İçerik
Popüler Sinema, Altın Koza'nın nabzını tutuyor: 2.Gün
Altın Koza'nın ikinci günü yerli yarışma filmlerinin gösterimiyle başladı. Zeki Demirkubuz'un vizyona girmesine rağmen Adanalı seyirci tarafından ilgiyle izlenen filminin ardından ilk gösterimini İstanbul Film Festivali'nde yapan Belmin Söylemez'in Şimdiki Zaman filmi gösterildi.
İçerik
Köpek Max herkesi dostluğa çağırıyor…
Murat Şeker’in yönettiği Akıllı Köpek Max’in çekimleri için enfes doğasıyla bizi ağırlayan Bozcaada’daydık… Şeker’in Bozcaada hayranlığı bir yana filmi neden Bozcaada’da çektiğini adaya iner inmez anladım. Taşrada geçen, daha doğrusu doğanın içinde bir çocuk ve köpek arkadaşlığını en iyi anlatabilecek mekan seçilmişti. Şeker’de bu konuda haklı olduğumuzu, hikayenin tam da bu topraklara yakıştığını belirtti. ‘Şehirde çekilecek bir film değil Max’ , binaların arasında değil, açık arazide, doğada geçmesi gerekiyordu mutlaka. Ama İstanbul sahneleri de var…’
İçerik
Doğanın da dertleri var!
Yurt beni tahminimden daha fazla şey kuşanmış bir film olarak karşıladı. Filmin yönetmeni Muzaffer Özdemir Nuri Bilge Ceylan’ın oyuncusu. O yüzden herkeste oluşan kanı filmin Nuri Bilge filmlerinin etkisinde olduğuydu. Hem bir etkilenme hem de değişik bir ayrışma hali var filmde…
İçerik
Cesur Kız’lar buraya!
Öncelikle hayatının erkeğini bulma derdinde olup, çıtkırıldım takılan Disney prenses klasiklerinden bıksam/ bıkmasam da, bu modern prenses imajına bayıldığımı söylemeliyim. Aykırı, kızıl saçlarıyla annesinin ‘klasik kız’ yaratma imajını elini tersiyle iten Merida’nın hikayesi üst üste sürprizler içeriyor. Tabii hikaye başarılı işler sunan, hatta bazı işlerinde zirve yapan ( Yukarı bak, Ratatuy, Vol-i) Pixar’a ait olunca keyfimiz bir kat daha artıyor.
İçerik
Ergenlik başa bela ama Saftirik harika!
Öncelikle üçüncüsünü izlediğimiz ve benim bayıldığım bir seriden bahsedeceğim için mutluyum. Ama bazı filmlere fizanda olsa bile gelen, salonu hıncahınç dolduran sinema yazarı arkadaşlarımı bu filmde göremeyince biraz bozuldum açıkçası. Çocuk komedisi ilgilerini çekmiyor olabilir, bir çocuk filminde görülmek klaslarını sarsıyor olabilir ve hadi en önemli sebep olarak dublajlı olduğu için tercih etmediler diyelim.
İçerik
Bu kanatlar sihirli…
Çocuk filmleri basın gösterimleri ve doğal olarak büyükler nezdinde en az ilgi gören filmlerden. Tinkerball şu bizim Peter Pan’ın sevimli perisi, hatta biraz da Pan’ın platoniği. Sarı ve topuz yapılmış saçları, düğme burnu, yapraktan yapılmış kıyafeti ve pır pır eden kanatlarıyla herkesin sevimli bulduğu bir pericik o. Peter Pan’a kitaplarda, tiyatro oyunlarında ve sinemada o kadar fazla eşlik etti ki, bir gün kendi macerasına doğru kanat çırpacağını nereden bilebilirdik.
İçerik
Her derde deva Limuzin!
Don Delillo’nun 2003 tarihli romanından uyarlanan Cosmopolis öncelikle yoğun felsefi seanslarına davet ediyor izleyiciyi. Aslında arada söylediği önemli şeyler filmin gevezeliğinde kaybolarak sıkıcı bir terapiye dönüşüyor.
İçerik
Bir ‘Yeryüzündeki Son Aşk’ değil!
David MacKenzie benim için farklı ilişkiler uzman yönetmeni. Tabii ben en çok en son filmi Yeryüzündeki Son Aşk filmini seviyorum. O filmden aldığım tat uzun zaman bir koku olarak yer etti hafızamda. Bir salgınla baş gösteren bir hastalık ve garip bir tutku hali, tabii Young Adam /Tutku Nehri’ni de katmak gerek aşkın farklı hallerine.
İçerik
Sınırlar değişebiliyorsa duygular da değişebilir!
Bazı filmlerin atmosferi o kadar soğuktur ki, yavaş yavaş adeta bir buzun çözülmesi gibi yavaşça çözülür. Hatta filmi izlerken bile çözülmeyebilir, çıktıktan sonra içinizde çıtırdayan şeylerden çözüldüğünü anlayabilirsiniz. Barbara bir Alman yapımı, duygusu, atmosferi, renkleri, dekoruyla sanki bir Nazi dönemindeyiz. Ama o kadar uzaklara gitmemize gerek olmadığını söylüyor film bize bir yandan da.
İçerik
Sana Bezginlik Çok Yakışıyor...
Karşımızda The Cure’un solist, Robert Smith’in daha bezmiş hali var: Cheyenne. Yavaş hareketler, yavaş konuşma tarzı, saçı, sürmeli gözleri, rujlu dudakları onu bizim gözümüzde eski bir rock yıldızı olmaktan çok uzak noktalara atıyor, sanki o doğuştan marjinal bir kaybeden. Normal bir hayatı olabileceğine inanmıyoruz mesela, ama onunla 35 yıl aynı yatağa baş koymuş, tam bir doğa tutkunu, zıt kutbu, onu çok seven bir karısı var!
İçerik
Hem ağlarım hem giderim...
Bu aralar ruh halimden midir nedir filmin konusundan çok karakterlerinin ruh haline saplanıp kalıyorum. Filmlerin konusu genelde bildik ama karakterler o bildik konunun dışındalar ve ben de bu yüzden bu filmleri beğenerek izliyorum. Bu Dans Senin İçin de böyle hislerim.
İçerik
Palamutunun peşindeyiz Buz Devri!
İlki 2003 yılında vizyona giren, bir toplaşma ve insanoğluna (bebeği ailesine ulaştırma azmi) yardım kampanyası gibi doğan Ice Age / Buz Devri seri açıkçası hemen dikkatleri üstüne toplamayı başarmıştı. Öyküsü çok tatmin edici olmasa da karakterlere yüklenen komiklikler ve ara espriler filmi bugünlere getiren detaylar.
İçerik
Ruhumun eşi, annemin kardeşi!
Café de Flore / Ruh Eşim’i izlerken aklıma doğal olarak son olarak izlediğimiz yerli yapım Eşruhumun Eşzamanı geldi. O ne kadar sıkıcı ve özensizse bu filmde bir o kadar özenli, karışık ve duygusal.
İçerik
Terk etmedi sevdan beni!
Gezmek görmek kadar bir müzik aleti çalmak da tedavi edicidir. Ben bunu bilir buna inanırım! Bazen de bir müzisyenin notaların arasında delilik sınırlarında gezindiğine tanıklık ederiz. Üretim ve paylaşım dengesi ilginçtir, bazen de dengesiz…
İçerik
Hayatımı seçtim, güle güle sevgilim!
Filmi izlerken öncelikle güzeller güzeli Liv Tyler’ın da yaşlandığını da hatta hafiften çirkinleştiğini düşündüm ve bu filmin içinde dönen ‘masumiyet de fazla’ dedim… Film bir intihar teşebbüsü sahnesiyle başlıyor ve iki çocuğu olan bir adamın aslında kısır olduğunu öğrenmesiyle… İki adamın hayatı bir çatının tepesinde kesişiyor ve ikisi kader birliği etmişçesine birbirlerine açılıyor.
İçerik
Dersim’de doğa, film ve özgürlük….
Bir festivale giderken, öncelikle de ilk defa gideceğim bir yerse nasıl bir yere gidiyorum düşüncesiyle giderim. Dersim / Tunceli hakkında çok şey duyduk yıllarca, çeşitli gündem maddeleri oldu Dersim’in… O yüzden muhteşem doğasıyla baş başa kalmış, kendisini doğaya adayarak kendinden geçmiş insanlarla karşılaştım… Babamın yıllar önce Hozat’ta görev yaptığını bildiğim için (daha ben doğmadan) Hemen babamı aradım Tunceli’deyim dedim… Babamın sesi heyecanlıydı, orası çok demokrattır, halkının yüzde doksanı okumuştur ve doğası harikadır dedi… Evet gerçekten de gittiğim diğer doğu illerinden farklıydı…
İçerik
Pamuk Prenses halk kahramanı olursa!
Konu sıkıntısından mıdır nedir bilinmez eski masallar önümüzde değişik versiyonlarda diziliyor. Geçen senenin filmi Kız ve Kurt, Kırmızı Başlıklı Kız denkleminden yola çıkan ama bambaşka yollara sapan bir filmdi. Beni asıl heyecanlandıran bu sene başlarında vizyona giren Tarsem Singh imzalı Pamuk Prenses’in Maceraları: Ayna Ayna Söyle Bana / Mirror Mirror’dı.
İçerik
Hepimiz canavarız!
Canavarlar Sofrası bizi distopik bir dünyanın içine sokuyor ama bunu filmin başında anlamıyoruz. Klasik (soğuk ve bıkkın) bir karı koca ilişkisi olarak başlayan film, tek mekanda işleyen bir eleştiri mekanizmasına dönüşmeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü derdini bize kısıtlılık arz eden bir durumla anlatıyor. 1984, Fahrenheit 451 tarzı distopik dünya kuran ama benim Burjuvazinin Gizli Çekiciliği tadı da aldığım bir film Canavarlar Sofrası.
İçerik
Bebek var, bebekli var...
Bebek beklememenin kutsal bir durum olduğu, hamile kadın gördüğün zaman otobüsteysen yerini ver, alışverişteyken elindekileri al, elinden tut, oturt hatta yolda gördüğün zaman hazırol’a geç gibi absürd durumlar mevcut hayatımızda. Bir hamile kadın görünce bile hafifçe gülümseriz, bu filmde tam beş hamile kadın var! Varın siz düşünün! Aslında beş farklı sosyal sınıftanmış gibi gözükseler de hepsi birbirine görünmez zincirlerle bağlı!
İçerik
Malatya’da ‘kısacık’ bir festival!
Film Festivallerinin hepsinin Mayıs ayı içine toplanması ayrı bir konu ben kendi adıma iki üniversitenin film festivalini tercih ettim. İlki artık yıllardır gittiğim bildiğim ve kendimi artık festivalin bir parçası olarak hissettiğim Anadolu Üniversitesi’nin yaptığı Uluslar arası Eskişehir Film Festivali’ydi. 14. yılıydı ve biz Cinedergi olarak bu senenin en iyi internet sinema dergisi ödülünü kazandık. İnternet dergiciliği konusunda ilklerden biriyiz, hatta ilkiz diyebilirim. Aslında ilk olmaların benim için çok önemi yoktur, ama yine de insan bazen vurgulamak istiyor…