İçerik
Popüler Sinema, Altın Koza'nın nabzını tutuyor: 3.Gün
19. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bütün hızıyla devam ediyor. Açılış kokteyliydi, hoş geldiniz yemeğiydi derken geçen iki günün ardından, üçüncü günün tamamını festival filmlerine ayırdık.
İçerik
Popüler Sinema, Altın Koza'nın nabzını tutuyor: 2.Gün
Altın Koza'nın ikinci günü yerli yarışma filmlerinin gösterimiyle başladı. Zeki Demirkubuz'un vizyona girmesine rağmen Adanalı seyirci tarafından ilgiyle izlenen filminin ardından ilk gösterimini İstanbul Film Festivali'nde yapan Belmin Söylemez'in Şimdiki Zaman filmi gösterildi.
İçerik
Seri aldatmaların filmi
Aman erkekler hemen sinemaya koşun, sizin filminiz girdi vizyona (sözüm meclisten dışarı tabii). Sadakatten, bağlılıktan nasibini almamış, ilk çağlardan kalma dürtülerle hayatlarını yaşayan erkeklerle ilgili yedi kısa hikâyeden oluşuyor Sadakatsizler. Başrollerde Artist filminin Oscar’lı Fransız oyuncusu Jean Dujardin ve Gilles Lellouche var.
İçerik
Popüler Sinema, Altın Koza'nın nabzını tutuyor: 1.Gün
19. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin davetlisi olarak dünden beri Adana'dayız. Altın Koza önemli sinemacı konukları ve gösterdiği gün yüzü görmemiş filmlerle ciddiye aldığımız bir sinema etkinliği...
İçerik
Köpek Max herkesi dostluğa çağırıyor…
Murat Şeker’in yönettiği Akıllı Köpek Max’in çekimleri için enfes doğasıyla bizi ağırlayan Bozcaada’daydık… Şeker’in Bozcaada hayranlığı bir yana filmi neden Bozcaada’da çektiğini adaya iner inmez anladım. Taşrada geçen, daha doğrusu doğanın içinde bir çocuk ve köpek arkadaşlığını en iyi anlatabilecek mekan seçilmişti. Şeker’de bu konuda haklı olduğumuzu, hikayenin tam da bu topraklara yakıştığını belirtti. ‘Şehirde çekilecek bir film değil Max’ , binaların arasında değil, açık arazide, doğada geçmesi gerekiyordu mutlaka. Ama İstanbul sahneleri de var…’
İçerik
Bu toprağın unutturulmak istenen hikayeleri
Toprağın Çocukları filmi büyük tartışmalar yaşanan bir konuyu odağına almış. Köy Ensitütüleri bir filme konu olur da orada tartışma çıkmaz mı. Türkü Turan ve Ufuk Bayraktar değişik bir ikili olymuşlar Filmi mutlaka seyredip tartışmanız gerekir...
İçerik
Eski Dostlar - Yeni Düşmanlar
Doksanlı yılların sonunda video oyunu olarak hayatımıza giren Resident Evil’ın sinemaya da sıçraması gecikmedi. Paul W.S. Anderson’ın yapımcı, senaryo yazarı ve yönetmen olarak yer aldığı aynı isimli ilk filmin yapım tarihi 2002 idi. Resident Evil maliyetinin üç katından fazla gişe geliri elde edince, aynı video oyun cephesinde olduğu gibi, doğal olarak bir seriye dönüştü. İnişli çıkışlı bir grafik çizen seri, Resident Evil: Apocalypse (2004), Resident Evil: Extinction (2007) ve Resident Evil: Afterlife (2010) ile devam etti. Serinin beşinci ve şimdilik son halkası ise bu hafta salonları işgal edecek olan Resident Evil 5: İntikam (Resident Evil: Retribution).
İçerik
Pixar, kontrol manyağı analar ve 'Cesur' kızlar...
Disney ve Pixar'ın ortaklığından, haliyle bir başyapıt bekleniyor, ancak "Cesur" (Brave), kült mertebesinden hayli uzak bir animasyon, gişede coşmaktan, popüler olmaktan, yani üstüne konuşmaktan da muaf, bir bakıma... Lakin...
İçerik
Woody Allen’la yaşamak ister misiniz?
Son dönemlerde sürü sepet vizyona giren Fransız filmlerinden biriyle daha karşı karşıya olduğumu düşündüğüm için ayaklarımı sürüyerek gittim Paris Manhattan’a. Açıkçası basın bülteninde de yazanlar çok iyi şeyler vaat etmiyordu bana. Woody Allen hayranı genç bir kadının aforizmaları ne kadar ilginç olabilirdi ki? Üstelik ben tam bir Woody Allen hayranı olduğum halde bunları söylüyorum.
İçerik
Ergenlik başa bela ama Saftirik harika!
Öncelikle üçüncüsünü izlediğimiz ve benim bayıldığım bir seriden bahsedeceğim için mutluyum. Ama bazı filmlere fizanda olsa bile gelen, salonu hıncahınç dolduran sinema yazarı arkadaşlarımı bu filmde göremeyince biraz bozuldum açıkçası. Çocuk komedisi ilgilerini çekmiyor olabilir, bir çocuk filminde görülmek klaslarını sarsıyor olabilir ve hadi en önemli sebep olarak dublajlı olduğu için tercih etmediler diyelim.
İçerik
Değil 360, binyüz kere etrafında dönsen bu filmden bir şey olmaz
Bazı filmler gerçekten büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Tabii bu hayal kırıklığının altında biraz da bizim beklentilerimizi kaşıyan üreticilerinin geçmişi oluyor. Bu hafta vizyona giren 360’ın yönetmeni Fernando Meirelles, Tanrıkent – City Of God filmiyle gözümüzde o kadar büyümüştü ki onun filmlerini merakla bekler olmuştuk.
İçerik
Delhi’de Türkiye Sinemasının Gövde Gösterisi
Yeni Delhi’nin Osian’s Cinefan Film Festivali iki yıl ara vermişti. Bu yıl 12.si düzenlenen festivalin dönüşü gerçekten görkemli oldu. Hem filmler çok iyiydi, hem de çağrılan konukların niteliği. Ayrıca çok da iyi ağırlandığımızı söylemeliyim. Hindistan Türkiye sinemasıyla hep çok yakından ilgilendi. 11. Osian’s’da da hem ana yarışmada hem de kısa film yarışmasında Türk filmleri vardı. Bu yıl katılımımız da aldığımız ödüller de bir önceki festivali aştı.
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Kokuşmuş Bir Şeyler Var(mış) Danimarka Krallığı’nda
“Yasak Aşk”ın mutlu sonu Türkiye’nin bugünkü ortamına hiç uygun değil. Film gerici ulema ve feodal toprak sahipleri ittifakına karşı liberal bir aydının mücadelesi fonu altında bir yasak aşkı anlatıyor. “Gericilik” siyaset bilimcilerince kabul edilen bir kavram değilse de oldukça anlamlı bir kavramdır kanımca, bu nedenle kullanmakta sakınca görmeyeceğim. Filmin kapsadığı süre boyunca dinci gericilerle, ilerici burjuvalar arasındaki kavga sürer gider, Danimarka Krallığı’nda.
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
İz Bırakanlar Unutulmaz
En baştan söyleyelim, İspanyol korku gerilim sinemasının yüz akı yönetmenlerinden Jaume Balagueró gene kalburüstü bir işe imza atmış. Cesar ve Clara arasındaki hastalıklı ilişkiye odaklanan Ölüm Uykusu, “insanoğlu mutlu olmak için neleri göze alır?” gibi ağır sorular sorarken korku gerilim sinemasının gereklerini yerine getirmekten de geri durmuyor. Özellikle Cesar’ın bir aksilik sonucu Clara’nın dairesinde uyuyakaldığı gecenin sabahında, Clara ve sevgilisine görünmeden evden çıkmaya çalıştığı sahneler bütünü tırnak kemirten cinsten.
İçerik
ATM: Acayip, Tuhaf ve Manidar
“Uyarısız Şiddet: ATM” filmiyle ilgi söyleyeceğim ilk şey, tek kelimeyle fiyasko olduğudur. Bu saçma sapan filmin, yola çıktığı gerilim ve korku türü ile her hangi bir alakası yok, bankamatik, paramatik vs. üzerinden zengin sınıfa ve kapitalizme giydirmeyi direkt hedeflemediği de malum... Üstelik senaryo facia, diyaloglar kötü, oyunculuklar dökülüyor, kurgu desen evlere şenlik ve nihayetinde berbat bir final. Vasatı bile tutturamayan, salt gişeyi düşünen, az maliyetle çok kazanayım diyen sıradan bir yapım bu, özetle. İzleyici deneme tahtası değildir ve yaptığı işe özenmeyen, seyirciye de asla saygı duymaz.
İçerik
Bulmayın artık şu filmleri!
Bu hafta sinemalar, baba oğul Stone’ların işgali altında. Oliver Stone’un yönettiği Vahşiler’de Sean Stone kısa bir rolde görünürken, baba Stone da oğlunun yönettiği filmde aynı şekilde kısa bir rolde görünüyor.