Popüler Sinema

Paylaş
Röportajlar

Ömer Sevinç: "Kısa film, kesittir!"

Ömer Sevinç: "Kısa film, kesittir!"
Yazar: Fırat Sayıcı

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

 

Selçuk Üniversitesi Radyo, Tv ve Sinema mezunuyum. 2011 yılından beri de sektörde çalışmaktayım.  Bu zamana kadar 5 kısa film çektim ve yurtdışı ve yurtiçinde birçok festivale katıldım. Çoğu meslektaşımın hayali bu sektörken benim hayalim futbolcu olmaktı. Geçirdiğim çeşitli sakatlıklardan dolayı bu mümkün olmadı ve 2010 yılında Duru Tiyatrosunda oyunculuk eğitimi aldım. Fakat kamera önü değil arkasında olmam gerektiğini hissettim. Böylece benim adıma serüven başladı. 

 

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

 

Kısa filmi benim için tek kelime ile ifade edebilecek olursam “kesit” diyebilirim. Hayatın bir bölümünü kısa zamanda görselle anlatabilme. Bu konuda yeteneğim mi var yoksa çok çalışmaktan mı bilmiyorum ama bu benim için büyük bir haz. Kurduğum hayali, çalışma arkadaşlarımla kısa zamanda filme dökmeye çalışıyorum. Zaman zaman başarılı zaman zaman hüsranla sonuçlanan filmler de çıkıyor ortaya. Bundan iki yıl önce bir daha kısa film çekmeyeceğim diye bir düşünce sarmıştı etrafımı fakat daha sonra kısa filmi özlediğimi, onun heyecanını, koşturmasını, çilesini bile özleyince bu düşünceden sıyrıldım. Her sene bir kısa film çekmeye çalıştım. Bu yıl çok çalışmaktan maalesef fire verdik. Umarım önümüzdeki yıl yeni filmimi çekebilirim. 

 

Biraz "Ayşe"den ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

 

Ayşe’nin hikayesini Fransa’ya Cannes Film Festivali’ne gittiğimde sahilde yazdım. Daha önceden de baba-kız hikayesi kaleme almayı istiyordum. Aslında ilham gelmesine pek inanan biri değilim fakat akşamüstü sahilde otururken kulaklığımı takıp bir şeyler karalamak geldi içimden. İstanbul’a döndüğümde ise hikayeyi şekillendirdim. Ayşe’nin karne hediyesi olarak babasından birlikte denize gitmelerini istemesiyle başlayan hikaye, bir yıldızın denize doğru kayması sonucu Ayşe’nin, babasından onu kurtarmak istemesiyle masal tadında bir hikayeye dönüşüyor. Şöyle bir dipnot geçmek istiyorum; çocuk oyuncuyla çalışmak gerçekten çok zor! Sette çok zor anlar yaşadık. Oyuncularım Meltem Yılmazkaya ve Aykut Sezgi Mengi’nin yardımlarıyla bu zorluğun üstesinden geldim. 

 

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa film ve belgesele ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

 

Gelişen teknoloji ve dijital platformların oluşmasıyla birlikte kısa filmci ve belgeselcilerin filmlerini bu mecralarda gösterim şansı doğdu. Ben henüz bu adımı atmış bir yönetmen değilim. Fakat arkadaşlarım dijital platformlara cüzi bir ücret karşılığında filmleri satabiliyor. Belki bu gelir az fakat yeni çekeceği filmi için hazırlık yapmasında ufakta olsa bir rol oynar gibime geliyor. Şunu da söyleyebilirim; gelişen teknolojiyle birlikte filmlerin sinematografilerinde gözle görülür bir gelişim söz konusu ama senaryo bazında bakacak olursak sanırım bu konuda çok ilerleme kaydedemedik. Bu kısma kendimi de dahil etmek isterim. Yani özeleştiri yapacak olursam hikaye kısmına daha fazla yoğunlaşmalıyız. Şu noktadan bakacak olursak, Cannes Film Festivalinden en iyi kısa film ödülüyle dönen yönetmen Rezan Yeşilbaş’ın “Sessiz” filmi 2012’de çekilmiş. Yanlışım varsa düzeltin fakat daha sonra bu başarıya ulaşan bir kısa filmci çıkmadı. Bu da bana, hikayeye değil daha çok görsele önem verdiğimizi düşündürüyor.

 

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler? 

 

Sinemasını sevdiğim yerli yönetmenlere Ertem Eğilmez, Atıf Yılmaz, Nuri Bilge Ceylan ve Ali Atay’ı söyleyebilirim. Yabancı yönetmenler ise Christopher Nolan, Wes Anderson, Krzysztof Kieślowski ve Alejandro González Iñárritu diyebilirim. 

 

Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

 

Bu konuda belki de söyleyecek çok şey vardır. Herkesin söyleyeceği bir şeyler vardır en azından. Türkiye’deki kısa film festivallerine, filmlerimizin iyi şartlarda gösterilmesi, bir yönetmen gibi ağırlanmamız ve mümkünse cüzi miktarda olsa filmlerimizin gösterimleri için telif ödemeleri gerektiğini söylemek isterim. Sanırım bu isteklerimde bir kısa film yönetmeni olarak en doğal hakkım gibi. Festivalin önde gelen konukları biz, kısa film yönetmenleri olmamız gerekirken maalesef gelen konuklar (oyuncu, yönetmen, müzisyen, survivor finalisti!, gibi) olunca yönetmenlerin şevki kırılıyor. Bu söylediklerimi gerçekten uygulayan festivaller bir elin parmağını geçmiyor. Bunun için çabalayan, kısa filmin değerini bilen insanlar var. Belki bu insanların hatrına bir şeyler değişir. Yani umarım değişir. 


Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…


 

Şu sıralar yeni bir heyecanın peşindeyim. İlk kısa filmimin adını verdiğim “Mavi Film Yapım” diye bir prodüksiyon şirketi kurdum. Klip ve reklam çalışmaları yapıyorum. Aynı zamanda ilk uzun metrajım “Bana El Salla” isimli filmimin çalışmalarını yapıyorum. Bir ekip kurdum ve bu ekibim şirketin işlerini yürütürken, ben de kendi projelerimin peşinden koşuyorum. Aynı zamanda senaryosunu yazdığım ve dijital platformlarda görüşmeleri süren “Kambur Ağacın Gölgesi” isimli bir dizi projem var. Umarım yakın zamanda gelişmeler olumlu sonuçlanır ve bunun duyurusunu yapabilirim. Ve kısa film.. Bu yılı pandemi ve çalışma yoğunluğundan dolayı pas geçmek zorunda kalmıştım. En yakın zamanda, belki bu yıl sonu gibi “Endirekt Serbest Vuruş” isimli kısa filmimi çekmeyi planlıyorum. Bunun için sponsor görüşmeleri de devam ediyor. Birçok hayal kuruyorum ve peşinden koşuyorum diyelim. Hayal etmeden ve çabalamadan olmuyor. En büyük hobim çabalamak!

 

twitter.com/firatsayici

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

ELEŞTİRİLER

Mikrofon

Mikrofon

Seza Köreken Yalçınkaya

39. İstanbul Film Festivali Yarışma Seçki...

39. İstanbul Film Festivali Yarışma Seçki...

Duygu Kocabaylıoğlu

Ankara’nın Kendine Has ‘Kültürü’; Pavyonl...

Ankara’nın Kendine Has ‘Kültürü’; Pavyonl...

Duygu Kocabaylıoğlu

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter