Popüler Sinema

Paylaş
Röportajlar

"İyi bir kısa film zekâ, pratiklik ve yoğun duygu potansiyeli istiyor!"

"İyi bir kısa film zekâ, pratiklik ve yoğun duygu potansiyeli istiyor!"
Yazar: Fırat Sayıcı

 

Sezgin'le tanışıklığımız çok uzun yıllara dayanmasa da onu sanki yıllardır tanıyor gibiyim. Çok samimi, içten ve cana yakın tavrıyla Eskişehir'e her gittiğimde mutlaka görüştüğüm arkadaşlardan biri oldu benim için. İşine ve sinemaya olan aşkını da iyi bilirim. Sezgin yakın zaman önce tamamladığı filmi "Saklantı"yı izlemem için yolladığında filmi heyecanla izledim ve beğendim. Üstelik onun, Türkiye gibi bir ülkede, bir annenin küçük erkek çocuğuna uyguladığı cinsel istismarı işlemesi bakımından gösterdiği cesareti de ayrıca tebrik ederim. Festivallerde denk gelirseniz kaçırmayın "Saklantı"yı...

 

Öncelikle biraz kendinden bahseder misin?

 

Ben Sezgin Sönmez, 1986 Eskişehir doğumluyum. 2011 yılında Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Sinema-Tv bölümünden mezun oldum. Şu an Eskişehir Odunpazarı Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler bölümünde çalışmaktayım. Lise yıllarından itibaren sinema, tiyatro ve kısa filmle hep iç içeydim. Bu durum üniversitede okuyacağım bölümü seçmemi sağladı. Üniversiteye ilk başladığım yıllarda hayalim iyi bir oyuncu olmaktı aslında ama süreç içerisinde kamera arkasında olmak, bir kamera aracılığıyla hikâye anlatısı yapmak çok çekici gelmişti. İzlediğim etkileyici filmler ve hikâyeler daha da yol gösterici oldu. Üniversite yıllarında arkadaşlarımızla birçok kısa film denemeleri yaptık. Mezun olduktan sonra iş hayatına atılmak için bir süre ara vermek zorunda kaldım. 2017 yılında Odunpazarı Belediyesinin bünyesinde Sivas katliamının bıraktığı izleri araştıran 60 dakikalık Bir-İz belgeselini çektim. Şimdi ise Saklantı isimli 20 dakikalık kısa filmimizle festivallerde yer alabilmek için başvurularımıza başladık.

 

Senin için kısa filmin tanımı nedir?

 

Bireysel anlamda benim için kısa film, uzun metraj bir film çekebilmek için en iyi antrenman alanı. Ancak aynı zamanda kısa film kendi başına çok önemli bir alan. İyi bir kısa film zekâ, pratiklik ve yoğun duygu potansiyeli istiyor. Türkiye kısa film üreticileri için bir önemli nokta daha var; çok az imkânlar ile çok iyi işler yapabilme yeteneği. Gerçi bu birçok uzun metraj bağımsız film üreticilerimiz için de geçerli ama kısa filmciler için çok çok az imkânlardan bahsediyoruz. O yüzden iyi çekilmiş kısa filmlerin ülkemiz açısından değeri bir tık daha artıyor diye düşünüyorum. Bu bağlamda izlediğim çok güzel kısa film örnekleri var bu ülke sineması adına çok mutluluk verici bir durum.

 

Biraz Saklantı'dan ve onu çekme nedenlerinden bahseder misin?

 

Odunpazarı Belediyesi Gelecek Atölyesi sosyal aktiviteleri olan gençlere yönelik bir atölye ve biz bu atölyede çalışmalar sürdürürken Togapt adında bir dernek ile tanıştık. Dernek üyesi genç arkadaşlarımız bize çocuk istismarı ile ilgili bir proje yapmak istediklerini ilettiler. Kısa film gibi bir çalışma olursa çok daha dikkat çekici olacağını düşünüyorlardı ama bunu yapabilecek kimse yoktu etraflarında. Benimde uzun zamandır dikkatimi çeken önemli bir konuydu. Hızlı bir şekilde nasıl yapabiliriz diye düşünmeye başladık. İşin kesinlikle kamu spotu kafasına kaymasını istemiyordum ve çok bıçak sırtı bir konuydu. Dernek üyesi arkadaşlar ile atölyede çalışmalara katılan genç arkadaşlarımızdan oluşan 10-12 kişilik bir ekip oluşturduk. Hiç biri daha önce sinema ya da kısa film alanında çalışmamışlardı. Kısa bir metin tasarladık. Genelde ortaya çıkan fikirler daha önce üretilmiş ya da akla ilk gelen fikirler oluyordu normal olarak. Çok zor bir konuydu özellikle görsel olarak nasıl resmedeceğimiz belirsizdi. Ve filmde bir çocuk oynatabilecek miydik? Senaryoda ters köşe bir durum yaratmak istedim. Ana amacımız istismarı cinsiyetsizleştirmekti. Tabi ne kadar başarılı olabildik bilemiyorum. Senaryo ortaya çıktıktan sonra Belediye Başkanımız Kazım Kurt ile görüştük, ondan destek istedik, bize güvendiği için sorgusuz kabul etti. Etrafımızda görsel ve işitsel sanatlarda kendini geliştirmiş tüm arkadaşlarımızdan destek istedik. Özellikle eşim Sinem ile aynı bölümden mezun olduğumuz için ve kendisi fotoğrafçılık yaptığı için tüm süreçte beraber çalıştık. Sinema yazarı sevgili Murat Tolga Şen’den projemizin danışmanı olmasını rica ettik oda onca işinin gücünün arasında bizi kırmadı ve proje danışmanlığımızı yaptı. Oyuncu bulma konusunda bize çok desteği oldu. Yani kısacası tam bir imece usulü birçok güzel destek ile projemizi tamamlamış olduk. Sadece çekim yapmak değil bu süreçlerin tamamı hepimiz için önemli bir okuldu.

 

Sence hızla gelişen teknolojinin, kısa filme ne gibi katkıları olabilir? Neler götürür?

 

Üniversite yıllarında dsrl fotoğraf makineleri çok yaygın değildi aynasız fotoğraf makineleri hiç yoktu. Cep telefonları ile çekilen fotoğraflar bile çok iyi çözünürlüklere sahip değildi. O yüzden o yıllarda üniversitenin bize temin ettiği kameralarla çalışmak zorundaydık. Tabi bu her zaman mümkün olmuyordu bazen birçok arkadaşımızın projesi aynı anda başlıyordu ve kamera alabilmek için sıra bekliyorduk. Ancak şimdi birçok kişi orta düzey bile olsa 1080p görüntü çekebilen fotoğraf makinesi satın alabiliyor ya da bulabiliyor. Hatta ve hatta cep telefonları ile çekilmiş birçok kısa film var. Sinemanın ve kısa filmin temel kurallarına hakimsen ve anlatacak iyi bir hikayen varsa ev yapımı kısa filmin neden olmasın. Bu teknolojik gelişmenin kısa film adına iyi bir yanı bence. Olumsuz yanı yine bu iyi özelliğin içinde saklı. “Ya bunu ben de çekerim ne var” diyebilecek rahatlığa ulaştırıyor insanları ve izledikleri birçok değerli işi küçümsemelerine sebep oluyor diye düşünüyorum. Aynı zamanda hızlı tüketimi arttırıyor.

 

Örnek aldığın, sinemasını sevdiğin, yerli ve yabancı yönetmenler kimler?

 

Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim, Fatih Akın üniversite yıllarımda beni çok etkiledi. Son dönemlerde Onur Ünlü ve Can Evrenol’u örnek alıyorum diyebilirim. Geçen senelerde ilk filmi “Borç”u çeken Vuslat Saraçoğlu da kişisel olarak da tanıştığım için çok önemli bir örnek ve bana yol gösterici oldu. Stanley Kubrick'i hep sevdim. Robert Zemeckis (Özellikle Forrest Gump hayatımın filmi diyebilirim) ve Christopher Nolan da sevdiğim yönetmenler arasında.


Türkiye’deki film festivalleri ve kısa filmcilere yaklaşımları konusunda neler söylemek istersin?

 

Kısa filmin ülkemizde iyi bir yolda ilerlediğini düşünüyorum. Festivaller uzun ya da kısa hangi alanda olursa olsun bazı konularda sıkıntı yaşıyor. Yinede iyi ve prestijli festivallerimiz var. Ben henüz bir festivalde yönetmen olarak bulunmadım hep izleyiciydim.  Ama anladığım kadarıyla festivaller arasında gözle görülemeyen ama hissedilen bir ayrım var. Ülkenin genel durumu bunu çok etkiliyor. Bu ayrımdan dolayı bazen doğru projeler destek bulamıyor ya da yeterli mecrada gösterilemiyor. Zaman içinde bu durumun düzeleceğine inanıyorum.

 

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim…

 

Bundan sonra bir iki kısa film projemiz daha var onları çekebilmek isteriz tabiî ki. Ama uzun vadede ilk hedefim uzun metraj bir film çekebilmek.

 

twitter.com/firatsayici

 

Saklantı Afiş Son

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

RÖPORTAJLAR

"Festivallerin temel sorunu yarışma ...

"Festivallerin temel sorunu yarışma ...

Fırat Sayıcı

Melik Aksan: "Festivallerin şeffaf v...

Melik Aksan: "Festivallerin şeffaf v...

Fırat Sayıcı

Rena Lusin Bitmez: "Üretim, gösterim...

Rena Lusin Bitmez: "Üretim, gösterim...

Fırat Sayıcı

SEANSLAR

Göster

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter