Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

Göçmenlik Kısa Filme Sığar mı?

Göçmenlik Kısa Filme Sığar mı?
Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu

Hayat normal akışındayken Gaziantep’te yapılması planlanan, fakat pandemi nedeniyle 14-21 Haziran 2020 tarihleri arasında online olarak düzenlenen Uluslararası Göç Filmleri Festivali bir hafta boyunca, yerli ve dünya sinemasından bol filmli bir seçkiyi ücretsiz olarak, Festival Scope platformu üzerinden yayınladı.


Online da olsa başka uzun metraj film gösterimleri ile de çakıştığından bu festivalde bir ‘değişiklik’ yaparak film seyretme ağırlığını, kısa metraj film seçkilerinden yana kullandım. Zira meslektaşım olan sinema yazarları ve basın mensupları da bilir ki şehir içinde ya da şehir dışında herhangi bir festivale gittiğimizde, maalesef film programının akışı nedeniyle üvey evlat muamelesi gören kısa film seçkilerini çoğunlukla es geçmek zorunda kalırız. Genelde topluca gösterilen bu kısa film seçkileri ya yarışma filmleri ile çakışır, ya söyleşilerle; ya da ana festival alanından uzak başka bir salonda ancak 10-15 kişiyle buluşur. Basının pek haberi olmaz, haberi olsa da fiziki olarak ulaşamaz. Zaten kısa film ekiplerini de organizasyon bölünmüşlüğü nedeniyle –açılış ve kapanış partileri haricinde- pek göremeyiz maalesef. 


‘Eski normale’ has festivallerde yaşadığımız ve artık mazide kalan bu detayı da hatırlattıktan sonra Uluslararası Göç Filmleri Festivali’ne dönecek olursak, festival programındaki 24 kısa film, ikisi yarışmalı bölüm olmak üzere üç bölüme yayılmış olarak seyircilerin karşısına geldi: Unicef Uluslararası Kısa Film Yarışması, Aynı Gemi Kısa Film Yarışması ve Kısa Göç İzlenimleri. Kurmaca ve belgeselin aşağı yukarı eşit ağırlıkta dağıldığı bu 3 bölümde yerli yapımların yanı sıra bize başka memleketlerin hiç bilmediğimiz hikayelerini anlatan kısa filmler izledik. 


Şüphesiz ki Exodus, İlticanın 40 Yılı, Samir’in Gerçek Hikayesi, Kurak Vadi gibi belgeseller gerçek yaşanmışlıkları önümüze getirdiğinden çarpıcı etkisi iki katına çıkıyor. Öte yandan gıkı çıkmayan Marta’nın sessiz tokadının birinci dünya vatandaşlarının yüzünde patlamasına, ya da Aylan bebeğin Azad’da (Ronaldo) yeniden beden buluşunun kurmaca senaryosuna kim kayıtsız kalabilir ki? Ya da Ahu’nun (Ahoo) bebeği için yaşadığı gerilime ve sancılara kim gerçek değil diyebilir ki? Latife Said’in (Oda) kaybolup gitmiş bir baba-kız ilişkisi üzerinden ele aldığı göçmenlik bir tarafta, Gniele’in ve Saba’nın (Pizza Boy) insanın içine umut aşılaması başka bir yanda…Yola düşen, yolda olan her bir bireyin kendi hikayesi ya da karşı tarafın onlarda okuduğu, anladığı hikayesi bambaşka; çünkü aynı kafilede, aynı gemide yer alıyormuş gibi görünsek de her birimizin acısı, sevinci, ‘nedeni’ bambaşka. 


Yazının başlığındaki soruya dönersek göçmenlik ne kısa filme sığar, ne uzun metraja; ne romana, ne şiire (Göçün 8 Şiiri). Sadece bir anlatım aracı bulur kendisine, ancak bir çığlık atabilecek. Göçmenlik ve göç filmleri temalı bir festival seçkisini, en fazla salondan mutfağa kadar kıpırdadığınız günlerde, online olarak seyretmek (ve dahası tabii bunu online düzenlemek) her festivale kısmet olmayacak bir ironi belki de. Kendisini ait hissetmediği bambaşka bir coğrafyaya doğru, sırf hayatta kalabilmek için yola çıkan insanlarla empatiyi, #evdekal’maktan sıkıldığımız salon koltuğundan kurmak en basit tabirle kolaycılık. Fakat üzerine hiç düşünmemekten de iyidir. Yarın yolda gördüğünüz bir göçmeni yargılamadan önce bir hal hatır sorsanız belki de sinemanın bu alt janrı, gerçek hayatta yerini bulmuş olur… 


Kimse kendi rızası dışında güle oynaya yola düşmek istemez; bu festivaldeki uzun-kısa tüm filmlerin ortak paydası bu cümle olabilir belki de…


İçinde oturabileceğiniz bir eviniz varsa, orada ve sinemayla kalın.

 

twitter.com/duygukocabayli

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter