Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

KOR - Gözle görülmeyen yangınlar

:: Videolar KOR - Gözle görülmeyen yangınlar
(8.0/10)
Üye: Melis Zararsız
Evet, Demirkubuz, sinema yapmak açısından bakıldığında, teknik olarak, görsel olarak kendimi, filmlerimi geliştireyim, renkle oynayayım, yeni açılar deneyeyim, farklı atmosferler kurgulayayım, kalıbımın dışına çıkayım, insanları şaşırtayım, deneysel bir durum yaratayım derdinde bir yönetmen değil.

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar romanından bazı esintilerle çektiğini söylediği 2012 yapımı Yeraltı filmi, Demirkubuz’un belki de en olgun çalışmalarından biriydi filmografisinde. C-Blok’tan itibaren diyalogları ve hikayesi hep çok derin, görsel anlamda ise vasat bir sinematografiyi yeterli bulduğu filmler çekti Demirkubuz. Örneğin Masumiyet ve Kader, uzun mu uzun diyalogları ile kült oldular diyebiliriz.


 

Her ne kadar sürekli Nuri Bilge Ceylan’la kıyaslansa da yaptığı işler, (hem aynı dönemin yönetmenleri olarak, hem şimdi görüşmeseler de eski dost olmalarından, hem de benzer varoluşsal kaygıları sinemalarına konu etmelerinden), şu fark hep barizdi, Ceylan fotoğrafçılığının da artısıyla fazlasıyla doyurucu sinematografiye sahip olan filmlerine minimal sinemanın olmazsa olmazı uzun ve hareketsiz, diyalogsuz planlar ekliyordu, karakter açılımlarını ve diyalogları özlüyorduk açıkçası filmlerinde. (Yönetmenin bunu kırdığı film Kış Uykusu oldu ve diyaloga da doyduk sonunda.) Demirkubuz ise görselliği çok fazla umursamayıp, gerekli atmosferi sağladıktan sonra esas gücü diyaloglara ve meselesine veriyordu hep ve filmografisini takip eden izleyiciler olarak bu kez de her yeni filminde gelişmiş bir görsellik arıyorduk ister istemez. Yeraltı, kanımca en stilize işidir yönetmenin. Atmosferi yaratmak adına daha bir titizlenmiş olduğu anlaşılır her sahnede. Oyunculuklar, konu ve diyaloglar zaten yerli yerinde ve etkileyicidir. Şahsen Demirkubuz’un en sevdiğim filmidir. 


Geçtiğimiz sene Bulantı girdi vizyona. Başrolü kendi oynadığı film, yine aynı temalar kullanılıyor, varoluşsal insan kaygıları anlatılıyor diye eleştiri yağmuruna tutuldu. Şahsen işim gereği her ne kadar filmleri “yönetmen filmleri” anlamında takip etmek durumunda kalsam da, her bir filme, birey gibi yaklaşır, diğer filmlerden, hatta yönetmenlerinden ayırmaya çalışırım ve şuna odaklanırım: safi bu film bende ne gibi duygular uyandırıyor? Bana bir şey anlatıyor mu, izlerken beni motive ediyor mu, kışkırtıyor mu, içine girebiliyor muyum, tutarlı mı, görsel olarak nasıl, hikayenin akışı nasıl vs… Bulantı bana çok farklı şeyler anlattı insan doğasıyla ilgili, görsel olarak Yeraltı’ndan daha aşağıda bir yerlere konumlanmıştı fakat hikaye öyle ağırdı ki, görsellikle ilgili bir şikayetim olamadan yedim yuttum filmi ve üzerine de düşündüm. 


 

Gelelim Kor’a. Önce eleştirileri görmek zorunda kalıp sonra izleyebildim filmi ve şahsen yine aynı noktada kaldım. Evet, Demirkubuz, sinema yapmak açısından bakıldığında, teknik olarak, görsel olarak kendimi, filmlerimi geliştireyim, renkle oynayayım, yeni açılar deneyeyim, farklı atmosferler kurgulayayım, kalıbımın dışına çıkayım, insanları şaşırtayım, deneysel bir durum yaratayım derdinde bir yönetmen değil. Fakat bana göre olmak zorunda da değil. Eğer her filminde aynı hikayeyi evirip çevirip başka şekillerde anlatıyor olsaydı itirazlarım olabilirdi. Fakat her seferinde bambaşka evrenler kurup, bambaşka kişiler yaratıp, farklı hikaye ve yaşam örneklerinin içinde sadece benzer “tema” olarak insanoğlunun psikolojik yapısı, bunun çevreye yansıması, kişinin bencilliği, bazen zorunlu bazen de kişisel ikiyüzlülüğü, narsisizmi ve bunun gibi insan doğasının binlerce katmanının toplumda nasıl hayat bulduğunu incelemesi bende kendini tekrar eden bir yönetmen algısı yaratmıyor. Aksine Türk sinemasında psikolojik konuların az işleniyor olması ve karakter çözümlemeleri, senaryo gibi konularda sınıfta kaldığımız gerçeği varken ortada, beni çok besliyor Demirkubuz sineması doğrusu.


Kor’da, birlikte de anıldığı üzere bir “Üç Maymun” meselesi var. İşleri iyi gitmediği için Romanya’ya kaçarak karısını ve hasta çocuğunu yalnız bırakan, orada da hapse düşen bir adam, geri döndüğünde çocuğunun önemli bir ameliyat geçirdiğini öğrenir ve bunun nasıl ödendiğini sorgularken karısıyla ve patronuyla ilgili gerçeklerle yüzleşir. Caner Cindoruk, Taner Birsel ve Aslıhan Gürbüz muhteşem oyunculuklar sergilemişler. Filmde bir türlü patlamak bilmeyen gerçeğin yarattığı usul gerginlik izleyiciyi aktif tutuyor. Aslında daha çok konuşturabilirmiş karakterlerini, daha ağır yüzleşmeler yaşanabilirmiş. Bu kez “sigara içerek pencereden dışarı bakma” sahneleri çok gereksiz uzamış, filmin sonu da yine gereksiz uzun diye düşünüyorum, bir türlü nasıl bir sonuca bağlayacağına karar verememiş ve sonra kesmeye de niyetlenmemiş sanki Demirkubuz bazı sahneleri. Bu da film boyunca bir izleyici olarak yaşadığımız o aktif izleme dürtüsünü düşürüyor sonlara doğru ne yazık ki. 


 

Son tahlilde geçim derdinin, sağlık problemleri gibi yaşamsal sorunların ve bin bela okunası kapitalist düzenin insanoğlunun iç dünyasını zedeleyişini, insan denen bu denli karmaşık ve güçlü varlığı düşürdüğü durumları çok tutarlı ve olgun bir şekilde resmetmiş yönetmen.  

 

Twitter.com/blossomel

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

HABERLER

Solomun'un Yeni Klibine Fatih Akın İmzası...

Solomun'un Yeni Klibine Fatih Akın İmzası...

"Türkiye’de Müzisyen Olmak" Bel...

"Türkiye’de Müzisyen Olmak" Bel...

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter