Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

Rise of Empires: Ottoman

Rise of Empires: Ottoman
Yazar: Seza Köreken Yalçınkaya

Rise of Empires: Ottoman, belgesel dizisinin ilk sezonu Netflix’de geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Her ne kadar dizinin reklamı çok fazla yapılmamış olsa da Netflix takipçilerinin beklediği bir diziydi. İlk sezonda İstanbul’un fethinin anlatılıyor oluşu ve oyuncuların Türkiye’den seçilmiş olması izleyici açısından dikkat çekiciydi. Yapımın İngilizce olması da olumlu ve olumsuz yorumlar alsa da merak uyandırdı. 


Rise of Empires: Ottoman ilk sezonunda tarihçilerin gözünden İstanbul’un fethini altı bölümde anlatıyor. Belgesel olmasının yanı sıra kurmaca yönü de oldukça güçlü ki daha ilk on dakikadan merak uyandırmayı başarıyor. Tarihte bilinen bir konuyu ele alıp bunu merak uyandırarak anlatmak dizinin yaratıcılarının bir başarısı sayılabilir ki kuşatma süreci oldukça inişli çıkışlı. İzleyici sonunu bildiği bir olayı tüm dikkatiyle izlemeyi sürdürebiliyor. Bu noktada dizinin taraflı olmasıyla ilgili çokça eleştiri olmasına rağmen dizinin her iki tarafa da aynı mesafede durduğu dikkatli bir izleyicinin gözünden kaçmayacaktır. Sultan Mehmet’in arzusu ve içinde bulunduğu durumun -henüz tahta geçmiş genç bir sultan oluşu- yarattığı kişisel çatışma hissedilebiliyor. Aynı zamanda istediğini almak için gözü kara bir çocuk izlenimi yaratsa da kuşatma sırasında ürettiği yaratıcı fikirlerle Sultan Mehmet tek boyutlu olmakta çıkıyor ki bunda yetiştiriliş şeklinin anlatılması da etkili oluyor. XI.Konstantin’in yaşadığı korkuya rağmen -son Roma imparatoru olmak istemiyor-  savunmayı bırakmıyor oluşu da Roma’nın son hükümdarına karşı taze bir bakış kazandırdı. Düzenli bir ordusu yok, yapabileceği iki şey var; paralı asker getirmek ve Papa’nın ordu göndermesini beklemek. Bu noktada Roma’nın Ortodoks olup askeri yardım alabileceği herkesin Katolik olması da farklı bir çatışma yaratıyor. Konunun birçok yönünün dizide işleniyor olması olaya farklı bakış açıları kazandırıyor.


Türkiye’den oyuncuların İngilizce konuşarak rol almaları bir engel gibi görünse de oyuncular bunun üstesinden geliyor. Oyuncuların aksan kaygısı olmadan akıcı bir şekilde konuşuyor olmaları Rise of Empires: Ottoman’ın artı yönlerinden biri. 


Sinematografik açıdan bazı sahnelerin Rönesans tablolarına benzerliği dikkat çekici. Bu noktada küçük bir eleştiri yapılabilir. Harem sahnesinin olduğu bölümde hamam oldukça oryantalist bir bakışla çekilmiş. Yine de söz konusu sahne bu klişenin şimdiye kadar çekilmiş en iyi hali sayılabilir. Bu konuyu ele alan yerli yapımlarda görmeye alışkın olduğumuz Sultan Mehmet güzellemesi ya da XI.Konstantin kötülemesi olmaması diziyi izlenebilir yapan şeylerden biriyken belki bu küçük ayrıntıya da dikkat edilebilirdi. Genel olarak bakıldığında görsel olarak etkileyici bir yapım, Rise of Empires: Ottoman. Savaş sahnesinde fonda belli belirsiz koşan beyaz at zaten sonunu bildiğimiz bir hikayenin habercisi gibi.


Hikayeye günlük çatışmalar eklemek için kurgulanan Guistiniani ve Therma aşkı diziyi belgeselle kurmaca arasında bir yere oturtmaya çalışıyor. Aynı durum köle Ana için de geçerli. Ana’nın sahneleri şehrin içinde bulunduğu durumu göstermenin en iyi yolu gibi görünüyor. Bunun yanında çift taraflı bir vahşetin sürdüğü ortamda iyi şeylere inanan idealist bir karakter oluşu olaya başka bir bakış kazandırıyor. 


Netflix, yerli pazarda hızla ilerlerken Türkiye’deki sektöre olan katkısı da gittikçe artıyor. Bu katkı bir standart getirme şeklinde olsa ve bu bir tehlike olarak algılansa bile en azından ana akım işler yapanlar ve seyredenler için bir şans olarak görülebilir. Rise of Empires: Ottoman, içinde Türkiye’nin de yer aldığı çok uluslu bir yapım olarak izlemeye değer bir yapım. Başlıktaki sorunun cevabını da çok net veriyor.

 

twitter.com/_cheshirekedisi

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

EKRAN

​AMERİKAN SİNEMASININ ÖNCÜ KADINLARI 25. ...

​AMERİKAN SİNEMASININ ÖNCÜ KADINLARI 25. ...

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter