İçerik
Bir kemancının ölüme yatması
Sevmeden evlendirildiği karısı tarafından kemanı kırılan ve hayata küsen bir keman virtüözünün ölümü çağırdığı son bir haftasını anlatan sıradışı, esprili ve melankolik bir film Azrail’i Beklerken. Senaryo yazarı ve yönetmenleri Persepolis ile dünyaca ünlenen Marjane Satrapi ve Vincent Parannaud. Azrail’i Beklerken, Persepolis kadar politik bir film olmasa da arka planda İran’ı resmederek Satrapi’nin siyasi duruşunu devam ettiriyor.
İçerik
Ruhumun eşi, annemin kardeşi!
Café de Flore / Ruh Eşim’i izlerken aklıma doğal olarak son olarak izlediğimiz yerli yapım Eşruhumun Eşzamanı geldi. O ne kadar sıkıcı ve özensizse bu filmde bir o kadar özenli, karışık ve duygusal.
İçerik
Sahil Güvensiz, Kurtar Bizi Hasselhoff!
2005 yılında çektiği, rahatlıkla ‘çılgın bir film’ diye isimlendirilebilecek Kanlı Şölen (Feast) ile ismini bir kenara not ettirmişti 1957 doğumlu yönetmen John Gulager. Kendisinden aynı lezzette farklı işler beklerken o Kanlı Şölen’e vizyon şansı bulamayan iki adet devam filmi çekmeyi tercih etti.
İçerik
Sıkıntıdan Öldüren Hayaletler!
Ti West’i severim. 80’ler slasherlarına, saygı duruşu olmaktan da öte bir anlam ve özlem yüklenmiş The House of the Devil / Şeytanın Evi ile beğenimi kazanıp takip listeme girmişti. O yüzden bu hafta gösterime girecek olmasını fırsat bildim ve “seni seçtim Pikaçu” deyip yönetmenin son filmi olan The Innkepers’ı yazmak istedim. İstemez olaydım!
İçerik
Nedir Bu Kadınlardan Çektiğimiz!
Gizemli Kadın, ülkemizde geç gösterime giren filmlerden… Yönetmeni Pawel Pawlikowski belgeselden gelen ve 1998 yılında çektiği The Stringer ile kurmacaya geçen, çok da üretken olduğu söylenemez bir sinemacı… My Summer of Love ile de uluslararası projelerde çalışma imkanı bulmuş…
İçerik
Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer
Zorunlu ayrılık, kavuşamama, başkalarıyla kurulan yuva ve bir ömür beklenen vuslat... Aşk acısı ne yaman şeydir, bir hayatı, tereddütsüz darmadağın edebilir. Hani Neruda Usta; “Bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim" der ve ekler ya; “Sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer”. Evet, bazen de hiç unutulmaz, belki beklenir, ötelenir, örtmek denenir, ancak çabaladıkça, çırpındıkça daha dibe, derine, en derine çeker seni sevda, kara sevda...
İçerik
Vampirler ve Cadılar: Yiyin Birbirinizi!
Daha seyredeli 4-5 gün geçmiş olsa da “Karanlık Gölgeler”i seyredeli sanki aylar olmuş gibi geliyor. Seyrederken kimi zaman eğlenmiş, gülmüş ve Tim Burton’ın tamamen suni ve kendine ait bir dünya kurma becerisine şapka çıkarmıştım.
İçerik
Asla yalnız yürümeyeceksin
11 yaşında Will’in babasının anısının peşinden İstanbul’da oynanan 2005 Şampiyonlar Ligi finaline yaptığı yolculuğu anlatan Babam İçin bütün baba oğulların gitmesi gereken bir film…
İçerik
Terk etmedi sevdan beni!
Gezmek görmek kadar bir müzik aleti çalmak da tedavi edicidir. Ben bunu bilir buna inanırım! Bazen de bir müzisyenin notaların arasında delilik sınırlarında gezindiğine tanıklık ederiz. Üretim ve paylaşım dengesi ilginçtir, bazen de dengesiz…
İçerik
Dar alanda ölüm kalım savaşı
Mahşer Günü, bir patlama sonrasında bodrum katına sığınan sekiz kişinin yaşam mücadelesi üzerinden insanın içindeki canavarı anlatıyor. Birbirini tanımayan bu sekiz kişi giderek azalan su ve yiyecek stoğu karşısında kendi kanunlarının işlediği bir sistem oluşturuyorlar. Klostrofobik ve dehşet içeren sahnelerin olduğu film bu mikro topluluk üzerinden insanlığın kodlarını çözerken çarpıcı bir dil kullanıyor.
İçerik
Animasyon değil senaryo başarısı
Madagaskar 3 belirli bir başarı çizgisini yakalamış animasyonlardan. New York’taki hayvanat bahçesinden kaçan bir gurup hayvanın maceralarını anlatıyor. İlk filmi seyrettiğimde özgürlük vurgusu ve macera heyecanı beni etkilemişti. Yaşadıkları hayvanat bahçesinden başka bir hayat bilmeyen ve izleyicilerin büyük hayranlık duyduğu aslan, zürafa, hipopotam, Zebra ve başka birkaç hayvan bilinmezliğe macera tutkusu ile atılırlar. Birinci ve ikinci filmde Madagaskar, Afrika maceraları vardır. Üçüncü filmde ise Avrupa’ya yolları düşer.
İçerik
Lan bu Sezar daha kaç kez ölecek?
“Sezar Ölmeli” (Caesar Must Die), Paolo & Vittorio Taviani kardeşlerin, sinemayla tiyatroyu harmanladığı, tarihin en önemli pususunu ve dolayısıyla suçunu, yüksek güvenlikli bir cezaevinde yeniden canlandırdığı müthiş bir film, tek kelimeyle...
İçerik
Aksiyon severler için...
Polis Vincent (Tomer Sisley) ve arkadaşı ,uyuşturucu satıcılarından yüklü miktarda kokain çalıyor ama işler ters gidiyor. Uyuşturucu satıcılarından biri paçayı kurtarıyor, üstelik Vincent ve arkadaşını tanımış olma ihtimali de yüksek. Bir de buna Vincent’ın arbede sırasında bıçak yarası aldığını ekleyin. Kısa süre sonra Vincent ve arkadaşının korktuğu başlarına geliyor.
İçerik
Amerikan işi “Liselim” komedisi!
Johnny Depp’i ünlü yapan 80’lerin fenomen dizilerinden 21 Jump Street aradan geçen 25 yıldan sonra yoluna sinemada devam ediyor ancak bu defa sulu zırtlak bir komedi olarak!
İçerik
Cannes 2012 genel değerlendirme
Cannes’dan son yazımı yazdığımda sonuçlar belli olmamıştı daha. Ne uzun metraj yarışmasında, ne de yan bölüm “Belirli Bir Bakış”ta Türkiye’den bir film yoktu. Buna rağmen hem Rezan Yeşilbaş’ın kısa filmi “Sessiz”in kazandığı Altın Palmiye’yle, hem Nuri Bilge Ceylan’a verilen “Altın Fayton”la (film yönetmenlerince verilen bir ödül) hem de Fatih Akın’ın “Cennet bahçesindeki Çöplük” adlı belgeseliyle dünyanın bu en büyük ve en önemli film festivalinde yerimiz hiç de fena değildi.
İçerik
Karanlık, organik, patetik!
Mitoloji: Prometheus, kurnaz bir titan. Zeus'un gözüne girip Olympos'da yerini aldıktan sonra aslında Tanrılara kin beslediği ortaya çıkar... Kendi gözyaşıyla beslediği balçıktan insanı yaratarak isyanı körükler. Ve insana ateşi de veren Prometheus, böylece uygarlığa giden yolu açar. Fakat Zeus, hem onu, hem de insanları cezalandıracaktır...
İçerik
Prometheus da dindar olmuş!
Tanrıların zulmüne dur diyen özgürlükçü, asi ve gerilla titan Prometheus, ateşi çalar ve eşitlik aşkına insanlarla paylaşır. İnsan için isyan eden, bu büyük vicdan, elbette tarihin ilk komünistidir aynı zamanda... Kibirli ve kinli tanrıları karşısına alan ve bu uğurda işkence ve eziyet gören, görece mağdur ve mazlum ama inadına mağrur Promete, Ridley Scott sayesinde tekrar tanrıyı veya tanrıları aramaya çıkar. Görsel bir şölenin hakkını veren, uzun bir süredir de yolu gözlenen Prometheus filminin en büyük falsosu da budur.
İçerik
Ondan önce ve ondan sonra
Fransız sinemasının son dönem başarılı örneklerinden olan Aramızda Bebek Var evlilik, çocuk sahibi olma, doğumdan sonra aile ve fertlerin yaşadığı yıpranma üzerine önemli bir film.
İçerik
Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.
İçerik
Ajanların sırları ortaya çıkıyor
Uzaylı yaratıklar ve ajanlar arasındaki kovalamacayı anlatan bilimkurgu efsanesi Siyah Giyen Adamlar serisinin üçüncüsü 3 boyutlu olarak sinemalarda. Başrollerini Will Smith, Tomy Lee Jones ve Josh Brolin’in paylaştığı filmde Ajan J, geçmişe gömülü sırlarını açığa çıkarmak üzere zamanda yolculuk yapıyor ve 1969 yılına dönüyor. Siyah Giyen Adamlar 3, Will Smith ve Josh Brolin’in karizması, eğlenceli senaryosu, rengarenk uzaylılarıyla baştan sona eğlence vaad eden bir film.