Film
Beden
İşi başından aşkın bir savcının son zamanlarda aklını en çok meşgul eden şey kızıdır. Annesinin ölümünün ardından kendini toparlayamayıp anoreksiyaya yakalanan Olga’yı bir rehabilitasyon merkezine yatırmıştır. Mantığa ve bilime sıkı sıkı bağlı olan savcı birkaç cinayet davasıyla ilgilenirken kızının kaldığı merkezde ölülerle iletişime geçtiğini iddia eden Anna, Olga’nın öteki dünya ile iletişim kurarak üzerindeki yükü atacağına inanmaktadır. Savcı, son çare olarak mantığının tersi yönde hareket etmeye karar verir…
Film
Beden Öğretmeni Bay Woodcock
Yazar John Farley kitap turu sırasında annesine sürpriz yapmak için eve döner. Annesinin Bay Woodcock’a aşık olduğunu öğrenince, eski öğretmeninin keskin diline ve korkutma taktiklerine tekrar katlanması gerekecektir. Genç adam ilişkiyi bozabilmek için tatilini uzatır. Yaşanan ilişkiler, John’un insanın geçmişinden kaçmasının genellikle çok zor olduğunu keşfetmesine yol açar.
Film
Kaybedenler Kulübü
Kaan ile Mete, 90’lı yılların ikinci yarısında, bir radyo programı yapmaya başlarlar. Programın şöhreti hızla yayılırken eski hayatlarına aynen devam ederler.
Kaan, aradığı aşkı Zeynep’de bulur ve tutkuyla yaşamaya çalışır. Bu arada herkesin kendi kaybını bulduğu program Kaybedenler Kulübü, toplumun farklı kesiminden insanları buluşturmaktadır.
İçerik
Beden ve Ruh
Senaryonun tamamına ruhsal bir derinlik hakim. Denebilir ki; yönetmen Enyedi, Doğu’dun destansı ve dilden dile dolaşan efsane aşklarına modern bir bakış getiriyor.
İçerik
CIALO - Beden
Polonyalı kadın yönetmen Szumowska, ilginç bir filmografiye sahip ve özellikle beden metaforunu çok kullanıyor.
İçerik
Bir beden, bin neden...
Vahşi kapitalizm, sanal çağ ile kolkola, günümüz insanını giderek makineleştiriyor, yozlaştırıyor, tüm duyarlılıklardan ve güzelim erdemlerden arındırıyor. Adeta soyuyor, üryan ediyor. Hele kadınlar... Ya şişman, yaşlı, çirkin gibi sıfatlarla aşağılıyor, ya da genç, güzel, seksi diyerek metalaştırıyor. Artık insan kaynak, kadın hammadde, insanlık desen hak getire...
İçerik
Bedenim şiddetine feda olsun!
1996 yılında Anthony Burgess’in Otomatik Portakal’ını oyunlaştırmak üzere toplaşmıştık. Amosferimiz harikaydı ve biz ‘tanrı bir Rock şarkıcısıdır’ diye kikirdeyecek kadar bıçaklı süt içmiştik! Yasaklı bir filmdi ve biz ne yapıp edip izlemiştik… Şiddetle harmanlanmış bir avuç gencin yazarın karısına yaptıkları, bu yazının konusunu tam olarak karşılamasa da zorbalıktan beslenen bir seks iması her yanına sinmiş bir filmdi sonuçta karşımızdaki… Antichrist elbet bizi bu filmlere çeken, o sularda neler olmuş dedirten… Gore (kanlı) ile seksi / pornoyu harmanlayan Trouble Everyday / Her Gün Başka Bir Bela aslında şiddeti kontrolsüz bir sevişme ateşiyle ortaya sürüyordu. ‘Yerim ben seni’ dedirten tarzda hem de… Çiftlerin doz aşımı, yamyamlık çizgisinde ilerliyor bu da bir nevi şiddet olarak kazınıyor hafızalara…