İçerik
Doğanın da dertleri var!
Yurt beni tahminimden daha fazla şey kuşanmış bir film olarak karşıladı. Filmin yönetmeni Muzaffer Özdemir Nuri Bilge Ceylan’ın oyuncusu. O yüzden herkeste oluşan kanı filmin Nuri Bilge filmlerinin etkisinde olduğuydu. Hem bir etkilenme hem de değişik bir ayrışma hali var filmde…
İçerik
Eski Dostlar - Yeni Düşmanlar
Doksanlı yılların sonunda video oyunu olarak hayatımıza giren Resident Evil’ın sinemaya da sıçraması gecikmedi. Paul W.S. Anderson’ın yapımcı, senaryo yazarı ve yönetmen olarak yer aldığı aynı isimli ilk filmin yapım tarihi 2002 idi. Resident Evil maliyetinin üç katından fazla gişe geliri elde edince, aynı video oyun cephesinde olduğu gibi, doğal olarak bir seriye dönüştü. İnişli çıkışlı bir grafik çizen seri, Resident Evil: Apocalypse (2004), Resident Evil: Extinction (2007) ve Resident Evil: Afterlife (2010) ile devam etti. Serinin beşinci ve şimdilik son halkası ise bu hafta salonları işgal edecek olan Resident Evil 5: İntikam (Resident Evil: Retribution).
İçerik
Sürprizlerle dolu bir gerilim
İşkence Odası (Matryrs) filmiyle adını uluslararası alanda duyuran Pascal Laugier, ilk İngilizce filminde bir kasabada yaşanan esrarengiz olayları konu alıyor. Çocukların uzun boylu bir yabancı tarafından birer birer kaçırıldığı bu kasabada olayların üzerine giden kişi, hemşire Julia. Doğaüstü gerilim gibi başlayıp ayakları yere basan bir finale doğru uzanan Sır, sürprizi bol bir film. Julia rolünde filmin önemli yükünü taşıyan ve başarısında rol oynayan Jessica Biel var.
İçerik
Pixar, kontrol manyağı analar ve 'Cesur' kızlar...
Disney ve Pixar'ın ortaklığından, haliyle bir başyapıt bekleniyor, ancak "Cesur" (Brave), kült mertebesinden hayli uzak bir animasyon, gişede coşmaktan, popüler olmaktan, yani üstüne konuşmaktan da muaf, bir bakıma... Lakin...
İçerik
Ruhumu çıkarttınız be
Korku filmleri benim kabusumdur. Her ne kadar son dönemde korku filmleri diğer türlerle sulandırılıp benim gibi bu tür filmden korkanlar tarafından daha rahat seyredilebilir hal alsa bile işte bazen böyle izleyiciyi koltuktan zıplatan yapımlar da karşımıza çıkıyor
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 10.Gün
Ve bugün son Altın Aslan adaylarnın da gösterimi yapıldı. Artık sonuçları bekleme zamanı geldi. Ben hemen bizim Fipresci jürimizin ödüllerini açıklayayım. Ana Yarışmada birinciliği Paul Thomas Anderson’ın “Usta”sına verdik. “Usta” benim beğendiğim bir film değil ama çok beğendiğim başka bir film de olmadı. Seidl’in “Cennet: İnanç”ını tercih ederdim ama o filmi de çok çoşkuyla savunacak kadar beğenmiş değildim.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 9.Gün
Festival yorgunluğu çökmeye başladı. Toronto başlayınca Venedik’te gazeteci sayısı da azaldı. Artık intiaklar oynanıyor. Cumartesı sabahı Brian De Palma’nın “Tutku”suyla dananın kuyruğu kopacak. FIPRESCI jurisi olarak kararımızı aşağı yukarı verdik. Jürilerde kararlar ortak verildiği için yazdıklarımdan sonucu tahmin etmeye boşuna kalkmayın. Benim değil jürinin seçimi söz konusu.
İçerik
Ne Gelirim, Ne de Görürüm!
Sagopa Kajmer’in güzel bir şarkısı var, adı “Ben Hüsrana Komşuyum” orada şöyle bir söz geçiyor “Çok bildimlik yaparsan çok düşmüşlük yaşarsın, yok derdimlik yaparsan dert görünce saparsın.” İşte “Şimdi Gel de Gör Beni”nin Lola’sı tam da bu dertten muzdarip!
İçerik
Cesur Kız’lar buraya!
Öncelikle hayatının erkeğini bulma derdinde olup, çıtkırıldım takılan Disney prenses klasiklerinden bıksam/ bıkmasam da, bu modern prenses imajına bayıldığımı söylemeliyim. Aykırı, kızıl saçlarıyla annesinin ‘klasik kız’ yaratma imajını elini tersiyle iten Merida’nın hikayesi üst üste sürprizler içeriyor. Tabii hikaye başarılı işler sunan, hatta bazı işlerinde zirve yapan ( Yukarı bak, Ratatuy, Vol-i) Pixar’a ait olunca keyfimiz bir kat daha artıyor.
İçerik
Çocuklar Şeker de Yiyebilsinler!
Son yıllarda korku sineması adına en farklı örneklerin Fransa’dan çıktığı söylenebilir. Yeni Fransız Dehşet Sineması olarak isimlendirilen bu yeni dalganın köşe taşlarından biri de İşkence Odası (Martyrs, 2008) idi. Son derece saldırgan, sert ve bol kanlı İşkence Odası ile izleyenleri şoka uğratan Pascal Laugier, merakla beklenen yeni filmi Sır ile karşımızda.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 8.Gün
Harmony Korine 16 yaşında “Kids”in senaryosuna imza attığından beri, Amerikan bağımsız sinemasının yaramaz çocuğu olmayı sürdürüyor. Adını Amerikan üniversitelerinin bahar tatilinden alan “Bahar Tatilcileri” (Spring Breakers) Korine’in bugüne kadar yaptığı en ana akım film.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 7.Gün
Olivier Assayas’in Altın Aslan için yarışan filmi “Mayıstan Sonra” tahmin edilebileceği gibi 68 Mayısının ardından gelen yıllardan yani 1970’lerin başından söz ediyor. Assayas genç bir oyuncu kadrosuyla kendi hayatından izler taşıyan bir film yapmış.
İçerik
Bourne yeni yüzüyle karşımızda
Akdeniz’den baygın bir şekilde çıkarılan ajan Jason Bourne ile 12 yıl önce tanışmıştık. Üç film boyunca hayatta kalma mücadelesini ve kimliğini bulma yolcuğunu izledik. Bourne’un Mirası, hayatta kalmak için savaşmak zorunda olan yeni bir ajanı izleyiciyle tanıştırmak için perdeyi yeniden açıyor. Ama bu kez Matt Damon yerine yeni bir yüz, Jeremy Renner ile... Yönetmen koltuğundaysa ilk üç filmin senaristi Tony Gilroy var.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 6.Gün
Bir yönetmenin ilk filmiyle Venedik’te Altın Aslan için yarşsması sıradan bir şey değil. İsrailli Rama Burshtein “Boşluğu Doldur” (LEMALE ET HA’CHALAL) adlı filmiyle bunu başarmış.
İçerik
Kadınlara Gerçekçi Dokunuşlar
Şöyle bir durup geriye baktığımızda sinema tarihimizde kadınlara ait filmler çeken, filmin merkezine kadını koyan sayılı yönetmenin var olduğunu görürüz. Bunlardan kanımca en önemlisi (ki o bile sadece belli dönemlerde bu yaklaşımı uygulamıştır) Atıf Yılmaz’dır.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 5.Gün
Terrence Malick’in bir dahi oldugunu benim de düşünmüşlüğüm vardır. “Ince Kırmızı Hat”ı Berlin’de seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Bir de garip bir ilişkim oldu Malick’le. Gayet nadir film yapan bu yönetmenin filmleri ne zaman büyük bir festivale gitsem beni buldu. İlk Berlinale’mde de ilk Cannes’ımda da Malick yarıştı ve filmi en iyi film seçildi. İlk Venedik’imde yine Malick yarışıyor. Bakalım tarih tekerrur edecek mi? Ben yine Cannes’da olduğu gibi Venedik’te de Malick’in eli boş dönmesi için duacıyım. Bu kez geçen seferkinden daha çok.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 4.Gün
Festivalin en heyecanla beklenen yarışma filmlerinden biri bugün gösterildi: Paul Thomas Anderson’ın ”Usta”sı (The Master) yönetmenin ”Kan Dökülecek”ten sonra yaptığı ilk film. Kan Dökülecek ikisi Oscar, birisi Berlin’de Gümüş Ayı olmak üzere 70 civarında ödül kazanmış bir filmdi. Daniel Day Lewis gibi güçlü bir oyuncusu vardı ve aslında anlattığı karakteri son derece yetersiz bir biçimde tasvir etmesine rağmen etkileyici olabilmişti. Safi bir kötülüğün temsilcisi gibiydi filmin petrol zengini kahramanı. Metafiziğin konusu olacak bir kötülüğün. O filmin bir de din adamı kahramanı vardı.
İçerik
Bourne'nun Mirasyedileri...
Sürekli aktör harcayan ama kendisini hep sağ kalan, son filmde de İstanbul'u kırıp, döküp, harcayan kibirli ve soğuk Bond'a alternatif diyebeleceğimiz bu asri zamanlar işi ajan-casusluk üçlemesi, ya da bilinen adıyla Bourne Serisi, çok beğenilince ve haliyle bir milyar dolardan fazla bir gelir elde edince, dört köşe olmak isteyenler, "Bourne'nun Mirası"na (The Bourne Legacy) göz diktiler, özetle...
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 3.Gün
Venedik Günleri adlı bölümde Miu Miu adlı moda şirketinin ısmarladığı 4 kısa filmden oluşan “Kadınların Hikayeleri”ni moda şirketinin (miu miu) web sitesinden görebilirsiniz (http://www.miumiu.com/it/wtales/2/film). Lucrecia Martel ve Giada Colagrande’nin filmleri ilginçken, Zoe Cassavetes ve Massy Tadjedin’in filmleri ise bende iz bırakmadı.