İçerik
“BÜYÜ DE BABAN SANA…”
19. Altın Koza Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması’na başvuran kısa filmleri izlemek üzere 7-8 Ağustos’ta ön jürinin diğer üyeleri Selim Demirdelen ve Asiye Dinçsoy’la buluştuk. İzledikçe hevesim kırıldı, izledikçe aklıma onlarca soru düştü, izledikçe biraz hayat benden soğudu, biraz ben hayattan soğudum... Ama daha çok üzüldüm ve korktum.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 2.Gün
Dün yazdığım filmlerin ikisi de yarışmalı bölümlerde yer almıyordu. Mira Nair’in “Kararsız Kökten Dincisi” festivalin açılışını yapmıştı, Sarah Polley’nin “Anlattığımız Hikayeleri” ise yarışmasız Venedik Günleri bölümündeydi.
İçerik
Woody Allen’la yaşamak ister misiniz?
Son dönemlerde sürü sepet vizyona giren Fransız filmlerinden biriyle daha karşı karşıya olduğumu düşündüğüm için ayaklarımı sürüyerek gittim Paris Manhattan’a. Açıkçası basın bülteninde de yazanlar çok iyi şeyler vaat etmiyordu bana. Woody Allen hayranı genç bir kadının aforizmaları ne kadar ilginç olabilirdi ki? Üstelik ben tam bir Woody Allen hayranı olduğum halde bunları söylüyorum.
İçerik
Mirastan Men Edilecek Kadar Kötü!
80’ler aksiyon sineması açıkta bırakılmış bir elma şekeri gibi... Aradan geçen 30 yıldan sonra bile üşüşen sinek çok oluyor. Bu hafta izleyeceğimiz tamamen gişe kaygısıyla yapılmış Bourne’un Mirası da işte böyle bir film!
İçerik
Ergenlik başa bela ama Saftirik harika!
Öncelikle üçüncüsünü izlediğimiz ve benim bayıldığım bir seriden bahsedeceğim için mutluyum. Ama bazı filmlere fizanda olsa bile gelen, salonu hıncahınç dolduran sinema yazarı arkadaşlarımı bu filmde göremeyince biraz bozuldum açıkçası. Çocuk komedisi ilgilerini çekmiyor olabilir, bir çocuk filminde görülmek klaslarını sarsıyor olabilir ve hadi en önemli sebep olarak dublajlı olduğu için tercih etmediler diyelim.
İçerik
Venedik Film Festivali'nde 1.Gün
Bu yazıyı yazmaya başladığım sırada 69. Venedik Film Festivali daha resmen başlamamıştı ama film eleştirmenleri için gösterimler başlayalı bir gün olmuştu. Bu yıl festivalin başkanı degişti; Marco Mueller’in yerini Alberto Barbera aldı.
İçerik
Ve erkek ayıbıyla yüzleşti
Geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nin Generation bölümünde Kristal Ayı Ödülü alan ‘Lal Gece’, kanayan yaralarımızdan birine dokunarak, çocuk gelinlerin dramını konu alıyor ve erkek iktidarını sorguluyor. Reis Çelik’in yönettiği filmin başrollerinde 25 yıl sonra başrolde izlediğimiz İlyas Salman ve yüzlerce kişi arasından seçilen 14 yaşındaki Dilan Aksüt var. Çocuk gelin sorununu ele alan bu film, İran’da 10 yaşın altındaki kızların evlenmesine izin veren ve çok tartışılan parlamento kararının üzerine vizyona giriyor.
İçerik
Paralı herifler, çocuk gelinler...
Dilsiz bir gece... Dışarıda kanlı bir çarşaf bekleyen akbaba, pardon akraba, içeride kız çocuğuyla, ihtiyar adamı buluşturan bir dram, yani gerdek odası... Lanet başlık parası, körpe beden pazarı... Böyle gelmiş, böyle gider diyenler, vicdansız olmayı gelenek belleyenler, çocukları gelin edenler... Evet, çocuk gelinler gibi gerçekliği oranında yakıcı bir konuyu, kurgulayıp beyazperdeye taşıyan "Lal Gece", hani neredeyse tamamı bir odada geçse dahi, etkileyiciliğinden herhangi bir şey yitirmeyen bir seyirlik, özetle... Ötesinde Reis Çelik'in şu ana dek çektiği en iyi film bu, hiç şüphesiz. Ve resmen oyunculuk gösterisi yapan İlyas Salman gibi bir ustayı, 24 yıl sonra sinemayla tekrar buluşturduğu için seyretmeye ve seyrettirmeye değer.
İçerik
Hayat Sürprizlerle Doludur!
Sevdiğim filmlerden biridir; Alice Artık Burada Oturmuyor / Alice Doesn’t Live Here Anymore… Dul kaldıktan sonra oğlu ile yeni ve zorlu bir yaşama doğru yola çıkan bir kadının zorlu yaşam mücadelesini anlatan neredeyse yarı belgesel, güçlü bir yapımdır.
İçerik
Çocukken yaşlananlar
Bir oda düşünün, bembeyaz gelinlik içinde bir kız yatağın üstünde oturmuş yeni evlendiği damadı bekliyor. Damat içeri giriyor, bir bakıyorsunuz bir hayli yaşlı. Siz deyin 60 ben diyeyim 65 yaşlarında. “E olur ya insan hiç bir zaman yalnızlığı kaldıramaz” diye düşünürsünüz belki. Yaşı yaşına başı başına uygun bir evlilik yapmışlardır belki, kuralına uysun diye de davullu zurnalı bir düğün. Yaşlı damat gelinin yanına yaklaşır ve duvağını açar. O da ne? Gelin bir çocuk. Daha 14 yaşında var yok. Lal Gece işte böyle başlıyor.
İçerik
Bir Noel Baba Fantezisi
1951 doğumlu Dick Maas, 2010 tarihli Korku Efendisi ile bu hafta vizyonu şenlendirecek. Kendi kendine hareket etmeye başlayan bir asansörün etrafa dehşet saçtığı De Lift (Asansör, 1983) ve başrolde bizzat Amsterdam’ın olduğu, müthiş sahnelere ev sahipliği yapan Amsterdamned (1988) gibi filmlerini çok sevdiğim Hollandalı sinemacıyı, iki senecik kadar gecikmeli de olsa, sinemalarımızda görmek sevindirici.
İçerik
Aksiyon bu filmde
Yaşlanan ama eskimeyen aksiyon filmleri yıldızları Cehennem Melekleri 2 ile karşımızda. İkinci filmde yönetmen koltuğuna Sylvester Stallone yerine Simon West otururken, senaryoda Dave Callaham ve Sylvester Stallone’nin imzası var. Kadrosunda Arnold Schwarzenegger, Jean-Claude Van Damme, Chuck Norris, Terry Crews, Mickey Rourke, Dolph Lundgren gibi aksiyon sinemasının gözde yıldızlarını da barındıran bu bol aksiyon ve kanlı intikam hikâyesi, Amerika ile aynı anda ülkemizde de vizyona girdi.
İçerik
Yeter! Kesişme öyküsü kusacağız artık...
Tanrı Kent (City of God) gibi kült, sert, görkemli ve çarpıcı bir film yaratan reklamcı kökenli Brezilyalı Fernando Meirelles, altı bomboş, senaryosu vasat bir kesişme öyküsü olan 360'ı çekerek, büyük bir düş kırıklığına imza atmış resmen... Bu çuvallamaya yanlış bir isim seçmiş, 180 adını taksaymış keşke, 360 şöyle bir yuvarlak çizip başladığın yere dönmektir, 180 ise tam tersidir, hani harbi iyiyken bir anda kötüye dönüşmek gibi...
İçerik
Değil 360, binyüz kere etrafında dönsen bu filmden bir şey olmaz
Bazı filmler gerçekten büyük hayal kırıklığı yaratıyor. Tabii bu hayal kırıklığının altında biraz da bizim beklentilerimizi kaşıyan üreticilerinin geçmişi oluyor. Bu hafta vizyona giren 360’ın yönetmeni Fernando Meirelles, Tanrıkent – City Of God filmiyle gözümüzde o kadar büyümüştü ki onun filmlerini merakla bekler olmuştuk.
İçerik
Bu kanatlar sihirli…
Çocuk filmleri basın gösterimleri ve doğal olarak büyükler nezdinde en az ilgi gören filmlerden. Tinkerball şu bizim Peter Pan’ın sevimli perisi, hatta biraz da Pan’ın platoniği. Sarı ve topuz yapılmış saçları, düğme burnu, yapraktan yapılmış kıyafeti ve pır pır eden kanatlarıyla herkesin sevimli bulduğu bir pericik o. Peter Pan’a kitaplarda, tiyatro oyunlarında ve sinemada o kadar fazla eşlik etti ki, bir gün kendi macerasına doğru kanat çırpacağını nereden bilebilirdik.
İçerik
Beni vur, kendini vur, her şeyi vur adamım!
80’ler partileri birkaç yıldan bu yana çok moda… Sly’ın, (Slyvester Stallone) aksiyon sinemasının en sıkı adamlarını alıp The Expendables’i çekerek bir tür kerosen partisi vermesine de bunlar yol açmış olabilir pekala… İlk film eğlenceli olduğu kadar, ununu elemiş, eleğini asmış oyuncuları için riskli bir projeydi. Neyse ki vefalı 80’ler çocukları kendi kahramanlarını görmek için bir kez daha sinemanın yolunu tuttular.
İçerik
Yeni Dünya Düzeni
Ülkesi Rusya’da çektiği Gece Nöbeti (2004) ve Gündüz Nöbeti (2006) isimli fantastik filmlerle ses getirmeyi başaran Timur Bekmambetov’un Hollywood’un gözünden kaçması beklenemezdi elbette. Abartılı aksiyon sahneleriyle hatırlanacak olan Wanted (2008), macera dolu olduğu söylenen Amerika’daki ilk sınavıydı. Kazak asıllı Rus yönetmen, Vampir Avcısı: Abraham Lincoln ile Hollywood’da kalıcı olmak istediğinin altını çiziyor.
İçerik
Her şey limuzinde geçiyor
David Cronenberg’in ilk kez Cannes’da gösterilen ve farklı tepkiler alan edebiyat uyarlaması Cosmopolis vizyonda. Tek bir günde ve ağırlıklı olarak bir limuzinin içinde geçen film ekonomik kriz zamanında genç bir finans dehasının bir gününü anlatıyor. Film, kapitalizm, hayat ve seks üzerine bitip tükenmeyen diyalogları ile eleştirildi. Ama ben tam tersine Cosmopolis’in daha çok aksiyona dayalı yaz filmleri arasından bu yönüyle sıyrılacağını ve izleyenleri, onlara farklı bakış açıları sağlayarak etkileyeceğini düşünüyorum. Başrolde Alacakaranlık serisinin yakışıklısı Robert Pattinson var.
İçerik
Pörtleyen gözler, üç memeliler ve total fiyasko...
Gerçeğe Çağrı'nın (Total Recall) yeni versiyonunu seyretmeden hemen önce 1990 tarihli ilk filmi tekrar izledim. Evet, kesinlikle gelen gideni aratıyor ve taklitler asıllarını yaşatıyor. Paul Verhoeven'ın yönettiği Arnold Schwarzenegger ve Sharon Stone'un oynadığı Total Recall, pörtleyen ve tekrar normale dönen gözler, sarkan diller, ufacık burun deliğinden çıkan toplar ve bunun gibi birçok tuhaflığın serpiştirildiği, esprili ve B tipi estetiğine meyilli, kült mertebesindeki bir bilimkurgu denemesiydi. Komik, eğlenceli ve görece yaratıcıydı. Philip K. Dick uyarlaması Total Recall her şeyden öte, Mars'a dair bir film idi, kızıl gezegene atmosfer gelsin, zalim zenginler kaybetsin, ezilenler yani mutant direnişçiler soluk alabilsinler diye, bizim kas yığını vali Arnold, hafızası silinmiş eski gizli ajan rolünde kahramanlığa soyunuyordu. Eksik ve gedikti ama güzeldi be...
İçerik
Delhi’de Türkiye Sinemasının Gövde Gösterisi
Yeni Delhi’nin Osian’s Cinefan Film Festivali iki yıl ara vermişti. Bu yıl 12.si düzenlenen festivalin dönüşü gerçekten görkemli oldu. Hem filmler çok iyiydi, hem de çağrılan konukların niteliği. Ayrıca çok da iyi ağırlandığımızı söylemeliyim. Hindistan Türkiye sinemasıyla hep çok yakından ilgilendi. 11. Osian’s’da da hem ana yarışmada hem de kısa film yarışmasında Türk filmleri vardı. Bu yıl katılımımız da aldığımız ödüller de bir önceki festivali aştı.