İçerik
Aslında yönetmen olmak istiyordum!
Hakan Meriçliler ile buluştuğumuzda setten sabaha karşı beşte geldiğini öğrendik ve setteki durumu sorduk! Herkes birbirine çok destekmiş. Biz de söyleşiye öyle başlamış olduk. Hakan Meriçliler üniversite yıllarından, oyunculukla yönetmenlik yapmak arasında yaşadığı çelişkilere ve Yalan Dünya’daki Çağatay karakterine kadar her şeyi büyük bir samimiyetle bizimle paylaştı. Dizideki herkesin kulaklarını çınlattık ve ortalığa bol bol ‘sevgılım’ replikleri attık!
İçerik
Engin Günaydın: "Demirkubuz bir hoca gibi!"
Zeki Demirkubuz'un merakla beklenen son filmi "Yeraltı" bu hafta vizyona giriyor. Senaryosu ve yönetmenliği Zeki Demirkubuz'a ait filmin başrollerinde Engin Günaydin, Nihal Yalçın, Serhat Tutumluer ve Nergis Öztürk yer alıyor.
İçerik
Cem Yılmaz ve Ferzan Özpetek "Şahane Misafir"i anlatıyor
Ferzan Özpetek romantizmin yönetmenidir. İlk iki filmi Hamam ve Harem Suare’den sonra bütün ilgiyi üzerinde toplayan Özpetek hem eşcinsel duygsunu hem de romantizmi filmlerinde odağa alır. Yani tam bir aşk adamı ve İtalya’da Türk sinemasının gururudur. Son filmi Şahane Misafir duygusu açısından bir öncekilere göre değişiklik gösterse de hayaletlerle ve gizemle oynuyor olması, bir de bunlara Cem Yılmaz’ın eklenmesi sebebiyle Türkiye’de merakla beklenen bir yapımdır. Biz de Ferzan Özpetek’e ve Cem Yılmaz’a mikrofonumuzu uzattık.
İçerik
"El Yazısı" ekibi Popüler Sinema'ya konuştu
Türk sinemasında bazı isimler var ki bence olmaları gereken yerde değiller. Bu tabii ki önce onların suçu. Bu isimlerden biri Cansu Dere. Romantik, yumuşak ve açık sözlü bir insan Cansu Dere. Bizim vahşi basınımızın yarattığı Cansu Dere üzerindeki sis bulutunu yarabilirseniz onu anlayabiliyorsunuz. El Yazısı filmi Cansu Dere’nin son filmi. Filmdeki rol arkadaşı Baran Akbulut ve Cansu Dere ile güzel bir sohbet yaptık. Cansu Dere gibi genç yıldızlarımızın sinemaya daha sıkı bir şekilde konsantre olması lazım. Yönetmenlerin ise bu isimleri kendi sanatsal bakış açılarıyla izlemesi ve tanıması gerekiyor. Ellerindeki değerlerin filme gişe getirecek isim olmalarının dışında kabiliyetlerinin de farkına varmalılar. El Yazısı’nı bu umutla bekliyorum. İşte Cansu Dere ve Baran Akbulut ile yaptığımız röportaj...
İçerik
Bende peygamber sabrı var!
Ahmet Ümit’in bir romanı daha filme uyarlandı. Cem Davran’ın başrolünü oynadığı Bir Sis Böler Geceyi filmi Alevi, solcu bir karakterin hikayesini anlatıyor...
İçerik
Süpertürk’ten Yıldırım Demirören’e destek
Taşfırın erkeği Tamer Karadağlı’nın hem yönetip hem de başrolünü oynadığı Süpertürk bu
hafta vizyonda. Süpertürk ile sinema, futbol, özel hayatı dahil herşeyi konuştuk..
İçerik
Can Eren'le kısa film dünyasına dair
Son zamanlardaki kısa film festivallerinde "Baydara:Edra'nın Kaderi" filmiyle bir çok ödül kazanan Can Eren'le kısa film ve gelecek planları üzerine konuştuk...
İçerik
Aman komedyenler duymasın!
Çocuklar Duymasın dizisinde Pınar Altuğ’un muzip yardımcısı Engin karakterini canlandıran Vatan Şaşmaz Senin ki Kaç Para filmiyle beyazperde de. Şaşmaz rol arkadaşı Fulden Akyürek ile sorularımızı cevapladı. Para için ruhunu şeytana satan bir adamı canlandıran Şaşmaz dönemimizde manevi değerlerimizi paraya değiştiğimizi söylerken şu saptamalarda bulundu, “Son yüzyılda para her şeyin hakimi oldu. İnsanların kendini para uğruna satıyor olmasını eleştiren bir film yaptık aslında. En ufak şeylerde bile yalan söyleyerek kendimizi hafiften satar olduk.” Fulden Akyürek ise 14 yıldır komedi oynadığını artık dram ve farklı rollere hazır olduğunu belirtti.
İçerik
Yaşananlara karşı içimde öfke var!
Ümit Ünal’ın Nar filmi kadın ağırlıklı oyuncu kadrosu ve senaryosuyla dikkat çekici bir yapım. Filmin başrol oyuncusu İrem Altuğ ile bu fazla alışık olmadığımız sinema dilini ve öyküyü konuştuk. Laf lafı açarken söz son dönemlerde yaşanan kadına şiddet konusuna geldi. Altuğ toplumun içinde bir öfke olduğunu, kadınlara uygulanan şiddeti gördüğünde istemeden de olsa o şiddeti uygulayanlara öfkelendiğini yani kendisinin de aslında toplumdan farklı bir durumda olmadığını söyledi. Bu yıl senaryosunu yazdığı ve oynadığı kısa filmiyle Cannes Film Festivali’ne katılan güzel yıldız, yoğun duygular yaşadığında kaleme daha fazla ihtiyaç duyduğunu anlatırken yönetmenlik için gerekli tecrübeye sahip olmadığını da sözlerine ekledi...
İçerik
Çantamı aldım, İstanbul’a geldim!
Cennet Mahallesi ve Baba Ocağı gibi dizilerden tanıdığımız Aylin Kabasakal Eş Ruhumun Eş Zamanı filminde başrolü oynuyor. Türkiye’nin ilk Kuantum filmi olarak lanse edilen yapımın rastlantılar ve seçimlerimizin hayatımızı şekillendirdiği iddiası var. Biz de Kabasakal’a sorduk, “Rastlantılar sizin de hayatınazda önemli rol oynuyor mu” diye. Kabasakal tercihlerin ve rastlantıların hayatını yönlendirdiğini, gerçek hayatta da filmdeki gibi cesur tercihler yaptığını söyledi. İzmir’den cebinde beş parası olmadan çantasını kaptığı gibi İstanbul’a geldiğini ve bu şehirde kaybolmayıp bir kariyer yapmayı başardığını ifade etti. İşte Kabasakal’ın ilginç cevapları...
Film
It's Always Sunny in Philadelphia
Kendilerini "The Gang (Çete)" olarak adlandıran ve yaşlarından beklenenin çok daha azını becerebilen, ahlaki anlayışları oldukça zayıf bir grup arkadaşın başından geçenleri anlatımaktadır.
Çete iki kardeş olan Dennis ve Deandra Reynolds, onların üvey babaları Frank Reynolds, arkadaşları Charlie ve Mac'ten ibarettir. Gruptakilerin her biri oldukça sahtekar, açgözlü, bencil, ahlaksız, sadakatsiz, tembel, düzenbaz, iki yüzlü, kibirlidir ve her zaman tartışabilecek saçma bir konu bulabilmektedir. Her bölüm genellikle kendilerince kusursuz olarak yaptıkları tasarıların peşinden koşarak, kişisel çıkarları için birbilerine ya da başkalarına komplolar kurarak ya da sadece eğlenmek için birbirlerinin rezil oluşunu seyrederek geçmektedir. Taktikleri insanlara genellikle duygusal ve bazen de fiziksel acılar tattırmayı içerir. Bununla birlikte düzenli olarak çetenin dışındaki kişi ya da kişilere şantaj yapmayı ya da onları kışkırtmayı da denerler.
Beraberlikleri hiç de sağlam değildir. Sonucunun ne olacağına bakmaksızın anlık ya da kişisel bir çıkar için birbirlerini satmakta hiçbir sakınca görmezler. Neredeyse yaptıkları herşey bir süre sonra birbirleriyle bir yarış haline dönmektedir. Düşündüklerini yapma konusunda oldukça beceriksiz olmalarına rağmen kişisel kanaatlerini korurlar ve halk içindeki imajları ve itibarları konusunda oldukça takıntılıdırlar. Kendilerini aşırı derece değerli bulmalarının yanında istediklerini elde etmeye çalşırken az da olsa utanç duyguları kendini gösterse de mirasa konmak için kokain çekmek, bir pederi yoldan çıkarmak, bir başkası üzerinde casusluk yapmak için deri bir koltuğun içine girmek gibi genellikle grup içinden bir başkasının utanç verici, iğrenç ya da absürt bulacağı işlerin içine dalarlar.
Film
How I Met Your Mother
Dizi, 2030 yılında, Ted Mosby'nin eşi ile nasıl tanıştığını çocuklarına anlatmasını konu alır. Bob Saget'in seslendirmesiyle asıl karakteri Ted "Size annenizle nasıl tanıştığımı anlatacağım." der ve dizi 2005 yılına döner.
2005'te 27 yaşındaki mimar Ted (Josh Radnor), arkadaş grubuyla kendisine küçük bir dünya yaratmış bir genç. Arkadaş grubu; en iyi arkadaşı, hukuk öğrencisi Marshall (Jason Segel), Marshall'ın dokuz yıldır birlikte olduğu anaokulu öğretmeni Lily (Alyson Hannigan) ve absürt bir kişiliğe sahip olan takım elbisesiz nefes almayan, hiperseksüel Barney Stinson (Neil Patrick Harris).
Günler akıp giderken, Marshall, tek aşkı Lily'e evlenme teklifi etmeye hazırlanıyor. Kahramanımız Ted bu noktada hayatını gözden geçirmeye karar veriyor. Romantik Ted bekâr kalmaktan hiç haz etmeyen biri olduğu için, gerçek aşkını aramaya koyuluyor. Derken Manhattan'daki Marshall, Lilly ve Ted'in birlikte yaşadığı evlerinin altındaki McLaren's Pub'da Robin Scherbatsky (Cobie Smulders) ile karşılaşıyor ve ilk bakışta evleneceği kadını bulduğunu düşünüyor. Acaba öyle mi?
Film
1 Kadın 1 Erkek
Zeynep ve Ozan 4 yıldır birlikte yaşamaktadır. Zeynep sürekli evlilik hayalleri kuran, romantizm düşkünü bir kadındır. Ozan ise sürekli cinselliği düşleyen ve romantizmden nefret eden bu yüzden de evlenmeyip birlikte yaşamayı sürdürmeyi düşünen bir erkektir. Bu iki kişinin başından geçen olaylar, yaşadıkları maceralar konu bütünlüğünün sağlandığı skeçler olarak aktarılmaktadır.
Kadınlarla erkekler arasındaki ilişkilerin komik ve samimi bir üslupla anlatıldığı programda hayattan gündelik olaylar işlenmektedir. Zeynep ve Ozan çiftini merkez alarak insanların gündelik hayatı işlenen yapımda olaylar ev içinde, arabada, alışverişte, kayınvalidenin evinde, tatilde, spor merkezinde ve akla gelebilecek her yerde geçmekte; dünyadaki her çiftin yaşayabileceği komik durumları özgün, çok cesur ve doğal bir tarzla işlenmektedir. Karakterlerin birbirinden zıt duygusal dünyaları ve aralarındaki ufak tefek çekişmeler programın mizahi yönünü ortaya çıkarmaktadır.
Film
Alemin Kralı
Aslan Kıral, iptidai pet shop dükkanında solucan, sülük, tavşan ve benzeri şeyler satan, kendi halinde bir esnaftır. Bu yüzden, kibirli kaynanası Asalet’e senelerdir bir türlü yaranamamıştır. Bu yetmiyormuş gibi bir gün, kayınpederi Nejat son nefesinde, “Karım, kızlarım ve torunlarım sana emanet…” diyerek ölünce, Aslan, eşi ve 3 kızı ile beraber, insomniyak Asalet’in evine taşınmak zorunda kalır…
3 kız babası olmanın gerekleri ile bile zor baş eden Aslan, kendisini bir anda 6 kadının yaşadıkları bir evde iç güveysi olarak bulmuştur. Birçok sorumluluğu olmasının yanısıra, neredeyse hiç yetkisinin olmadığı bir evde, kayınpederine verdiği sözü tutmaya çalışmak hiç de kolay bir iş değildir. Bu durum, zaten köy kökenli ve muhafazakar birisi olan Aslan’ı iyice paranoyak ve kıskanç birisi haline getirmiştir. İşe her gittiğinde gözü arkada kalmakta, evde ne dolaplar döndüğünü öğrenmek için yanıp tutuşmaktadır…
Film
Al Yazmalım
Asiye, sabah erken saatte her zamanki gibi yolu uzatarak bakkaldan eve dönerken, motorkros pistinde antrenman yapan bir motosikletli görür. İlyas, yakında kasabada düzenlenecek olan festival kapsamındaki yarışa hazırlanmaktadır. Bu İlyas ve Asiye’nin ilk karşılaşmasıdır. İlk görüşte birbirlerinden etkilenirler. Asiye görücü usulü ile evlenmek istemeyen, aşka inanan bir genç kızdır.İlyas’ınsa büyük umutları vardır.
Asiye ailesi ile beraber festival alanına geldiğinde tek düşüncesi, antrenman yaparken gördüğü yakışıklı genci yarışta izleyebilmektir. Ancak havalı ve gösterişli bir kadın olan Helin’i İlyas’ın yanında görünce onu sevgilisi sanar ve kıskanır.
Yarış başladığında Asiye, tesadüfen ordaymış gibi yapan eş adayı Metin ile tanıştırılır. Asiye kendine kurulan kumpası fark ettiğinde öfkeyle ailenin yanından kaçar. Ailesinden ve eş adayından kaçan Asiye yanlışlıkla parkura girince İlyas’ın kaza yapmasına ve yarıştan elenmesine sebep olur. Yarıştan sonra festival alanında karşılaşan İlyas ve Asiye kaza yüzünden tartışırken birbirlerine ilk görüşte aşık olduklarını itiraf edemez.
Asiye kaçar, İlyas kovalar… Ve bir süre sonra Asiye kaçmaz olur. İlyas onu motorun terkisine bindirir. İkisi de evini terk etmiştir. Ve rüzgar onları nereye götürürse gitmeye karar verir.
Film
Eve Düşen Yıldırım
Beklemediği bir anda babasının ölümüyle yıkılan Muazzez, İzmirde yapayalnız kalmıştır. Durumu haber alan amcası yıllardır görmediği ve konuşmadığı ağabeyinin kızı Muazzezi İstanbula yanına almak ister. Muazzez İstanbulda amcasının köşküne taşınır. Ancak amcasının iki oğlu Namık ve Sait, Muazzeze aşık olur. Üstelik Namık evlidir. Muazzez yeni ailesiyle tanıştığı andan itibaren hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Film
Person of Interest
Kameralar her yerde! izliyorlar, dinliyorlar, kaydediyorlar... Sizin hakkınızda herşeyi biliyorlar! Peki siz onlar hakkında ne biliyorsunuz? Gizemli bir işadamı olan mr. Finch (Michael EmersoN) ileride şlenecek suçları önceden önlemeyi hedefleyen bir bilgisayar proramı geliştirir. İlginç bir karaktere sahip bu milyoner işadamıelindeki bu programı hayata geçirebilmek için resmi kayıtlarda ölü olarak geçen Reese (James Caviezel) adlı eski bir CIA ajanı ile anlaşır. Kendi kaynakları ve teknolojisiyle, Reese'nin yeteneklerini ve sezgilerini birleştiren mr. Finch'in amacı gelecekte işlenecek olan suçları henüz suçlular eyleme geçmeden önlemektir
Film
Muhteşem Yüzyıl
Dizi, Yavuz Sultan Selim’in vefatı ve Kanuni’nin tahta geçişiyle başlıyor. Dizinin Pararlel Kurgusunda ise, Hürrem Sultanın, Yavuz Sultan Selim’e Kırım’dan getirilen cariyelerle birlikte istanbul’a gelişi canlandırılıyor. “Kanuni Sultan Süleyman, muhteşem yüzyılı yaratan adam, iktidar olarak çok başarılı ama kişisel hayatında Büyük trajediler yaşayan biridir. En değer verdiği şeyleri kendi eliyle yok etmek zorunda kalır. Dizi Sadece Kanuni ve Hürrem Sultanı değil, o dönemin, en bilinen karakterlerini de ekrana yansıtıyor. Mimar Sinan’ın da o dönem kalfalık dönemi. Baki, Fuzuli, hepsi diziye girecekler. Süleyman’ın çağdaşları Britanya’da Tudors hanedanlığı 8. Henry, olağanüstü bir iktidar savaşı var. Doğudan Avrupa’nın içine bir Müslüman imparator büyük bir güçle ilerliyor, onların içerisinden muhteşem Süleyman doğuyor...
Film
Umutsuz Ev Kadınları
Umutsuz Ev Kadınları”, ev kadınlarının sıradan, basit ve durağan sanılan hayatlarının aslında sırlarla, mücadelelerle ve büyük dramatik sıçramalarla dolu olduğuna dikkat çekiyor. Dizinin kahramanları bir yandan ev işleri ve çocuk yetiştirme cehenneminde ayakta kalmaya çalışırken, diğer yandan da, aldatma, nefret, hatta cinayete varan sorunlarla boğuşuyorlar. Ve tabii sadece gençlere has görülen, oysa orta yaştaki kadınlara da isabet eden aşkla da…
Film
Çocuklar Duymasın
Hayatın kendisi kadar komik ve duygusal bir dizi olan, "Çocuklar Duymasın" kaldığı yerden değil günümüzden devam ediyor. Çünkü bizim izleyemediğimiz 7 yıllık dönem içinde orada hayat hiç durmadı. Evlerinin dekorasyonunu değiştirdiler, iş hayatlarında yeni pozisyonlar elde ettiler ya da edemediler, çocuklar büyüdü, Haluk, Meltem ve diğerleri yaşlandı. Ama Haluk hala bildiğimiz Haluk, hala her şeye karşı, muhafazakar ve milliyetçi. Meltem de büyük değişiklik yok, modern, ideal ve ahlaklı bir eş. Ailenin meseleleri yine çok küçük, kredi kartları, telefon faturaları, alış veriş giderleri, tatil masrafları ve hayatın içinde akıp giden her şey. Kısacası "Çocuklar Duymasın"da aslında hem değişen bir şey yok hem de çok şey değişmiş. Yine komik, yine duygusal, yine güncel, yine hayatın kendisi gibi küçük meseleleri olan, kentli ilişkilere ve modern aile meselelerine odaklı hem duygusal hem de eğlenceli bir aile komedisi. "Çocuklar Duymasın" bu kez de 2010 yılı Türkiye'sine bir ayna tutuyor ve yaşadığımız çağın aile yapısı üzerinden sosyolojik bir analiz yapıyor ve Türkiye'de tüm yaş gruplarının aynı anda seyredebileceği tek dizi olma iddiasını koruyor.