Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

Greta

Greta
(4.5/10)
Yazar: Mustafa İri

Neil Jordan filmlerini severim. Özellikle de 90'lı yıllarda çekilenleri. Millenium sonrası ortaya çıkan bazı işleri de fena değildi Jordan'ın. Naif hikayeler, sürprizli sonlar onun yorumunda etkili ve izi kalan şeylerdi. The Crying Game (1993) büyük olaydı mesela. En İyi Özgün Senaryo Oscarı kazanmıştı. Beyoğlu Sinepop'ta izlemiştim. Bir terör suçlusunun aşık olduğu kadının İrlanda mafyası ile hesaplaşması sonrasında aslında 'erkek' olduğunu anladığı şok sahnede salondan hızlıca kaçanları anımsıyorum. 'Breakfast on Pluto' vardı. 2005 yapımı. Tam bir festival harikası. Büyük ilgi görmüştü İstanbul Film Festivali'nde. Lgbt içerikli önemli filmlerden biridir. Jordan'ın en iyi üç filminden de biridir. Kendi politik tavrını ortaya koyduğu 'Michael Collins' 1996 yılında iyi iş yapmıştı. Eli yüzü düzgün, aksiyonu yerinde başarılı bir yapımdır. 'The Butcher Boy' ondan bir yıl sonra çekildi. Tavsiye ederim müthiş bir çocukluk hikayesidir. Çarpıcıdır, yürek yakar. Sonra bir şeyler oldu ve yönetmenimiz vasat filmler çekmeye başladı.

 

İlk hayal kırıklığını kendi payıma 'Ondine'de yaşadım. Bu Colin Farrell'li fantastik masalı vizyona sürdüğünde yıl 2009 idi ve 'arada olur öyle' diyerek yönetmenimiz hakkında olumsuz düşünmemeye çalıştım. Çünkü sezgilerim beni yanıltmıyorsa pek yakında bomba gibi bir filmle geri dönecekti. Öyle de oldu. Fenomen oyuncu Jodie Foster ilginç bir hesaplaşmayı irdeleyen tartışmalı 'The Brave One' ile karşımıza çıktı. Jordan eskisi gibi formundaydı. Kuzuların Sessizliği'ndeki özlenen mizacını kullanarak hem Foster'i, hem de kendini yeniledi. 1950 doğumlu Neil Jordan'ın en sevdiğim filmi julianna Moore ile Ralph Finnes'i bir araya getiren olağanüstü 'The End of the Affair' (1999). Aynı yılın en iyi beş filminden biri olan bu kurgu harikası yapımı sıkılmadan defalarca izleyebilirim. Sırf bu yüzden bile İrlandalı yönetmen benden yana torpillidir.

 

Gelelim günümüze. Her nasıl olduysa basiretsiz bir şekilde Ray Wright denen arkadaşın kısa öyküsüne tavlanan Jordan, sahibi Wright ile birlikte bu öyküyü uzun metrajlı bir film senaryosu haline getirmişler. Bu öyküye göre metroda unutulan bir kadın çantasını sahibine ulaştırmak için harekete geçen bir garson kız, çantanın sahibini bulduktan sonra gerilim dolu bir dizi olayın içine düşer ve canını kurtarana kadar psikopat bir Macar hemşire ile köşe kapmaca oynar. Kulağa hoş geliyor değil mi? Keşke o kadar kolay olsa. Yaşayan en iyi kadın oyunculardan Isabelle Huppert adını duyunca salona koşanlar, ne yazık ki filmden mutsuz ayrıldılar. En son Argento klasiği 'Suspiria'nın yeniden çevriminde izlediğimiz cesur oyuncu Chloe Grace Moretz eşlik ediyor Huppert'e. Garson kız rolüyle. Medyatik sunucu Ece Erken'in ruh grubundan yavru köpek bakışlı ve sevimli ördek dudaklarıyla arızalı ve sert filmlere cast olan önü açık Moretz, ne yazık ki deneyimli ablası ile birlikte vasat bir filmin kurbanı oluyorlar.

 

Jordan'ı takdir etsem de, (Sezar'ın hakkı Sezar'a) film tam bir fiyasko olmuş! Hiçbir derinliği olmayan tatsız senaryonun Huppert gibi dev bir oyuncunun elinde nasıl telef olduğunu görmek isteseniz neredeyse gülünç bir seyirliğe hazır olun derim. Geçmişleri konusunda hazırlık yapmadan izleyiciyi eblek bir gerilim zırvasına itekleyen filmin yapımında belli ki hiçbir  senaryo doktoru yer almamış. Öykünün yazarı ve Jordan da yan gelip yatmış. Filmografisindeki en iyi örneklerden biri olan 1999 yılı yapımı 'In Dreams', yıllar öncesinden aynı yönetmenin sıkı bir gerilim hikayesi olarak ne kadar iyiydi oysa. Anestezi ile olan hastalıklı ilişkisini evlat eksikliği ile birleştirip annesiz bir kıza zorla anne olmak isteyen tehlikeli eski bir hemşirenin filmdeki en etkileyici yanı 'Macar' olması. Ne kadar egzotik değil mi? Garson kızın ev arkadaşı ile deli kadın arasındaki bol fotoğraflı kovalamaca sahnesi ise evlere şenlik. Hem mantık hatası hem de buluş açısından emsalsiz bir örnek. Kızın babası ile olan diyalogları ve oradaki dramatik eksikliği yazmaya gücüm bile  yok.

 

En iyi ürünlerini 70, 80 ve 90'larda vermiş olan gerilim türünün aradan onca yıl ve tecrübe geçtikten sonra bu denli kof biçimde karşımıza çıkmasına mı yanayım, bunu yapan kişinin Neil Jordan olmasına mı? Peki filmde iyi olan hiç mi bir şey yok? Var elbet. Özellikle mekan tasarımını beğendiğimi söylemek isterim. Kızların yaşadığı ev ya da gece kulübü filan değil de, kafadan kontak hemşirenin dünyası ve oradaki mekan kurgusu gerçekten harika. Renk ve ışık ta öyle. Hatta o kadar iyi ki 'niye beni harcadın, bana şöyle sağlam bir senaryo bulmadın' diye adeta hesap soruyor.

 

Yetersiz finali, cahil cesareti ve anlamsız gidişatıyla hayret uyandıran bir başarısızlık filmi olan 'Greta', kendi basit kalıpları içinde bile rahat durmayan, şımarık bir çocuk enerjisiyle herşeyi parçalayan sonuçların da sorumlusu. Günü boş geçirmemek için balığa çıkan ama eli boş dönen iki arkadaşın gereksiz sporuna dönüşüyor. Alaycı fırsat düşkünlerinin eline dedikodu yapmak için sağlam malzeme veriyor. Güzelim emeklere yazık ediyor.

Etiketler: greta, eleştiri, mustafa iri

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

RÖPORTAJLAR

Korhan Günay: Kısa film, özgür ve bağımsı...

Korhan Günay: Kısa film, özgür ve bağımsı...

Fırat Sayıcı

Amerika'da bir Türk kadın korku yönetmeni...

Amerika'da bir Türk kadın korku yönetmeni...

Fırat Sayıcı

Nuri Cihan Özdoğan: Kısa film, bir cümled...

Nuri Cihan Özdoğan: Kısa film, bir cümled...

Fırat Sayıcı

SEANSLAR

Göster

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter