İçerik
Oyalayıcı bir fantezi
Blair Cadısı’na hatta onun öncülü olan Cannibal Holocaust’a teşekkürler! Sayelerinde icat edilmiş olan Found footage / Buluntu film, en popüler sinema yapma yöntemlerinden biri oldu çıktı. Başlangıçta bütçesiz sinemacıların sığındığı bu yöntem, Cloverfield’dan sonra büyük bütçenin ve görkemli özel efektlerin de alanına girdi ve işte Chronicle/Doğaüstü’ de bu şekilde kotarılmış bir film…
İçerik
Pastanın yeni dilimi çok lezzetli
‘En lezzetli dilimi en sona ayır’ mottosuyla geri dönen Amerikan Pastası serisinin bu filminde ilkinden bu yana aralıksız seyrettiğimiz Jason Biggs, Alyson Hannigan, Eugene Levy ve Seann William Scott’ın yanı sıra ilk iki filmden hatırladığımız Tara Reid, Shannon Elizabeth ve Chris Klein gibi isimler kadrodaki yerini almış. Filmin yönetmenliğini ve senaristliğini ise ikinci uzun metrajlı işine imza atan Jon Hurwitz ve Hayden Schlossberg ikilisi üstleniyor. Amerikan Pastası Buluşma’nın en büyük sürprizlerinden biri Stifler’ın beklenen intikamı.
İçerik
Gerçek bir balina kurtarma operasyonu
Büyük Mucize sadece bir balina kurtarma operasyonu hikâyesi değil. Aynı zamanda politik oyunların, medyanın gücünün, yer yer iç içe olan çıkarcı tutumunun, Greenpeace’in gönülden mücadelesinin ve büyük sermayenin nasıl da nabza göre şerbet verdiğinin filmi. Bazen fazlasıyla didaktik olup, eski bir anlatım tarzıyla karakterlerin derinine inmese de verdiği mesajlarla takdir edilmesi gerek. Gerçekte de bir aktivist olan Drew Barrymore’u, bir Greenpeace gönüllüsü rolünde bakımsız ve makyajsız bir halde izliyoruz.
İçerik
Cem Yılmaz’dan 'Sevimli hayalet' olursa…
Genç Pietro umutsuz aşkının peşinden Sicilya’dan Roma'ya taşınmış ve cinselliğini henüz keşfetmekte olan utangaç biridir. En yakın dostu ve kuzeni (aslında anneleri kuzen) olan Lea ile kiralık bir yer bakınırken unutulmuş bir ev bulur ve oraya taşınır. O bir pastanede kruvasan ustasıdır ancak kurduğu
hayal bambaşkadır. Amatör bir oyuncu olarak çok yetenekli olduğu söylenemez ama bu hayalini mutlaka gerçekleştirmek istemektedir. Evin ise kiralayan kadının asla bahsetmediği bir sırrı vardır. Burası hayaletlerle dolu bir evdir ancak bu hayaletlerin derdi Pietro’yu korkutmak değil… Onlar gerçek
dünyadan daha çok korkmaktalar.
İçerik
Ülkücüler de 12 Eylül’le hesaplaşıyor!
80’li yılların derin ve sarsıcı etkisiyle hesaplaşma içine giren sinemamız bu kez de bedel ödeyenlerin diğer ayağı olan Ülkücülere uzanıyor. İki saatlik belgesel 80’li yılların öncesi ve sonrasıyla sınırlı kalıyor ama günümüzde yükselişe geçen Kürt milliyetçiliğine bir kalkan oluşturmak için de ortaya konulmuş
izlenimi uyandırıyor aynı zamanda!
İçerik
Kaos Örümcek Ağı
Adını layıkıyla taşıyan, gerçekten de kaotik bir film “Kaos: Örümcek Ağı”. Sanki oyuncuları yönetilmemiş, sanki senaryosu ilk müsveddesiyle (draft’ıyla) çekim senaryosuna dönüştürülmüş, sanki özel efektleri amatörlerce hazırlanmış, sanki, sanki, sanki… Bu kadar kaotik bir filmi dikkatle izlemek zor oluyor, haliyle.
İçerik
Ishioka'nın veda filmi
Söze, kamera arkası ekipte adı bir adım öne çıkan ve 2008 Pekin Olimpiyatları'nın muhteşem açılışındaki kostümlerde de imzası olan Japon tasarımcı, Coppola'nın 1992 yapımı "Dracula"sındaki çalışmalarıyla Oscar kazanmış Eiko Ishioka ile başlamak zorundayız.
İçerik
Ölümüne survivor hikâyesi
Gençlik edebiyatının en popüler serilerinden biri daha beyazperdede. Suzanne Collins imzalı Açlık Oyunları’nın, Alacakaranlık serisinin tahtına aday gösterilmesinin en önemli nedenlerinden biri üç genç karakterin arasındaki aşk üçgeni.
İçerik
Bir tür doğa 'Slasher'ı
Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher'ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson'un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz.
İçerik
Harry Potter’ı baba olarak izlemeye hazır mısınız?
Susan Hill’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Siyahlı Kadın, Harry Potter olarak tanıdığımız Daniel Radcliffe’in, Harry Potter serisini tamamladıktan sonra rol aldığı ilk film. Radcliffe filmde hayaletli bir kasabaya göreve giden avukatı canlandırıyor. Gerilim unsurlarını iyi kullanan filmin en büyük dezavantajı Harry Potter’ın hafızalarımıza fazlasıyla kazınmış olması. Daniel Radcliffe’i baba rolünde izlemeye henüz hazır değiliz.
İçerik
Patlak Sokaklar, dublaj dudaklar
"Patlak Sokaklar: Gerzomat" filmi için sanal dünyanın çok tıklanan absürt işleri, beyazperdeyle buluşuyor, diyebiliriz özetle. Şimdi Fransızca şarkıları “Sütü Seven Kamyoncular” ve “Bana Kitap Al” olarak çeviren ve bu gülüp geçilecek ve parlak fikir denilebilecek komikliği videoya çekip, Youtube'a atan gençler, milyonlarca kez izlenince yeni projelere girişti. Ve ardından reklam kokan hareketler (viral reklam) geldi, “Buz Gibi Biraderler”, “Tuttur En Kral Sensin”, “Minibüs”, “Yaşam Mücadelesi” gibi...
İçerik
Küçük çaplı ama iyi bir aksiyon
Son Vurgun gibi filmler insanı kararsızlığa sürüklüyor. Oyuncularının performansı, senaryosu, kurgusu iyi bir film Son Vurgun. Üstelik aslında hacmi de küçük değil. Filmin çekimleri ve harcanan para belirli bir kaliteyi tutturmak için belli ki yeterli. Bütün bunlara rağmen beni tam anlamıyla kavrayabildiğini söyleyemeyeceğim.
İçerik
Belki de en iyisi doğaya sığınmak…
İnsanın doğayla çatışmasını konu alan filmleri merakla izlerim, içinde büyük oranda intikam barındıran, insanın her şeye tepeden bakan gücü karşısında doğanın onun bileğini büküverdiğini düşünürüm. Ama bazen doğanın tepesi atar ve insanoğlunu içinden çıkamadığı psikolojik durumlara sokar. Örneğin Antichrist’de insanın doğasının fazlaca bozulduğuna, Melancholia’da insanın üzerine abandığına, İnce Kırmızı Hat’ta ise insana fazlasıyla ‘anlamsızlık’ bahşettiğine tanıklık etmiştik.
İçerik
John Carter
“John Carter: İki Dünya Arasında” (John Carter) filmini izleyince aklıma geçen hafta gösterime giren bizim yerli işi “Sen Kimsin?” geldi, o da her şeyden katmıştı hikayesine, resmen çorba gibi olmuştu.
İçerik
Gizemli Adaya Yolculuk
Bazı filmleri izlerken çocuk olmayı diliyorum, Gizemli Ada’ya Yolculuk’ta bu filmlerden birisi. Çünkü çocukluğun o saf algısıyla kurguya kalın bir çizgi çekip, o dünyanın içinde daha sahici dolaşmak mümkün. Üç serilik bir parçanın ikinci filminde keşke kaybolmasa, yok olmasa dediğimiz güzellikteki bir gizemli adaya düşüyoruz. İlki 2008 yılında çekilen Dünyanın Merkezine Yolculuk filmiydi. Jules Verne’in aynı adlı romanından uyarlanan filmde yine bambaşka bir dünyanın içinde bulmuştuk kendimizi. Yönetmeni aynı zamanda Ayı Yogi’yi tekrar hayatımıza sokan Eric Bervig’di…
İçerik
"Senden Bana Kalan"dan kalanlar
Bu yılın Oscarlarından en iyi uyarlama senaryoyu kazanan Alexander Payne’in “Senden Bana Kalan”ından bende çok da hoş bir iz kalmadı. Payne’in hemen hemen bütün filmlerini izledim ama uzun aralarla. Böyle olunca filmler arasındaki benzerlikleri yakalamak kolay olmuyor. Zaten yönetmen o kadar da sık film çekmiyor.
İçerik
Hugo
Büyük usta Martin Scorsese’nin üç boyutlu çektiği “Hugo”ya karşı önyargılıydım, kısa bir süre önce Steven Spielberg’ün “Tenten” adlı filmini izlemiş ve sevememiştim. Ancak Hugo, hem 3D’ye olan önyargımı yıktı hem de ilk denemesinde turnayı gözünden vuran Scorsese’nin ezber bozan bir yönetmen olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. Müthiş bir yapıt “Hugo”, kesinlikle bu yıl seyrettiğim en iyi film… Sinema büyüsünü yaratanlara, 7. sanatı kuranlara bundan güzel ve bundan özel bir saygı duruşunda bulunulamazdı. Hugo’ya gidin, çocuklarınızı da götürün, pişman olmayacaksınız.