İçerik
Sesin ve gecenin böldüğü hayatlar
Ahmet Ümit ‘in aynı adlı romanından uyarlanmış bir film Bir Ses Böler Geceyi. Uyarlamaların kesinlikle romanla anılmasına ihtiyaç var. Çünkü romanların ayrıntısı bazen filmde hafif bir izdüşüm gibi kalakalır. Filmin çok dingin, sakin bir anlatımı var tabii bunun yanında satır aralarında kalmış ve filme yansımamış, o yüzden izleyeni bir adım ileriye taşımayacak ayrıntılar gizli. Örneğin filmin baş karakteri Süha’nın bir araştırma görevlisi olduğunu ve terk edilmiş gibi duran Alevi köyüne gittiğini anlamıyoruz, çünkü biz onu geri dönüşlerle anlatılmaya çalışan hayatında devrimci bir öğrenci olarak görüyoruz. Sonrası biraz kayıp!
İçerik
Baltalar elimizde
2011 Asya Film Ödülleri’nde Jung-woo Ha’ya en iyi erkek oyuncu ödülü kazandıran Ölüm Denizi, Güney Kore’nin sinemaseverlere (şimdilik) son hediyesi. 157 dakika gibi iddialı bir süresi olmasına rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlayamadan nefes nefese izlenen, kora kor bir intikam hikâyesi.
İçerik
Dünya dışında besin zinciri mi?
Her şey, tüm bu sahte belgesel (fake documentary) numaraları, onların yüzünden 1999'da başladı: Maryland'daki bir proje için ormana giden üç genç belgeselcinin kaybolmalarından sonra geride bıraktıkları görüntüleri kurgulayarak piyasaya süren, yani bu hikâyeye belli bir süre insanları inandıran iki adamdan bahsediyorum. "Blair Cadısı"nın (The Blair Witch Project) yazar-yönetmenleri Daniel Myrick ile Eduardo Sánchez'den.
İçerik
Harry Potter’ı baba olarak izlemeye hazır mısınız?
Susan Hill’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Siyahlı Kadın, Harry Potter olarak tanıdığımız Daniel Radcliffe’in, Harry Potter serisini tamamladıktan sonra rol aldığı ilk film. Radcliffe filmde hayaletli bir kasabaya göreve giden avukatı canlandırıyor. Gerilim unsurlarını iyi kullanan filmin en büyük dezavantajı Harry Potter’ın hafızalarımıza fazlasıyla kazınmış olması. Daniel Radcliffe’i baba rolünde izlemeye henüz hazır değiliz.
İçerik
Yükselmek, ahlaksızlığa uyumla mümkündür!
19.yüzyıl sonlarındaki Paris'te, yakışıklı, çekici, akıllı bir genç adam: Georges Duroy, Cezayir'de savaşıp köyüne değil, ait olduğu sömürge devleti Fransa'nın yüreğine gelmiştir. Koyu yoksulluktan kurtulup yükselmenin, güçlü erkeklerin karılarının yataklarından geçtiğini keşfetmesiyle birlikte de hırsını ve açgözlülüğünü maskelemeye çalışarak ahlaksızca basamakları tırmanmaya başlayacaktır. Ama dikkat; gazete sahipleri ve yazarlarının hükümetler devirip kurarak 'yayılmacı politikaları' bürolarından yönettikleri bir düzende, aslında en ahlaklı Georges olmasın sakın?
İçerik
Peliküldeki Kan İzleri
Ey “Fetih 1453”ü yapanlar, ey koşa koşa bu filme giden ve hayranlıkla seyreden kitleler, ey bu filmi hak ettiği gibi eleştirmeyen meslektaşlarım, ey çoğunluk, size yazıyorum bu yazıyı!
İçerik
Patlak Sokaklar, dublaj dudaklar
"Patlak Sokaklar: Gerzomat" filmi için sanal dünyanın çok tıklanan absürt işleri, beyazperdeyle buluşuyor, diyebiliriz özetle. Şimdi Fransızca şarkıları “Sütü Seven Kamyoncular” ve “Bana Kitap Al” olarak çeviren ve bu gülüp geçilecek ve parlak fikir denilebilecek komikliği videoya çekip, Youtube'a atan gençler, milyonlarca kez izlenince yeni projelere girişti. Ve ardından reklam kokan hareketler (viral reklam) geldi, “Buz Gibi Biraderler”, “Tuttur En Kral Sensin”, “Minibüs”, “Yaşam Mücadelesi” gibi...
İçerik
Küçük çaplı ama iyi bir aksiyon
Son Vurgun gibi filmler insanı kararsızlığa sürüklüyor. Oyuncularının performansı, senaryosu, kurgusu iyi bir film Son Vurgun. Üstelik aslında hacmi de küçük değil. Filmin çekimleri ve harcanan para belirli bir kaliteyi tutturmak için belli ki yeterli. Bütün bunlara rağmen beni tam anlamıyla kavrayabildiğini söyleyemeyeceğim.
İçerik
Belki de en iyisi doğaya sığınmak…
İnsanın doğayla çatışmasını konu alan filmleri merakla izlerim, içinde büyük oranda intikam barındıran, insanın her şeye tepeden bakan gücü karşısında doğanın onun bileğini büküverdiğini düşünürüm. Ama bazen doğanın tepesi atar ve insanoğlunu içinden çıkamadığı psikolojik durumlara sokar. Örneğin Antichrist’de insanın doğasının fazlaca bozulduğuna, Melancholia’da insanın üzerine abandığına, İnce Kırmızı Hat’ta ise insana fazlasıyla ‘anlamsızlık’ bahşettiğine tanıklık etmiştik.
İçerik
John Carter
“John Carter: İki Dünya Arasında” (John Carter) filmini izleyince aklıma geçen hafta gösterime giren bizim yerli işi “Sen Kimsin?” geldi, o da her şeyden katmıştı hikayesine, resmen çorba gibi olmuştu.
İçerik
Sen Kimsin?
Sen Kimsin? Parodi desek, parodi değilsin; gülmece desek, gülmece değilsin! (Umuyorum) Muhtemelen kağıt üzerinde öyleydin…
İçerik
Elveda İlk Aşk
Elveda İlk Aşk ismiyle müsemma, aşk acısını bol bol yaşayan bir genç kız ile onun vurdumduymaz erkek arkadaşının hikayesi. Öküyü yazan ve filmi yöneten Mia Hansen-Løve 32 yaşında bir kadın olarak ilk aşkın acısını bizlere hatırlatıyor. İnsanı anlamak çok zor, hele aşkı tanımlamak veya bizi nerelere sürükleyeceğini bilmek ise imkansız.
İçerik
Gizemli Adaya Yolculuk
Bazı filmleri izlerken çocuk olmayı diliyorum, Gizemli Ada’ya Yolculuk’ta bu filmlerden birisi. Çünkü çocukluğun o saf algısıyla kurguya kalın bir çizgi çekip, o dünyanın içinde daha sahici dolaşmak mümkün. Üç serilik bir parçanın ikinci filminde keşke kaybolmasa, yok olmasa dediğimiz güzellikteki bir gizemli adaya düşüyoruz. İlki 2008 yılında çekilen Dünyanın Merkezine Yolculuk filmiydi. Jules Verne’in aynı adlı romanından uyarlanan filmde yine bambaşka bir dünyanın içinde bulmuştuk kendimizi. Yönetmeni aynı zamanda Ayı Yogi’yi tekrar hayatımıza sokan Eric Bervig’di…
İçerik
J.Edgar
Clint Eastwood yönetmen koltuğuna oturuyor ve FBI’ın en güçlü adamlarından biri olan J.Edgar Hoover’ın dosyasını bizler için açıyor. ‘J.Edgar’, uzun süre FBI’ı yöneten J. Edgar Hoover’ın zaman içinde ülkenin en etkili isimlerinden biri haline gelişini anlatırken, annesi ve sağ kolu ile olan ilişkisi üzerine de odaklanıyor. Uzun bir film olsa da Edgar’ın özel hayatı ve tarihi olayları iyi dengelemiş olması nedeniyle soluksuz izleniyor. Başrollerde Leonardo DiCaprio, Naomi Watts, Armie Hammer ve Judi Dench var.
İçerik
Siyahlı Kadın
Hani neredeyse elimizde büyüdü kerata! Daniel Raddcliffe’den bahsediyorum. İlk Harry Potter’daki ağlak, ezik İngiliz veledini oynadığı tarihten bu yana 11 sene geçmiş, o da bu zaman içinde büyümüş, ağabeyliği de atlamış, hemen baba olmuş! (filmdeki karakterden bahsediyorum.)
İçerik
Teksas Ölüm Tarlası
ABD'nin 'en beyaz' eyaletlerinden Teksas, güneydeki 'derin Amerika' ile de yüzleşmemizi seri katilleri aracılığıyla gerçekleştirmeye devam etmekte. Teksas'daki seri katil vakaları, karışık, içinden çıkılması zor, izini sürdükçe batağa saplanılabilecek ve bazen de toplumsal bir histerinin gölgeleriyle karşılaşılabilecek, ilginç hikâyeleri barındırmakta...
İçerik
"Senden Bana Kalan"dan kalanlar
Bu yılın Oscarlarından en iyi uyarlama senaryoyu kazanan Alexander Payne’in “Senden Bana Kalan”ından bende çok da hoş bir iz kalmadı. Payne’in hemen hemen bütün filmlerini izledim ama uzun aralarla. Böyle olunca filmler arasındaki benzerlikleri yakalamak kolay olmuyor. Zaten yönetmen o kadar da sık film çekmiyor.
İçerik
Senden Bana Kalan
Altın Küre’de en iyi film ve en iyi erkek oyuncu ödülü alan ve Oscar’da 5 dalda adaylığı bulunan “Senden Bana Kalan”ın mimarı, “Sideways” gibi bir mükemmeliyetçi filmle Oscar dahil birçok ödül kazanan Alexander Payne… George Clooney’in çok az bir para alarak bu filmde şiddetle oynamak istemesinin sebebini ve sonuçlarını da filmi izledikten sonra daha iyi anlayacaksınız.
İçerik
Fetih 1453
Konstantinopolis’in fethi önemli bir konu... Meseleyi doğru anlatmak kadar, izleyiciyi sıkmamak da gerekiyor. Faruk Aksoy’un ne yapmak istediği filmin daha ilk dakikalarında anlaşılıyor. Hollywood’un bu tarz epik filmler için şimdiye kadar ürettiği tüm formülleri kullanarak amaca ulaşmak ve 160 dakikalık bir filmi seyirciyi sıkmadan izletmek derdinde yönetmen...
İçerik
Hugo
Büyük usta Martin Scorsese’nin üç boyutlu çektiği “Hugo”ya karşı önyargılıydım, kısa bir süre önce Steven Spielberg’ün “Tenten” adlı filmini izlemiş ve sevememiştim. Ancak Hugo, hem 3D’ye olan önyargımı yıktı hem de ilk denemesinde turnayı gözünden vuran Scorsese’nin ezber bozan bir yönetmen olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Müthiş bir yapıt “Hugo”, kesinlikle bu yıl seyrettiğim en iyi film… Sinema büyüsünü yaratanlara, 7. sanatı kuranlara bundan güzel ve bundan özel bir saygı duruşunda bulunulamazdı. Hugo’ya gidin, çocuklarınızı da götürün, pişman olmayacaksınız.