Popüler Sinema

Paylaş
Röportajlar

Reis Çelik: "Kadınlar, erkekten daha tutucu!"

Reis Çelik: "Kadınlar, erkekten daha tutucu!"
Üye: Banu Bozdemir Lal Gece Reis Çelik’in ‘çocuk gelinler’i konu aldığı son filmi. İlyas Salman ve Dilan Aksüt’ün rol aldığı film tek bir gecede ve tek bir odada geçiyor. Çocuk gelinle yaşlı damadın diyaloglarına dayanan film önemli bir soruna parmak basıyor. Reis Çelik filmini, Dilan Aksüt rolünü anlattı. İyi okumalar...

 

Lal Gece  filmi kafanızda nasıl şekillendi, nasıl ortaya çıktı?

 

Reis Çelik: Genellikle filmlerimde toplumun konuşması ve tartışması gereken konuları ele alıyorum. Ben sanatçı olarak tartışmak istediğim şeyin neresinde duruyorum ve doğru bir zamanlamayla hareket ediyor muyum diye düşünüyorum. Önceki filmlerim de zamanlamalarla ilgiliydi. Bu konu ülkenin hiç gündeminden düşmeyen bir ana konu. Giderek şiddetlenen hatta. Ama konunun gazetelerde falan artmasından önce bendeki çağrışımı şudur: Eğer bir toplum sosyolojik anlamda sağcı solcu politik anlamda üretimde bulunuyor. Mesela bir sosyalistin de ilerici, çağdaş olması gereken o insanın da hala daha evdeki kadına, sevgilisine, kız kardeşi ya da başka kadınlara karşı davranışlarında sorun varsa ya da bir ülkücünün cennet anaların ayakları altındadır deyip anasını dövüyorsa demek ki toplumu temlerinde bir sorun var. Toplumun bu anlamda aşamadığı depresif bir argüman var. Bunlar ta gençliğimden beri bana ters gelen şeylerdi. Demek ki toplumda bu sosyal dengenin tartışılması gerekiyor. İki insan arasındaki o ilişkinin daha doğru dürüst yürümesi, erkekteki bu inanılmaz egemenliğin ve agresifliğin, kadındaki bu kabullenişin ve pasifize olmuşluğun tartışılması gerektiğine inanıyorum. Buradan başlamak istedim…


Niye böyle bir anlatım?


Erkeği tartışmak ve konuşmak gerekiyor. Çünkü erkek bu toplumda aynı zamanda namus için cinayetler işleyen, gözünü kırpmadan adam vuran, din adına şunu bunu yapan adam. Ama  12-13 yaşındaki kızını 50-60 yaşındaki adama vermekte sakınca görmüyor, bunu namus payesi yapmıyor. Agresifi tuhaf ve ikiyüzlü geliyor bana bu yapı. Dinden imandan camiden ayrılmayan bir kişinin, sinirlenince Allahına kitabına başlayan bir sinir argümanı da bana çok itici geliyor. Bütün siyasi yaklaşımların pratiğine baktığınız zaman çatışma içinde olduğunu görüyoruz. Hem kadını hem erkeği tartışmak lazım ama en çok erkeği tartışmak lazım. Yoksa suçlamak kolaydır. Ama hangi yapı, gelenek ve görenek bizi erkek karakteri bu kadar egemen, tavizsiz ve bu kadar kral kıldı? Ve bu şişirilmiş ego nasıl adam edilecek?


Peki kadının durumu ne, neden düzelemiyor?


Aslında erkeğe karşı güçlü duran ama kabullenmiş bir kadın yapısı nasıl olacak da bunu alt edecek?


İlyas Bey’in canlandırdığı karakter bir ara kızın kontrolüne giriyor. 14 yaşında başlayan bir hayat Anadolu’da özelikle kadının evde hakim olması demektir. Erkek belli bir yaştan sonra ailede söz sahibi olur. İç içe geçen bu durum bu filmde kendisini çok belli ediyor, kadının yine o zaman diliminde de söz sahibi olduğunu görüyoruz…


Evet doğru bakmışsınız. Erkek sokağa çıkıp yürümeye başladığında kadın iki adım arkasındadır, erkek büyük bir güç yürüye bir egodur. Ama baş başa kaldıklarında hakimiyet yer değiştirir. İçinden çıkamadığı zaman da şiddet kullanır. Bunu medeni insan boyutuna taşıdığınız zaman dengelersiniz. Kadın erkeğin zaafını kullanarak kendisini savunur. Erkek tek bir noktadan gidiyor kadın da buna karşı savunma mekanizmasını kullanır. Bu ülkenin yüzde 68’i Müslüman. Kadınlar aslında erkekten daha tutucudur. Ne hikmetse son beş yılda başörtülü sayısı arttı. Daha önce siz Müslüman değil miydiniz? Ne oldu da bu başörtü kavramı birden bire patladı. Gerçekten kapalı inançlı insanlar da bundan rahatsız oldu. Bunlar daha önce neredeydi diye sordular. Çok basit bakıp bunu şeriata gidiyoruz diye yorumlayabiliriz. Yok öyle bir şey. Bu tamamen egemenliği ele geçiren kesimin kadın üzerindeki baskısının artmasıdır. Kadının parayı elinde tutanlara karşı kendisini var etme çabasıdır. Toplumun kendi gerçekleriyle yüzleşmesi gerekiyor. Benim de sinema algım toplumun kendi gerçekleriyle yüzleşmesine aracılık etmektir.


Bu filmde biraz light motifler çizerek, biraz sosyal derinliğinde bir kadının yolculuğunu anlatan hikayeler kurarak anlatmaya çalıştım.


Filmde kadın ve erkek arasında kurulan oyunun sonunu neden olumsuza çevirdiniz? Sizin bakış açınızı merak ettim doğrusu?


Sonu nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, gittim ben yüzlerce insanla görüştüm bu konuda. Kabullenilmiş, gayet doğru bulan, bunda ne sakınca görüyorsunuz,  bana siz dışarıdan bakarak bir kadının bu adama gitmesini nasıl yargılayabilirsiniz diyenler oldu. Belki de gitmek için can atıyoruz dediler. O ailede ne yaşadığını kimse sormuyor ki ona? İnsanın kendi inisiyatifi dışında yürüyen bir evlenme sistemi var. Evet oyun dediniz ama biz zaten gerçek hayatta oyun oynuyoruz. Erkek kıza son derece hürmetli, çantasını taşıyor vs. Gerdeğin ertesi günü baba öğüdü bir tokat vuracaksın oğluma dönüyor iş. Anadolu’da ya da İstanbul’da yapılan tüm evliliklerde bu tokatın olduğunu öğrendim görüşmelerde.


Bu durum artık doğuyu kapsamıyor sanırım, toplumun her kesimini kapsamış durumda…


Zaten en büyük yanılgımız da batı doğuya ‘ne olacak bu çocukların hali’ diye bakıyor. Batının erkekleri de aynı şey yapmak için Tayland’a gidiyor. Oysa geçen seneki TBMM araştırma komisyonu bir rapor yayınladı. Raporda ilk sırada Ağrı çıkıyor, ikinci sırada Edirne çıkıyor. Tokat, Amasya, Çanakkale ilk onda. İstanbul’da neler oluyor? O yüzden daha gerçekçi bakmak lazım bana göre.


İlyas bey gibi çok deneyimli bir oyuncu o rolü her şekilde kaldırır, üstesinden gelirdi. Ama karşısında oynayacak kişi çok önemliydi. Nasıl buldunuz?


Dilan (Aksüt) İlyas’ı çok zorladı oyunculuk olarak. (Gülüşmeler) Önce İlyas’a nasıl ulaştığımı anlatayım. İlyas Salman’la hiç tanışıklığımız yoktu. 24 yıldır da ortada yok ki zaten tanışalım. Aklınıza gelen, o tipe yakın her oyuncuyla görüştüm. Yavuz Bingöl’den tutun Tuncel Kurtiz’e kadar… Ama kafamda yarattığım tipe ulaşamadım. Pek mutlu değildim. Bir akşam televizyon izlerken İlyas Salman’la röportaj yapılıyordu. Yaşlanmış olduğunu düşündüm. Bir cümle kurdu ve ben bu sefer bir başka izlemeye başladım onu. ’40 yıldır bu ülkeyi güldürüyorum ama o bir kere olsun beni güldürmedi’ dedi. Yüreğime taş gibi oturdu bu söz. O benim için kendisiyle hesaplaşacak adam profiline uygundu. Konya’da bir etkinliğe gitmiştim tesadüfen o da oradaydı. Orada anlattım hikayeyi. Dinledi beni, sonra hışımla dağlara doğru gitti, sonra geldi. ‘Bunu benden başka kimse oynayamaz, benden başka kimse oynarsa onu da seni de vururum’ dedi. (Gülüşmeler)


Zor birisi mi, hep öyle söylenir ya İlyas Bey için.


Yok hayır çok naif birisi. Kendi kendiyle derdi olan birisi, çok küsmüş. Kendine zarar veren birisi. Kaprisleri olmayan, son derece uyumlu birisi. Müthiş donanımlı, çok okuyan birisi.


Peki ya Dilan?


En büyük derdim Dilan’dı. Dilan için de yüze yakın insanla görüştüm. Köy köy dolaştım, castlara, etrafıma baktım ama bulmadım. Ben doğal insanı oynatma konusunda kulağı kesik biriyim. Daha hoşuma gidiyor ve daha iyi anlaşabiliyorum aslında. Bir iki aday çıktı karşıma ama yine de bahtiyar değildim. Son çare şunu oynatabilirim diyordum. Yardımcım Burcu mutsuz olduğumu hissetti. Reis Bey benim bir akrabam var belki olur dedi. Karşıdan merdivenlerden çıkarken ben kararımı verdim. Bakışını, kaşını gözünü görünce. Bildiğin cin. (Gülüşmeler) Bana masumiyeti, güzelliği ve zekası lazımdı. Kadını bugüne kadar bu kadar vahim dünyada ayakta tutan şey kadının sevginin ve zekanın merkezi olmasıdır. Kadına baktım zaman kadının sosyolojik tarihini sıralamak istiyordum. Kadını son kutsama Meryem’le başlar. Önce orospu sonra da kutsal ilan edilir. Sonra kadın yerin dibine girer ve bir daha da çıkmaz. Aynı zaman da gelin Şahmeran da olmalıydı. O da sosyolojik bir anlatımdır bana göre hikayelerin altında bunlar yatar. Erkek egemenliğinde kadının yeraltına geçme hikayesidir. Sihrini koruması ve erkeğin de hep ona muhtaç olacağının hikayesidir.

 


Dilan Aksüt


Yönetmen sana rolünü anlattı,  nasıl yorumlaman gerektiğini düşündün?


Duymuştum daha önce çocuk gelinleri bilmediğim bir şey değildi ama senaryo beni şaşırttı.  Tek bir odada geçmesi, aslında sessiz ama büyük ses uyandırması dikkatimi çekti. İlginç gelen oydu. Ve senaryoyu alıp okuduğumda kızı başka bir surat olarak düşünemedim, sanki Reis bey beni görmüş de benim için yazmış gibiydi. (Gülüşmeler) Kendimi gördüm orada. Senaryoyu ilk okumamdan sonra birkaç kez daha okudum ve bu durumda ‘ben de böyle bir cümle kurardım, böyle bir tepki verirdim’ demeye başladım. Çok da zorlamadı o yüzden beni.


İlk oyunculuk denemen değil mi? Bir hazırlık süreci oldu mu nasıl hazırlandın?


Bir iki gün Reis Bey’le çalıştım. O İlyas Bey oldu ben gelin, sonra o gelin oldu ben İlyas bey. Senaryoya alışmak için büyükannem, ninemle konuştum. Onlar da küçük yaşta evlenmiş çünkü. Nasıl olduğunu sordum, Reis Bey’den kadın sığınma evlerindeki kadınlarla ilgili konuştuk. Zaten çok zamanım yoktu, bir bir buçuk ay kadar bir zaman vardı.


Film iki kişilik ve tamamen kapalı bir alanda geçiyor, bu sende nasıl bir duygu uyandırdı?


İlyas Bey’le ofiste karşılaştım ben ilk önce. Beklerken bile titriyordum yani sonuçta Yeşilçam’ın dev oyuncularından biri. Yani sadece görüp evime gitsem bile o bana çok gelecekti. Sonra geldi, tamam dedi. Benim kalbim duracaktı neredeyse. Gerçekten ‘tamam mı’ dedim, babama falan baktım. Zaten set başlamadan da çok konuşmamaya çalıştık. Senaryo gereği o gece ilk defa birbirimizi göreceğiz ve İlyas Bey’den biraz çekinmem gerekiyor. Sıcak bir insan olduğu için ondan çekinmek biraz zor oluyor. İlk başladığında ben susuyordum, damat geliyor duvağı açıyor falan. İlk başta sadece bakış olarak oyunculuk vardı. Odan sonra diyaloga geçince ve kız da biraz bilmiş bir kız olunca çok da zorlanmadım.


İlyas Bey’in sana olan davranışları nasıldı, beğendi mi oyunculuğunu?


Sahne bitince gelip çok iyiydin diye tebrik edince mutlu oluyordum. Hatta bir yerde geldi alnımdan öptü ve ‘sinema seninle çok şey kazanacak’ dedi. O bana yetti zaten. O çok iyi bir güven duygusuydu.


Eğer bir sinema filminde oynarsam şöyle bir rol olsun isterdim dediğin bir rol var mıydı kafanda ?


Benim suratımı daha çok doğululara benzettikleri için zaten öyle bir rol düşünüyordum.



Bu filmden sana neler kaldı, etkilendin mi bu filmden?


Ben aslında çok etkileneceğimi düşünmüyordum. Senaryoyu okurken etkilendim ama sete gidince inanılmaz içine girdim. Reis Bey beni odada biraz tek başıma bıraktı, kal ve biraz düşün dedi. Odada beklerken bile korkuyorsunuz, sonra ‘dedeniz’ geliyor içeriye. Onuna birlikte olacaksınız yani çok korkunç bir şey. Evet etkiledi, rüyalar gördüm, kabuslar falan oldu.


Oyunculuğun tadına vardın, birçok kişi filmi festivallerde izledi, geri dönüşler aldın neler hissettin?


İnsanın kendisine güveni geliyor, ödül de alınca iyice öyle oldu. Çok önemli insanlardan iyi yorumlar alınca da hoşunuza gidiyor tabii. Bunu hissediyorsunuz aslında Reis bey bir şey demiyor ama bakışlarında anlıyorsunuz istediği şeyi verdiğinizi. Ortaokulda ben de o istek vardı ama sonra söndü gitti. Ama herkes de vardır diye düşünüyorum böyle oyuncu olma isteği ya da düşüncesi.


Oyunculuk eğitimi almak ister misin, bundan sonra nasıl yön vereceksin?
Tam olurum demiyorum ama tabii ki düşünüyorum, düşünülmeyecek bir şey değil. Ama daha çok vizyondan sona gelecek olan tepkilere bağlı olacak. Gelecek tepkiler önemli benim için. Henüz bir ajansa kayıtlı değilim o yüzden yeni teklifler henüz yok. İyi bir oyuncu olmak istiyorum ben, ailemin tepkisi de çok olumlu oldu. Bu da rahatlatıcı bir şey. 

 

Röportaj: Banu Bozdemir

 

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

RÖPORTAJLAR

Ömer Sevinç: "Kısa film, kesittir!&q...

Ömer Sevinç: "Kısa film, kesittir!&q...

Fırat Sayıcı

Burhan Gün: “Randevu İstanbul ortak plat...

Burhan Gün:  “Randevu İstanbul ortak plat...

Seza Köreken Yalçınkaya

Alican Abacı: "Uluslararası konularl...

Alican Abacı: "Uluslararası konularl...

Fırat Sayıcı

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter