İçerik
Delhi’de Türkiye Sinemasının Gövde Gösterisi
Yeni Delhi’nin Osian’s Cinefan Film Festivali iki yıl ara vermişti. Bu yıl 12.si düzenlenen festivalin dönüşü gerçekten görkemli oldu. Hem filmler çok iyiydi, hem de çağrılan konukların niteliği. Ayrıca çok da iyi ağırlandığımızı söylemeliyim. Hindistan Türkiye sinemasıyla hep çok yakından ilgilendi. 11. Osian’s’da da hem ana yarışmada hem de kısa film yarışmasında Türk filmleri vardı. Bu yıl katılımımız da aldığımız ödüller de bir önceki festivali aştı.
İçerik
2041'e ışınlanıyoruz!
Eva, İspanyol sinemasından drama yönü de etkileyici başarılı bir bilimkurgu örneği. Sadece bilimkurgu değil, duygusal yönüyle de öne çıkan filmin başrolündeki çocuk oyuncu Claudia Vega, üç bin çocuk arasından seçilmiş.
İçerik
Baskın, basanındır!
“Baskın” (The Raid) filmini, İstanbul Film Festivali'nde geç bir saatte seyretmiş ve onca uyuma isteği uyandıran ağır tempolu yapımdan sonra, resmen ilaç gibi gelmişti, bünyeye... Film, öyle müthiş bir aksiyona da denk gelmiyor üstelik, vasatı yer yer aşıyor, bakın bu kabul. Lakin tam tekmil heyecandan öte, aşırı miktarda zerk edilen hız, şiddet ve gerilim, haliyle sersemletiyor. Benim anlatmak istediğim Baskın'ın sinema ederi değil, memleket aksiyon sinemasının hazin hali ve Endonezya'nın bunu başarmış olmasıyla bana gelen ara pas, şimdi golü atmak daha mümkün. Evet, hadi ABD'nin, Batı Avvupa'nın, Japonya'nın tekniği iyi, birader Endonezya da yapmış işte, biz niye nal topluyoruz?
İçerik
Oğul Miyazaki’den Çıraklık Dönemi İçin Yeterli bir Anime…
Sinema dünyasında bazı isimler kocaman bir dağın tepesinde, bir tür dokunulmazlık pelerinini kuşanmış olarak parıldarlar. Sinema adına verdikleriyle geldikleri noktada başka türlüsü de mümkün değildir. Anime dediğimiz Japon çizgi filmlerinin en büyük ustası Hayao Miyazaki’ de böyle bir isim…
İçerik
Baskın Dövenindir
Gareth Evans tarafından yazılıp yönetilmiş olan Endonezya / ABD ortak yapımı Baskın, bu seneki İstanbul Film Festivali programının ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ bölümünde yer alıyordu. Festivalde izleme şansı bulduğum Baskın, bu senenin en heyecanla beklediğim yapımlarından biriydi.
İçerik
Kara Şövalye’ye acıklı bir veda
Christopher Nolan, DC Comics dünyasının ünlü süper kahramanı Batman’i yeniden ele aldığı serinin son halkası Kara Şövalye Yükseliyor’da destansı bir finalle hikâyeyi tamamlıyor. Warner Bros., Amerika’da 12 kişinin hayatını kaybettiği kanlı gösterimden sonra filmin Paris ve Türkiye’deki gala ve özel gösterimlerini iptal etmişti. Kara Şövalye Yükseliyor sessiz sedasız ama biletleri önceden tükenmiş salonlarda vizyonda. Filmin İMDB notunun 9.1 olduğunu da hatırlatalım.
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Amerikalı Kara Şövalye
Christopher Nolan’ın Batman serisi üçüncü filmiyle sonlanıyor. Christian Bale belki de son kez Batman kostümü içinde…
İçerik
Kokuşmuş Bir Şeyler Var(mış) Danimarka Krallığı’nda
“Yasak Aşk”ın mutlu sonu Türkiye’nin bugünkü ortamına hiç uygun değil. Film gerici ulema ve feodal toprak sahipleri ittifakına karşı liberal bir aydının mücadelesi fonu altında bir yasak aşkı anlatıyor. “Gericilik” siyaset bilimcilerince kabul edilen bir kavram değilse de oldukça anlamlı bir kavramdır kanımca, bu nedenle kullanmakta sakınca görmeyeceğim. Filmin kapsadığı süre boyunca dinci gericilerle, ilerici burjuvalar arasındaki kavga sürer gider, Danimarka Krallığı’nda.
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
İz Bırakanlar Unutulmaz
En baştan söyleyelim, İspanyol korku gerilim sinemasının yüz akı yönetmenlerinden Jaume Balagueró gene kalburüstü bir işe imza atmış. Cesar ve Clara arasındaki hastalıklı ilişkiye odaklanan Ölüm Uykusu, “insanoğlu mutlu olmak için neleri göze alır?” gibi ağır sorular sorarken korku gerilim sinemasının gereklerini yerine getirmekten de geri durmuyor. Özellikle Cesar’ın bir aksilik sonucu Clara’nın dairesinde uyuyakaldığı gecenin sabahında, Clara ve sevgilisine görünmeden evden çıkmaya çalıştığı sahneler bütünü tırnak kemirten cinsten.
İçerik
Sınırlar değişebiliyorsa duygular da değişebilir!
Bazı filmlerin atmosferi o kadar soğuktur ki, yavaş yavaş adeta bir buzun çözülmesi gibi yavaşça çözülür. Hatta filmi izlerken bile çözülmeyebilir, çıktıktan sonra içinizde çıtırdayan şeylerden çözüldüğünü anlayabilirsiniz. Barbara bir Alman yapımı, duygusu, atmosferi, renkleri, dekoruyla sanki bir Nazi dönemindeyiz. Ama o kadar uzaklara gitmemize gerek olmadığını söylüyor film bize bir yandan da.
İçerik
Bulmayın artık şu filmleri!
Bu hafta sinemalar, baba oğul Stone’ların işgali altında. Oliver Stone’un yönettiği Vahşiler’de Sean Stone kısa bir rolde görünürken, baba Stone da oğlunun yönettiği filmde aynı şekilde kısa bir rolde görünüyor.
İçerik
Savaş, Seviş ve Kafayı Bul
Oliver Stone’un hayatı da film kariyeri de bir sarkaç gibi, bir sağa bir sola salınıp duruyor. Varlıklı sayılabilecek bir anne-babanın çocuğu Stone. Annesi Hristiyan, babası Yahudi, kendisi ise Budizmi seçmiş.
İçerik
Sana Bezginlik Çok Yakışıyor...
Karşımızda The Cure’un solist, Robert Smith’in daha bezmiş hali var: Cheyenne. Yavaş hareketler, yavaş konuşma tarzı, saçı, sürmeli gözleri, rujlu dudakları onu bizim gözümüzde eski bir rock yıldızı olmaktan çok uzak noktalara atıyor, sanki o doğuştan marjinal bir kaybeden. Normal bir hayatı olabileceğine inanmıyoruz mesela, ama onunla 35 yıl aynı yatağa baş koymuş, tam bir doğa tutkunu, zıt kutbu, onu çok seven bir karısı var!
İçerik
Başarılı Bir Wuxia Örneği
Viizyonda Hong Kong sinemasının en gözde yönetmenlerinden biri olan Tsui Hark’ın kamera arkasına geçtiği, tüm dünyada beğeniyle karşılanmış bir film var. Dedektif Dee; Gizemli Alev, Uzak Doğu dövüş sanatlarının sergilendiği renkli sahnelere sahip başarılı bir Wuxia örneği.
İçerik
Ve kader ağlarını örmüştü
Ve kader ağlarını örmüştü gibi hayli arabesk ve klişe bir girişle, Örümcek Adam filmlerinin dördüncüsü olan İnanılmaz Örümcek-Adam'ı anlatmaya başlayalım.
İçerik
Yeniden zıplıyoruz: Her belaya derman, Spider-Man…
Sam Raimi’nin giderek kan kaybeden Örümcek üçlemesinden sonra Peter Parker ve maskeli kişiliği Spider-Man bir kez daha gişede şansını deniyor. Aslına bakarsanız ben Raimi’nin çektiği Örümcek Adam filmlerinden pek hazzetmem.
İçerik
Rabat’ta Türk Sineması Vardı
Fas’ın başkenti Rabat 18 yıldır yaratıcı sinemaya destek veren bir festival düzenliyor. Bu yıl (Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği)katkılarıyla 18. Uluslar arası Rabat Auteur Film Festival’inin onur konuğu ülke Türkiye’ydi.
İçerik
Lübnan’dan Vizontele Manzaraları
Nadine Labaki’nin adını Karamel (2008) adlı filmiyle tanımıştık. Lübnanlı yönetmen, bir arkadaşıyla birlikte yazdığı filmde başrollerden birini de üstlenmişti. On parmağında on marifet olan Labaki daha ilk filmiyle Cannes’da boy göstermiş ve çok da beğenilmişti (her açıdan beğenilmişti çünkü Labaki çok da çekici bir kadın).