İçerik
Kıtalarla birlikte ekip de ayrılıyor
Önceki filmleri dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gişe rekorları kıran Buz Devri serisinin dördüncüsü ‘Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor’, Amerika’dan da önce üç boyutlu ve Türkçe dublaj seçeneğiyle vizyonda.
İçerik
Biraz Sherlock, biraz Indiana Jones, e tabi biraz da Wuxia!
Uzakdoğu sinemasına ucundan kıyısından bile olsa, azıcık bulaşmış hemen herkesin Hark Tsui ile yollarının kesişmesi oldukça muhtemel. Yapımcı, senarist, yönetmen ve aktör olarak onlarca yapımda görev alan Tsui, Hong Kong sinemasının altın çağı denilen seksenli ve doksanlı yıllarda öne çıkan sinemacılardan biri.
İçerik
Hem ağlarım hem giderim...
Bu aralar ruh halimden midir nedir filmin konusundan çok karakterlerinin ruh haline saplanıp kalıyorum. Filmlerin konusu genelde bildik ama karakterler o bildik konunun dışındalar ve ben de bu yüzden bu filmleri beğenerek izliyorum. Bu Dans Senin İçin de böyle hislerim.
İçerik
Bırak kıtalar ayrılsın, sevenler asla ayrılmasın!
“Buz Devri 4: Kıtalar Ayrılıyor” (Ice Age: Continental Drift), 10 yıllık sevimli animasyon serisinin şimdilik son durağı... Elbette, güzelim dünyamızın en eski sahipleri olan hayvanlara dair... Hadi, mamutları bizlerden doğa ayırdı, ya şimdi?
İçerik
Faust bile olamayız
Faust’u yazıp yazmamak için uzun süre düşündüm. Özellikle diğer sinema eleştirmeni arkadaşlarıma baktım ve neredeyse çoğunluğunun Alexander Sokurov’un serbest Faust uyarlaması için kalem oynattıklarını gördüm. Halbuki film ülkemizde bir kopya ile vizyona giriyor. Yani aslında vizyona filan girmiyor. Sadece Beyoğlu sinemasında gidip izleyebilirsiniz.
İçerik
Daha iyi yaşamak ümidi duvara tosladığında…
Daha ilk dakikalarında şef olma hayaliyle iş arayan aşçı Yann ve terslendiği bir restoranda çalışan Lübnan asıllı Nadia’nın tanışmasına, hemen ardından da sevişmelerine tanık oluyoruz. Olaylar hızlı gelişiyor. Nadia’nın eski evliliğinden Süleyman adında dünya tatlısı bir de oğlu vardır. Yann ve Süleyman’ın arasında arkadaş/ebeveyn karışımı bir ilişki hızlıca kurulur. Harika bir çekirdek aile olmak için her şey tamamdır. Bir de göl kenarındaki o restoranı açıp kendi işlerine sahip olabilirlerse…
İçerik
Bu filmde iki ‘D’ var
2010 yılındaki filmde Victoria Gölü’nü kana bulayan piranalar devam filminde bir su parkının açılışını hedef alıyor.
İçerik
Palamutunun peşindeyiz Buz Devri!
İlki 2003 yılında vizyona giren, bir toplaşma ve insanoğluna (bebeği ailesine ulaştırma azmi) yardım kampanyası gibi doğan Ice Age / Buz Devri seri açıkçası hemen dikkatleri üstüne toplamayı başarmıştı. Öyküsü çok tatmin edici olmasa da karakterlere yüklenen komiklikler ve ara espriler filmi bugünlere getiren detaylar.
İçerik
Dikkat! Ayı Çıkabilir!
2007 yılında Oren Peli’nin Paranormal Activity’si ortalığı kasıp kavurmuştu, aynı Blair Cadısı’nın 1999’da yaptığı gibi. Devam filmleri ile başarılı bir reklam kampanyası sonucu oluşturulan yoğun ilginin ekmeğini yeme gayretleri giderek azalan bir ivme ile devam etti. Peli, The River (2012) isimli dizinin senaryosuna katkıda bulunduktan sonra şimdi de Carey ve Shane Van Dyke ile beraber yazdığı Çernobil’in Sırları ile karşımızda.
İçerik
Su parkı değil de sanki slikon vadisi
Katil balıklar, kanlı vücutlar, alıklar, salaklar ve tam tekmil istismar... “Pirana 3DD” filminin her hangi bir ederi yok, belki baştan sona ucuzluk, o kadar... Komik desen değil, eğlencelik desen değil, erotik desen o hiç değil. Senaryo sefil, diyaloglar ölümcül, oyunculuklar dökülüyor. Üstelik klişe deposu... Ortaya çıkan şeye vasat bile denemez, bu zaman kaybının adı konamaz. Sinirden güldürüyor, hem seyirciye, hem de piranalara resmen ayıp ediliyor.
İçerik
Bu da İngiliz Pastası
Gençlik komedileri sinemanın başarılı türlerinden. Özellikle 80’lerde hit yapan bu tür ara ara başarılı örneklerle kendini hatırlatmakta. 1999 yılında gençlik komedilerinin son dönem kült olmuş örneği sinemalarda kendini gösterdiğinde bir çılgınlık yarattı. Amerikan Pastası o kadar başarılı oldu ki serisi çekildi. Bu yıl da sonuncu filmi seyrettik. Avrupa sineması da kendine has olmakla birlikte aslında Hollywood’u takip ediyor. Özellikle aksiyon filmlerinde bu gözleniyor. İşte bu takipçiliğin sonunda İngilizler 2008 yılında The Inbetweeners adlı diziyi televizyon için üretti. Lisede okuyan dört kafadarın maceralarını işleyen bu dizi o kadar tuttu ki dizinin filmi de çekildi ve bu hafta biz onu sinemalarda seyredeceğiz.
İçerik
Ötekiler ve Berikiler
“Kırık Midyeler”, Türkiye’nin hem öz hem de geçici ötekilerine dair bir hikaye anlatıyor. Ya da birkaç iç içe geçmiş, kesişen hikayeyi anlatıyor diyelim.
İçerik
Bir kemancının ölüme yatması
Sevmeden evlendirildiği karısı tarafından kemanı kırılan ve hayata küsen bir keman virtüözünün ölümü çağırdığı son bir haftasını anlatan sıradışı, esprili ve melankolik bir film Azrail’i Beklerken. Senaryo yazarı ve yönetmenleri Persepolis ile dünyaca ünlenen Marjane Satrapi ve Vincent Parannaud. Azrail’i Beklerken, Persepolis kadar politik bir film olmasa da arka planda İran’ı resmederek Satrapi’nin siyasi duruşunu devam ettiriyor.
İçerik
Ruhumun eşi, annemin kardeşi!
Café de Flore / Ruh Eşim’i izlerken aklıma doğal olarak son olarak izlediğimiz yerli yapım Eşruhumun Eşzamanı geldi. O ne kadar sıkıcı ve özensizse bu filmde bir o kadar özenli, karışık ve duygusal.
İçerik
Sahil Güvensiz, Kurtar Bizi Hasselhoff!
2005 yılında çektiği, rahatlıkla ‘çılgın bir film’ diye isimlendirilebilecek Kanlı Şölen (Feast) ile ismini bir kenara not ettirmişti 1957 doğumlu yönetmen John Gulager. Kendisinden aynı lezzette farklı işler beklerken o Kanlı Şölen’e vizyon şansı bulamayan iki adet devam filmi çekmeyi tercih etti.
İçerik
Sıkıntıdan Öldüren Hayaletler!
Ti West’i severim. 80’ler slasherlarına, saygı duruşu olmaktan da öte bir anlam ve özlem yüklenmiş The House of the Devil / Şeytanın Evi ile beğenimi kazanıp takip listeme girmişti. O yüzden bu hafta gösterime girecek olmasını fırsat bildim ve “seni seçtim Pikaçu” deyip yönetmenin son filmi olan The Innkepers’ı yazmak istedim. İstemez olaydım!
İçerik
Nedir Bu Kadınlardan Çektiğimiz!
Gizemli Kadın, ülkemizde geç gösterime giren filmlerden… Yönetmeni Pawel Pawlikowski belgeselden gelen ve 1998 yılında çektiği The Stringer ile kurmacaya geçen, çok da üretken olduğu söylenemez bir sinemacı… My Summer of Love ile de uluslararası projelerde çalışma imkanı bulmuş…
İçerik
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer
Zorunlu ayrılık, kavuşamama, başkalarıyla kurulan yuva ve bir ömür beklenen vuslat... Aşk acısı ne yaman şeydir, bir hayatı, tereddütsüz darmadağın edebilir. Hani Neruda Usta; “Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim" der ve ekler ya; “Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer”. Evet, bazen de hiç unutulmaz, belki beklenir, ötelenir, örtmek denenir, ancak çabaladıkça, çırpındıkça daha dibe, derine, en derine çeker seni sevda, kara sevda...