi oldukça muhtemel. Yapımcı, senarist, yönetmen ve aktör olarak onlarca yapımda görev alan Tsui, Hong Kong sinemasının altın çağı denilen seksenli ve doksanlı yıllarda öne çıkan sinemacılardan biri.
İçerik
Hem ağlarım hem giderim...
Bu aralar ruh halimden midir nedir filmin konusundan çok karakterlerinin ruh haline saplanıp kalıyorum. Filmlerin konusu genelde bildik ama karakterler o bildik konunun dışındalar ve ben de bu yüzden bu filmleri beğenerek izliyorum. Bu Dans Senin İçin de böyle hislerim.
İçerik
Bırak kıtalar ayrılsın, sevenler asla ayrılmasın!
“Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor” (Ice Age: Continental Drift), 10 yıllık sevimli animasyon serisinin şimdilik son durağı... Elbette, güzelim dünyamızın en eski sahipleri olan hayvanlara dair... Hadi, mamutları bizlerden doğa ayırdı, ya şimdi?
İçerik
Faust bile olamayız
Faust’u yazıp yazmamak için uzun süre düşündüm. Özellikle diğer sinema eleştirmeni arkadaşlarıma baktım ve neredeyse çoğunluğunun Alexander Sokurov’un serbest Faust uyarlaması için kalem oynattıklarını gördüm. Halbuki film ülkemizde bir kopya ile vizyona giriyor. Yani aslında vizyona filan girmiyor. Sadece Beyoğlu sinemasında gidip izleyebilirsiniz.
İçerik
Daha iyi yaşamak ümidi duvara tosladığında…
Daha ilk dakikalarında şef olma hayaliyle iş arayan aşçı Yann ve terslendiği bir restoranda çalışan Lübnan asıllı Nadia’nın tanışmasına, hemen ardından da sevişmelerine tanık oluyoruz. Olaylar hızlı gelişiyor. Nadia’nın eski evliliğinden Süleyman adında dünya tatlısı bir de oğlu vardır. Yann ve Süleyman’ın arasında arkadaş/ebeveyn karışımı bir ilişki hızlıca kurulur. Harika bir çekirdek aile olmak için her şey tamamdır. Bir de göl kenarındaki o restoranı açıp kendi işlerine sahip olabilirlerse…