İçerik
Sen Kimsin?
Sen Kimsin? Parodi desek, parodi değilsin; gülmece desek, gülmece değilsin! (Umuyorum) Muhtemelen kağıt üzerinde öyleydin…
İçerik
Elveda İlk Aşk
Elveda İlk Aşk ismiyle müsemma, aşk acısını bol bol yaşayan bir genç kız ile onun vurdumduymaz erkek arkadaşının hikayesi. Öküyü yazan ve filmi yöneten Mia Hansen-Løve 32 yaşında bir kadın olarak ilk aşkın acısını bizlere hatırlatıyor. İnsanı anlamak çok zor, hele aşkı tanımlamak veya bizi nerelere sürükleyeceğini bilmek ise imkansız.
İçerik
Gizemli Adaya Yolculuk
Bazı filmleri izlerken çocuk olmayı diliyorum, Gizemli Ada’ya Yolculuk’ta bu filmlerden birisi. Çünkü çocukluğun o saf algısıyla kurguya kalın bir çizgi çekip, o dünyanın içinde daha sahici dolaşmak mümkün. Üç serilik bir parçanın ikinci filminde keşke kaybolmasa, yok olmasa dediğimiz güzellikteki bir gizemli adaya düşüyoruz. İlki 2008 yılında çekilen Dünyanın Merkezine Yolculuk filmiydi. Jules Verne’in aynı adlı romanından uyarlanan filmde yine bambaşka bir dünyanın içinde bulmuştuk kendimizi. Yönetmeni aynı zamanda Ayı Yogi’yi tekrar hayatımıza sokan Eric Bervig’di…
İçerik
J.Edgar
Clint Eastwood yönetmen koltuğuna oturuyor ve FBI’ın en güçlü adamlarından biri olan J.Edgar Hoover’ın dosyasını bizler için açıyor. ‘J.Edgar’, uzun süre FBI’ı yöneten J. Edgar Hoover’ın zaman içinde ülkenin en etkili isimlerinden biri haline gelişini anlatırken, annesi ve sağ kolu ile olan ilişkisi üzerine de odaklanıyor. Uzun bir film olsa da Edgar’ın özel hayatı ve tarihi olayları iyi dengelemiş olması nedeniyle soluksuz izleniyor. Başrollerde Leonardo DiCaprio, Naomi Watts, Armie Hammer ve Judi Dench var.
İçerik
Siyahlı Kadın
Hani neredeyse elimizde büyüdü kerata! Daniel Raddcliffe’den bahsediyorum. İlk Harry Potter’daki ağlak, ezik İngiliz veledini oynadığı tarihten bu yana 11 sene geçmiş, o da bu zaman içinde büyümüş, ağabeyliği de atlamış, hemen baba olmuş! (filmdeki karakterden bahsediyorum.)
İçerik
Teksas Ölüm Tarlası
ABD'nin 'en beyaz' eyaletlerinden Teksas, güneydeki 'derin Amerika' ile de yüzleşmemizi seri katilleri aracılığıyla gerçekleştirmeye devam etmekte. Teksas'daki seri katil vakaları, karışık, içinden çıkılması zor, izini sürdükçe batağa saplanılabilecek ve bazen de toplumsal bir histerinin gölgeleriyle karşılaşılabilecek, ilginç hikâyeleri barındırmakta...
İçerik
"Senden Bana Kalan"dan kalanlar
Bu yılın Oscarlarından en iyi uyarlama senaryoyu kazanan Alexander Payne’in “Senden Bana Kalan”ından bende çok da hoş bir iz kalmadı. Payne’in hemen hemen bütün filmlerini izledim ama uzun aralarla. Böyle olunca filmler arasındaki benzerlikleri yakalamak kolay olmuyor. Zaten yönetmen o kadar da sık film çekmiyor.
İçerik
Senden Bana Kalan
Altın Küre’de en iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödülü alan ve Oscar’da 5 dalda adaylığı bulunan “Senden Bana Kalan”ın mimarı, “Sideways” gibi bir mükemmeliyetçi filmle Oscar dahil birçok ödül kazanan Alexander Payne… George Clooney’in çok az bir para alarak bu filmde şiddetle oynamak istemesinin sebebini ve sonuçlarını da filmi izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız.
İçerik
Fetih 1453
Konstantinopolis’in fethi önemli bir konu... Meseleyi doğru anlatmak kadar, izleyiciyi sıkmamak da gerekiyor. Faruk Aksoy’un ne yapmak istediği filmin daha ilk dakikalarında anlaşılıyor. Hollywood’un bu tarz epik filmler için şimdiye kadar ürettiği tüm formülleri kullanarak amaca ulaşmak ve 160 dakikalık bir filmi seyirciyi sıkmadan izletmek derdinde yönetmen...
İçerik
Hugo
Büyük usta Martin Scorsese’nin üç boyutlu çektiği “Hugo”ya karşı önyargılıydım, kısa bir süre önce Steven Spielberg’ün “Tenten” adlı filmini izlemiş ve sevememiştim. Ancak Hugo, hem 3D’ye olan önyargımı yıktı hem de ilk denemesinde turnayı gözünden vuran Scorsese’nin ezber bozan bir yönetmen olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Müthiş bir yapıt “Hugo”, kesinlikle bu yıl seyrettiğim en iyi film… Sinema büyüsünü yaratanlara, 7. sanatı kuranlara bundan güzel ve bundan özel bir saygı duruşunda bulunulamazdı. Hugo’ya gidin, çocuklarınızı da götürün, pişman olmayacaksınız.
İçerik
Entelköy Efeköy’e Karşı
Yüksel Aksu’yla ‘Dondurmam Gaymak’ filmiyle ilgili röportaj yaparken ondan filmi aşan sözler duyduğumu düşünmüştüm. Şöyle ki Bienal’de sergilenen eserlerin anlamsızlığı ve kimi zamanda basitliğinin öyle kallavi bir açıklaması vardır ki, esere bir kere daha bakarken ‘ben ne kaçırdım’ acaba dersiniz… Eseri yaratanın kafasındakilerin dökümüdür orada sergilenen ama açıklamalar nedense beni eserin kendisinden daha fazla etkiler! Dondurmam Gaymak Ege’de çekilen, komediyle sıvanmış, derdini ağrılı sancılı bir şekilde değil de güle oynaya anlatan bir filmdi! Evet bu 2005 yılında minimal patlamaya doğru giden sinemamızda tersine bir yoldu ve çok fazla eğlencelik kokuyordu! Yine de Yüksel Aksu’yla yaptığım röportajdan inanılmaz şekilde tatmin olmuştum.