İçerik
Siyah giyen adamların sırları
Siyah Giyen Adamlar 3 filmi bu haftanın olduğu gibi yaz mevsiminin de en çok beklenen yapımı. Dünyadaki uzaylıları kontrol altında tutmakla görevli ajanların eğlenceli macerası kaçırılmayacak bir film…
İçerik
Bütün Okulla Yatabilirsin ama Kirli Kızları Kimse Sevmez!
80’lere nur yağdı! Aslına bakarsanız değişen bir şey yok, sanırım biz insanlar 30 yıl öncesini anarak duygusallaşmayı seviyoruz. Hala sinemaya giden, alışveriş yapan bir neslin yaşamla sinema üzerinden son yakınlaşması gibi… 80’lerde de 50’leri anar dururduk çünkü.
İçerik
Şeytana Kanma Yoksa Yanarsın
Şeytanın Yüzü, Matthew Lewis tarafından yazılmış olan, gotik edebiyatın klasikleşmiş eserlerinden 1796 tarihli The Monk isimli romandan uyarlanmış, ancak sinemaya uyarlanan ilk örnek değil. Senaristleri arasında Luis Buñuel’in de bulunduğu ve Adonis Kyrou’nun yönettiği Le moine (1972) ile Francisco Lara Polop imzalı The Monk (1990) romandan beyazperdeye aktarılan daha önceki yapımlar.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 23 Mayıs
Bu sabahın yarışma filmi Brezilyalı yönetmen Walter salles’in “Yolda”sıydı (On the Road”). “Yolda” bilindiği gibi Jack Kerouack’ın Beat kuşağını tanımlayan romanının adı. Kült bir kitap söz konusu ise dünyada herhalde en başlarda “Yolda” vardır. Jack Kerouack kitapta kendisini ve çevresini anlatır. Kendisine Sal Paradise, yakın arkadaşı, en büyük kankası, gurusu Neal Cassady’ye ise Dean Moriarty adını verir. Sal ve Dean kankalar aleminin klasik ikililerinden biridirler. Mesela bizim “Kaybedenler Kulübü” de bu tip bir ikiliyi anlatır. Hatta “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” de.
İçerik
Anne-baba ve adaylarına
Hamile kadınların yüzde 95’inin el kitabı olan, USA Today’in son 25 yılın en etkili 25 kitabı arasında gösterdiği, hamilelik dönemindeki duygusal ve fiziksel değişimleri farklı çiftlerin hikâyeleri üzerinden anlatan ‘What to Expect When You’re Expecting’ (Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler) şimdi de beyazperdede. ‘Dikkat Bebek Var’, Türkçe adıyla vizyona giren filmin başrollerinde Cameron Diaz, Jennifer Lopez gibi ünlü oyuncular var.
İçerik
Biçimde ve fikirde 'ince işçilik'
Sondan başlayalım, son jeneriklerden... Muhteşem besteci Alexandre Desplat'ın şefliğinde, bir orkestra eserini icra eden çalgıların yani yaylıların, üflemelilerin, vurmalıların, tellilerin ve tuşluların birer birer devreye girerek bütünü oluşturduğu, ortaya da rengârenk bir müziğin çıktığı o dakikalarda, bize hayat olarak verilmiş armağanın değerini düşünüyorsunuz.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 22 Mayıs
Andrew Dominik “Kasap” (Chopper) filmiyle çok güçlü bir şekilde girmişti sinemaya. Ardından yaptığı “Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı” kaygısız kalınamayacak bir filmdi ama bir dağınıklığı da vardı. Bu yıl Cannes’da yarışacak filmi doğrusu heyecan uyandırmıştı. Ama “Killing Them Softly” (Yumuşak Öldürmek)bekleneni vermedi.
İçerik
Hepimiz canavarız!
Canavarlar Sofrası bizi distopik bir dünyanın içine sokuyor ama bunu filmin başında anlamıyoruz. Klasik (soğuk ve bıkkın) bir karı koca ilişkisi olarak başlayan film, tek mekanda işleyen bir eleştiri mekanizmasına dönüşmeye çalışıyor. Çalışıyor diyorum çünkü derdini bize kısıtlılık arz eden bir durumla anlatıyor. 1984, Fahrenheit 451 tarzı distopik dünya kuran ama benim Burjuvazinin Gizli Çekiciliği tadı da aldığım bir film Canavarlar Sofrası.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 21 Mayıs
Çok yoğun bir gündü bugün: Ken Loach’tan “Meleğin Payı” (Angel’s Share), Thomas Vinterberg’den “Av” (Jagden), Alain Resnais’den “Henüz Bir Şey Görmedin” (Vous N’avez Encore Rien Venu) ve Michael Haneke’den “Aşk” ya da “Sevgi”yi (Amour) aynı gün gördüm. Bir de dün gece gördüğüm ve henüz yazmadığım Abbas Kierostami’nin “Aşık Biri Gibi”si var. Ve basın odasının kapanmasına az zaman kaldı. Cannes çok yorucu geçiyor, bunda şaşılacak bir şey yok. Fakat kötü hava şartları hastalanma olasılığını da gündemimize soktu.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 20 Mayıs
Cumartesi akşamı herkes Thomas Vinterberg’ın “Av” adlı yarışma filmine giderken, ben ne zamandır yeniden seyretmek istediğim “Bir Zamanlar Amerika”nın (BZA) yolunu tuttum. Bu filmin benim tarihimde şöyle özel bir yeri var. Segio Leone’nin BZA’sı hapisten çıktıktan (1984) sonra seyrettiğim ilk filmdi.
İçerik
Sadece iyi niyetli bir deneme!
Angelina Jolie tüm dünyanın tanıdığı en ünlü aktris. Buna şüphe yok... Hele ki hayatını Brad Pitt’le çalkantılı bir şekilde birleştirdikten sonra yaşadıkları magazin dünyasının bir numaralı malzemesi… Gelin görün ki, Jolie son dönem popüler sinemanın önemli filmlerinde boy göstermiş, zaman zaman kendini aşan performanslarına şahit olduğumuz (“Girl, Interrupted” ya da “Changeling” gibi) işini doğru yapan bir oyuncu. Ancak egosunun ne kadar yüksek olduğuna, yaptığı röportajlarda, duyduğumuz haberlerde şahit oluyoruz. İşte bu ego, şimdi de onu kamera arkasına yönlendirdi.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 19 Mayıs
Altın Palmiye ödüllü Romen yönetmen Christian Mungiu’nun “Tepelerin Ardında”sı (Dupa Dealuri) üçüncü günümün kapanış filmiydi. Mungiu, Romen sinemasının ve kendi sinemasının temel özelliklerini taşıyan bir film yapmış. “4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün… “ nasıl iki kadın ve bir erkek arasında geçiyorsa, bu film de öyle. Filmle ilgili yazıma bir başlık atmam gerekseydi “Bebek Çıkarmaktan, Şeytan Çıkarmaya” başlığını atardım.
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 18 Mayıs
Bugünün ilk filmi Gomorra’yla tanıdığımız İtalyan Yönetmen Matteo Garrone’nin yeni filmi Gerçeklik ya da enternasyonal adıyla Reality idi. Filmin adı yeni gerçekçi filan olduğu için değil “reality televizyonu’yla, özelde “Biri Bizi Gözetliyor” (BBG) programıyla ilgili oluşundandı. Bu yüzden filme “Reality” demek sanırım en doğrusu olacak.
İçerik
Iskalanmış Bir İş Aga
"Öz Hakiki Karakol: Asayiş Berkemal Aga", aynı mahallede oturan, küçük suçlara bulaşan ve zıt karakterlere sahip olsalar dahi arkadaş kalmayı başaran mini bir çetenin, büyük bir iş kotarıp, turnayı gözünden vurma hayallerini anlatan bir film.
İçerik
Bebek var, bebekli var...
Bebek beklememenin kutsal bir durum olduğu, hamile kadın gördüğün zaman otobüsteysen yerini ver, alışverişteyken elindekileri al, elinden tut, oturt hatta yolda gördüğün zaman hazırol’a geç gibi absürd durumlar mevcut hayatımızda. Bir hamile kadın görünce bile hafifçe gülümseriz, bu filmde tam beş hamile kadın var! Varın siz düşünün! Aslında beş farklı sosyal sınıftanmış gibi gözükseler de hepsi birbirine görünmez zincirlerle bağlı!
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 17 Mayıs
Bir gün öncenin yorgunluğunu atamadan hızlı bir güne daha başladık. Festivalin ikinci gününde üç yarışma filmi daha seyretme olanağı buldum. Ayrıca Nuri Bilge Ceylan’a Fransız Yönetmenler Birliği’nin verdiği Carrosse d’Or (Altın Fayton ya da Altın Saltanat Arabası)ödülünün törenine ve ardından Türk standında yapılan partiye katıldım. Şimdi haberler…
İçerik
Monica bile zamanı durduramıyor
Yakıcı Bir Yaz vizyona girdi. Filmin kadrosuna bakınca çok şeyler beklediğim bir yapımdı. Ama ne yazık ki beni hayalkırıklığına uğrattı. Bunun iki sebebi var birincisi yönetmenin bakış açısı, diğeri ise zamanın acımasızlığı. Ne olursak olalım. Durduramadığımız veya çaresini bulamadığımız en büyük şey zamanın sürekli akıyor olması ve insanın üstündeki etkisi.
İçerik
Ezdik, yaktık, vurduk ama ölmedi!
Yıllar önce izlediğim bütçesiz, iddiasız ancak nefis bir Türk filmi var; Fasülye… Çocukluk arkadaşlarımdan Selim Erdoğan ve Gürkan Uygun’un da rol aldığı film, sıradan bir insanın istemeden başına gelenlerden mütevellit bir suç komedisiydi. Köyün emeklilerinin vergi iade zarflarını şehre götürme görevini üstlenen dilsiz bir gencin bir dizi talihsiz rastlantı ile mafya hesaplaşmasının tam ortasında kalmasını anlatan bu filmi neden bu kadar çok sevdiğimi dün Sağ Salim’i izlerken buldum!
İçerik
Cannes Film Festivali'nde 16 Mayıs
Zor bir yolculuğun ardından Cannes’a gelir gelmez, bavullarımı odama koyup ilk filmimi seyre koyuldum. Mısırlı yönetmen Yousri Nasrallah’ın “Savaştan Sonra” adlı filmi Mısır’da son yıllarda yaşanan sıcak gelişmeleri, Tahrir Meydanı’nı ve orada yaşanan “savaşları” perdeye taşıdı. “Savaştan Sonra” kimi özellikleriyle şaşırtıcı bir film.