İçerik
Nerdesin Arnold?
Arnold Schwarzenegger’in kült filmi Total Recall – Gerçeğe Çağrı tekrar uyarlanarak karşımıza geldi. Colin Farrell’in canlandırdığı Quaid karakteri orjinalinden çok şey kaybetmiş…
İçerik
Parapsikolojiye Giriş
İspanya yapımı Lanetli Ruh, ‘buluntu film’ (found footage) türünün izinden giden desteye eklenen yeni bir kart olarak yerini aldı. İngilizce çekilen film, daha çok Paranormal Activity serisine yakın duruyor.
İçerik
Her derde deva Limuzin!
Don Delillo’nun 2003 tarihli romanından uyarlanan Cosmopolis öncelikle yoğun felsefi seanslarına davet ediyor izleyiciyi. Aslında arada söylediği önemli şeyler filmin gevezeliğinde kaybolarak sıkıcı bir terapiye dönüşüyor.
İçerik
2041'e ışınlanıyoruz!
Eva, İspanyol sinemasından drama yönü de etkileyici başarılı bir bilimkurgu örneği. Sadece bilimkurgu değil, duygusal yönüyle de öne çıkan filmin başrolündeki çocuk oyuncu Claudia Vega, üç bin çocuk arasından seçilmiş.
İçerik
Baskın, basanındır!
“Baskın” (The Raid) filmini, İstanbul Film Festivali'nde geç bir saatte seyretmiş ve onca uyuma isteği uyandıran ağır tempolu yapımdan sonra, resmen ilaç gibi gelmişti, bünyeye... Film, öyle müthiş bir aksiyona da denk gelmiyor üstelik, vasatı yer yer aşıyor, bakın bu kabul. Lakin tam tekmil heyecandan öte, aşırı miktarda zerk edilen hız, şiddet ve gerilim, haliyle sersemletiyor. Benim anlatmak istediğim Baskın'ın sinema ederi değil, memleket aksiyon sinemasının hazin hali ve Endonezya'nın bunu başarmış olmasıyla bana gelen ara pas, şimdi golü atmak daha mümkün. Evet, hadi ABD'nin, Batı Avvupa'nın, Japonya'nın tekniği iyi, birader Endonezya da yapmış işte, biz niye nal topluyoruz?
İçerik
Oğul Miyazaki’den Çıraklık Dönemi İçin Yeterli bir Anime…
Sinema dünyasında bazı isimler kocaman bir dağın tepesinde, bir tür dokunulmazlık pelerinini kuşanmış olarak parıldarlar. Sinema adına verdikleriyle geldikleri noktada başka türlüsü de mümkün değildir. Anime dediğimiz Japon çizgi filmlerinin en büyük ustası Hayao Miyazaki’ de böyle bir isim…
İçerik
Bir ‘Yeryüzündeki Son Aşk’ değil!
David MacKenzie benim için farklı ilişkiler uzman yönetmeni. Tabii ben en çok en son filmi Yeryüzündeki Son Aşk filmini seviyorum. O filmden aldığım tat uzun zaman bir koku olarak yer etti hafızamda. Bir salgınla baş gösteren bir hastalık ve garip bir tutku hali, tabii Young Adam /Tutku Nehri’ni de katmak gerek aşkın farklı hallerine.
İçerik
Baskın Dövenindir
Gareth Evans tarafından yazılıp yönetilmiş olan Endonezya / ABD ortak yapımı Baskın, bu seneki İstanbul Film Festivali programının ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ bölümünde yer alıyordu. Festivalde izleme şansı bulduğum Baskın, bu senenin en heyecanla beklediğim yapımlarından biriydi.
İçerik
Robot filmi çekmek gelenek ister
Bu hafta vizyona giren Eva, Daniel Brühl gibi çok iyi bir oyuncuya sahip oldumasına rağmen son dönemlerin en zayıf robot filmi...
İçerik
Kara Şövalye’ye acıklı bir veda
Christopher Nolan, DC Comics dünyasının ünlü süper kahramanı Batman’i yeniden ele aldığı serinin son halkası Kara Şövalye Yükseliyor’da destansı bir finalle hikâyeyi tamamlıyor. Warner Bros., Amerika’da 12 kişinin hayatını kaybettiği kanlı gösterimden sonra filmin Paris ve Türkiye’deki gala ve özel gösterimlerini iptal etmişti. Kara Şövalye Yükseliyor sessiz sedasız ama biletleri önceden tükenmiş salonlarda vizyonda. Filmin İMDB notunun 9.1 olduğunu da hatırlatalım.
İçerik
Kartaca yıkılmalı, Gotham kurtarılmalı...
Muhafazakarlık maskesini yeniden takan, kapitalizm ve faşizm için sürekli kahramanlığa soyunan, haliyle hayli hayran depolayan pek meşhur düzen yanlısı ve yüce ahlaklı mirasyedi Batman Efendi, çizgi romandan sinemaya görkemli geçişinin şimdilik son etabında, Gotham kentini nükleer tehlikeden kurtarmaya çabalıyor. Çizgi romanların ekseriyetle, J. Edgar Hoover zihniyetinde düşmanlar yarattığı, sıcak savaş, soğuk savaş ve işgal sürecinde ABD'nin çıkarlarını gözettiği ve sisteminin devamı için çaba gösterdiği malumunuz. Batman de tüm bu kahraman ordusunun belki de en sinsi üyesi, saman altından su yürütmekte üstüne yok. Evet, Kara Şövalye Yükseliyor, nükleer tehlike altınaki bir kenti, teröristleri, azgın suçluları ve elbette buna karşı çıkan kahramanları anlatıyor. Neden düşman var diye sormuyor, sisteme rakip çıkanı bertaraf etmenin yolunu kurguluyor. Erk sahibi olanlar, evini temiz tutup, komşuya musallat olurlar. Tarih tanıktır, Kartaca yıkılmalıdır diyenlerle, Felluce'yi dümdüz edenlerin farkı yoktur. ABD dışındaki bir ülkenin sıradan bir kenti, ekipman tipi işbirlikçi kahraman Batman'in umurunda mı? Asla! Ancak Gotham önemli ve değerlidir, sistemin kalbidir ve ivedilikle kurtarılmalıdır.
İçerik
Çocuklar, Tacizcileri ve Polisler
“Polis”, 2011 yılında Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve Jüri Ödülü’yle mükafatlandırıldı. Doğrusu bu ödüle çok şaşırmıştım. Maiwenn’in (Le Besco) yönettiği filmin orijinal ismi de Polis ama yanlış, çocukça yazılmış bir polis. Yani Police yerine Polisse.
İçerik
Bu gitmeler gitmek değil…
Filmimizin kahramanı Jill genç ve sarışın ortalama bir Amerikalı… Yani çok zeki değil ama azimli… Kız kardeşi bir anda ortadan kaybolan Jill, kendisini de iki sene önce kaçıran seri katilin geri döndüğünü anlar. Fakat bu tür filmlerde hep olduğu üzere polisi buna ikna edemez. Kendi kaçışından sonra polis dosyayı Jill’in bir akıl hastası olduğuna ve her şeyi uydurduğuna kanaat getirerek kapatmıştır ve onlara göre yine aynı şeyi yapıyordur. Amerika’da yalnızlıktan çıldırıp sırf ilgi çekmek için 911 hatlarına dadananları düşününce akla yatkın geliyor bu…
İçerik
Amerikalı Kara Şövalye
Christopher Nolan’ın Batman serisi üçüncü filmiyle sonlanıyor. Christian Bale belki de son kez Batman kostümü içinde…
İçerik
İsyaaaeennnnnnnnnnnn!
“İsyan” (Lockout) filmini izlerken Halil Sezai'nin İsyaaaeennnnnnnnnnnn adlı kulaklara zarar şarkısına tekrar maruz kalsaydım da bu kötü ötesi yapıma katlanmasaydım dedim, kendi kendime... Şimdi konumuzun İncir Reçeli'yle ilgisi elbette yok, kafalar karışmasın. Ancak, şu İsyan adlı film, İncir Reçeli'ne bile rahmet okutur, o denli... Astronot kıyafetiyle U (Uzay) tipi yüksek güvenlikli cezaevinden yerküreye atlamak kadar saçma bir film bu, keşke seyretmeseydim, inanın paranıza, aklınıza ve zamanınıza yazık.
İçerik
Kokuşmuş Bir Şeyler Var(mış) Danimarka Krallığı’nda
“Yasak Aşk”ın mutlu sonu Türkiye’nin bugünkü ortamına hiç uygun değil. Film gerici ulema ve feodal toprak sahipleri ittifakına karşı liberal bir aydının mücadelesi fonu altında bir yasak aşkı anlatıyor. “Gericilik” siyaset bilimcilerince kabul edilen bir kavram değilse de oldukça anlamlı bir kavramdır kanımca, bu nedenle kullanmakta sakınca görmeyeceğim. Filmin kapsadığı süre boyunca dinci gericilerle, ilerici burjuvalar arasındaki kavga sürer gider, Danimarka Krallığı’nda.
İçerik
Bizi ancak sen Kurtarabilirsin!
Son 30 yılda denizlerdeki balık nüfusunun %30 aşırı avlanma sebebiyle tükendi. Böyle giderse 40 yıl sonra balık dediğimiz şeyi kitaplardan/tabletlerden göreceğiz!
İçerik
Alkışlarken oturmayın!
Bu yıl Oscar törenlerinde en çok konuşulan olaylardan biri, Albert Nobbs’daki performansıyla Glenn Close’un “Demir Leydi”deki performansıyla Meryl Streep’le karşılaştırılmasıydı. Diğer rakiplerine uzak ara fark atacağı belli olan bu iki ustadan kazanan Meryl Streep olmuştu. Elbette ki, biyografik filmlerin olası etkileyiciliğini arkasına alan Meryl Streep oldukça avantajlı bir portre ortaya koymuştu. Oscar’ı hak etmişti. Ben de böyle düşünüyordum. Ta ki, 31. İstanbul Film Festivali’nde “Albert Nobbs”u izleyene ve Glenn Close’un performansını görünceye kadar…
İçerik
Özgürlük bizim ruhumuzda var
İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki Müslüman gençlerin Fransa’nın özgürlüğü ve Yahudiler’i Nazi zulmünden korumak için verdikleri mücadeleyi anlatan Özgür Adam – Les Hommes Libres seyredilmesi gereken bir film...
İçerik
İz Bırakanlar Unutulmaz
En baştan söyleyelim, İspanyol korku gerilim sinemasının yüz akı yönetmenlerinden Jaume Balagueró gene kalburüstü bir işe imza atmış. Cesar ve Clara arasındaki hastalıklı ilişkiye odaklanan Ölüm Uykusu, “insanoğlu mutlu olmak için neleri göze alır?” gibi ağır sorular sorarken korku gerilim sinemasının gereklerini yerine getirmekten de geri durmuyor. Özellikle Cesar’ın bir aksilik sonucu Clara’nın dairesinde uyuyakaldığı gecenin sabahında, Clara ve sevgilisine görünmeden evden çıkmaya çalıştığı sahneler bütünü tırnak kemirten cinsten.