Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu

Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu
(6.5/10)
Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu

Fransız sinemasının ABD medar-ı  iftiharı Luc Besson, 2014 tarihli -yine bir dişi bilimkurgusu olan- Lucy’nin akabindeki kariyerine,  büyük bütçeli yeni bir bilimkurgu ile devam etme kararı verdiğinde, elinde ne zamandır evirip çevirip uyarlamak için doğru zamanı kolladığı Valerian vardı. Özellikle DC ve Marvel cephelerindeki sıkı çizgi roman severlerin korkulu rüyası olan ‘serbest uyarlama’ metodunu, Fransız orijinli bu seri için tercih eden usta yönetmen, iyi ki de ibreyi kendi bildiği doğrultuya çevirmiş. 


Fransız çizgi roman ustası ve illüstratör Jean-Claude Mézières ve yazar Pierre Christin’in imzalarını taşıyan ve filmin vizyona girdiği 2017 yılında 50. yaşını kutlayan Valerian çizgi roman serisinin beyazperdeye uyarlanma fikri yine yaratıcısı Mezieres tarafından 5. Element’in setinde ortaya atılmış. Besson çok akıllıca bir hamle ile çizgi romanın fantastik dünyasını ve hatta basılı materyalden daha da fazlasını layıkıyla sinemaya aktarmak için teknolojinin iyice pişmesini beklemiş. Özetle sinemalarda karşısına kurulduğumuz film Valerian and Laureline “Ambassador of the Shadows” çizgi romanının ‘LucBessonca’ sinemalaştırılmış hali. 


Orijinal çizgi roman serisinde “Valerian and Laureline” başlığını taşıyan hikayeler, uyarlama filmde Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’na dönüşüyor ama film, tam da bir çift ajan romantik- aksiyonu olarak ilerliyor! Besson’un senaryosu ikilinin ardı ardına aldığı görevler ve sonrasında başlarını soktukları belalar ekseninde ilerlerken, seyirci de bilimkurgu aksiyonunda romantizm sosunu mideye indiriyor! Rütbesine göre biraz fazla şımarık bir subay olan Valerian ve mantığı temsil eden taraf Laureline arasındaki elektriklenme, sürprizlere mahal vermeyecek biçimde birinin görev başındayken kayıplara karışması, diğerinin onun ve beraberinde gizli bir hakikatin izini sürmesi çevresinde ilerliyor. “İçindeki haini bul ve gerçek adalete teslim et” çizgisini, filmin daha çok başında belli eden Besson, sadık seyircisine spoiler vermekten çekinmezken, biz de fantastik bilimkurgu seyircileri olarak “bakalım bu macerada hangi ırkı/tür?!” göreceğiz merakını diri tutmaya çalışarak baya bir level atlıyoruz!


Oyunculuklara gelirsek, kötü adam General Arun Filitt rolünde Clive Owen daha ilk sahnesinden itibaren paçalarından akan kötülüğü biraz abartılı oynuyor kabul edelim. Karşımızda soğukkanlı, ya da duruşuna imrenilecek, liste başı bir kötü yok. Snob yüzbaşı Valerian rolünde ise Doğaüstü filminde yıldızını parlatmayı başaran ve o filmin ekmeğini iyi yiyen Dane DeHaan,  fena olmayan bir performans sergiliyor. Ama filmin esas yıldızı, tabii bir Luc Besson klasiği olarak kadın kahraman karakter! Filmin uzunca bir bölümünü kayıp geçiren Valerian’ın yokluğunda, yakın dönemin yükselen yıldızlarından Cara Delevingne, Laureline’i parlatmayı başarıyor. Finale doğru gelen romantizm kokulu sahne hariç, Laureline’nin yeteneklerini kullanarak Alpha’daki ırklar arasından sıyrılmasını izlemek keyifliydi. Filmin kendisini en çok izlettiren karakteri ise aslında herkesin de peşinden koştuğu dönüştürücü hayvan! Filmde karşımıza çıkan tüm fantastik ırklar içinde insan rahat özdeşliği poposundan inci çıkartabilen bu yaratık ile kuruyor; ha unutulmasın bir de Rihanna gerçeği var tabii. Besson Rihanna’ya öyle bir ırkı uygun görmüş ki, “bir kadın bu kadar güzelse zaten insan değil, hayal ürünüdür; altında yatan da ancak budur!” manifestosuyla konuyu kapatmış. 


Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerek Besson ve ekibi filmde, çizgi romanın üzerine de çıkarak vaat edilen fantastik evreni yaratmayı sonuna kadar başarıyor. 210 milyon dolarlık  bütçesinin olanak sağladığı prodüksiyon kalitesiyle şaşırtmayan filmin teknik çıtası fantastik bir uzay bilimkurgusuna yakışır biçimde üst seviyelerde. Salt film için 200 türün incelikle yeniden yaratıldığı not düşerken, bilimkurgu sinemasında Star Wars’u normal olarak en tepeye yerleştiren ve Valerian’ı Yıldız Savaşları ile illa ki karşılaştıracak seyircilere de hatırlatalım, Valerian’ın ilk hikayesi 1967 yılında yani Lucas kendi evrenini önümüze sermeden 10 sene önce basılmıştı. Sonuçta ister edebiyatta ister sinemada bilimkurgu ürünleri birbirinden beslenir, zira senaryonun sırtını yasladığı gizem Mül gezegeni ve onun temsil ettikleri, Avatar’ın Pandora’sına ve de Na'vi halkının esas varoluşuna oldukça benziyor buradan bakınca. 


Sonuçta Luc Besson’un oldukça oyuncaklı, tabir-i caizse dilediği gibi at koşturduğu bir lunapark olan Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu, türün nerd seyirci kitlesine pek yeni bir şey vaat etmemekle birlikte, fantastik bilimkurgu sinemasını patlamış mısır niyetine tüketecek seyirciler için olası bir bilet alternatifi… 


Twitter.com/duygukocabayli

 

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

SEANSLAR

Göster

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter