Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

ANA YURDU - Gereksiz kutsallaştırmalardan kaçının diyen, cesur bir film!

:: Videolar ANA YURDU - Gereksiz kutsallaştırmalardan kaçının diyen, cesur bir film!
(7.0/10)
Üye: Melis Zararsız
Kadının cinselliği de aslında filmin çok önemli bir konusu, bu anlamda da cesur sahneler mevcut. Son kertede meselesi olan ve bunu korkusuzca dile getirirken sinematografi anlamında da sınıfta kalmayan, olgun bir ilk film var karşımızda.

Senem Tüzen, daha önce kısa filmler çekmiş, ilk kez ise Ana Yurdu adlı uzun metrajıyla festivalden festivale gezmekte, ödüller kazanmakta olan akıllı, duyarlı, cesur bir genç kadın. Ankara Film Festivali’nde bu sene en önemli 6 ödülü topladı geldi İstanbul’a. 


Ben festivalin son günlerine yetişmiş ve sadece yabancı filmler izleyebilmiştim, ödül töreninde filmin aldığı ödüller ve Senem Tüzen’in birbirinden cesur ve iddialı konuşmalarını görünce, İstanbul’da koşa koşa Başka Çarşamba etkinliğinde izledim filmi. Yönetmen radyo programıma konuk oldu, orada da sohbet etme şansı bulduk.


 

Ne kadar da “kadın” bir film! Ne kadar da az örneği! Başrolde iki başarılı oyuncu Nihal Koldaş (son son Seren Yüce’nin Çoğunluk filminde de, Deniz Gamze Ergüven’in Mustang filminde de oyunculuğuna hayran kalmıştım) ve Esra Bezen Bilgin (Ramin Matin imzalı Kusursuzlar’daki performansı unutulmazdı) filmi sırtlıyorlar. Hikaye taşrada geçiyor ve geri kalan karakterler köy halkı, sadece iki erkek görüyoruz filmde topu topu ve sadece bir tanesi ara ara görünüp, görevini yapıp gidiyor aslında. Bunu Senem’e sormayı atladım ama taşra halkını canlandıran teyzelerin gerçekten de o köyün yerlileri olduğunu düşünüyorum, aşırı doğallar ve harikalar! 


Filmin konusu şöyle, İstanbul’da eşiyle yaşar ve bir işte çalışırken sancılı bir boşanma  süreci yaşayan, sonunda pılısını pırtısını toplayıp anneannesi öldükten sonra boş kalan taşra evine yerleşerek hep aklında olan o kitabı yazmaya kapanan Nesrin, daha işe güce koyulamaya fırsat bulmadan annesinin uzun ziyaretiyle bir türlü istediği düzeni kuramaz. Annesi görünürde kızını yaşadıklarından dolayı yalnız bırakmamak peşindedir fakat taşranın baskıcı düzeninin içinde konumlanmış klostrofobik bir evde, bozuk yaklaşımlarıyla dünyayı dar eder kızına. Bu dar alanlarda anne-kız yüzleşmeleri karanlık bir hal alacaktır ve karakterlerimiz deliliğe doğru giden bir yolda ilerleyeceklerdir adeta…


 

Yönetmen, mekan seçimleri, kamera hareketleri ve genel atmosfer kurulumuyla gerçekten gerilimli bir iş çıkarmış ortaya. Renk seçimleri de aynı şekilde bu klostorofobiye yardımcı oluyor. Özellikle kadınları ağlarken, isyan ederken resmettiğinde, genelde yüzlerine odaklanmıyor kamera mesela, başlarının arka kısmından, saçlarına doğru gömülüyoruz adeta bu iki karakterin. Aklıma Black Swan (Siyah Kuğu) filminde Natalie Portman’ın canlandırdığı Nina karakterini sürekli sırtından takip edişimiz geliyor. Bir nevi özdeşleşmemiz isteniyor karakterle, onu karşımıza alıp ona bakmak yerine. Filmin psikolojik yanı bu anlamda çok kuvvetli. Karakter analizleri gerçekten sağlam, annenin de kızın da ne gibi süreçlerden geçip bu psikolojik durumlara geldiğini hissedebiliyoruz.


Filme şahsen tek itirazım hikayenin başlangıcı ile ilgili. Elbette sanat filmlerinde alışık olduğumuz üzere hikayenin her bir noktasının birebir izleyiciye gösterilmesi tercih edilmiyor, bazı noktaları izleyicinin birleştirmesi isteniyor fakat ben yine de Nesrin o köye gelmeden önce ne yapıyordu kısmıyla ilgili seyirciye gereğinden fazla bulmaca çözdürmekle vakit kaybettirilmiş olduğunu düşünüyorum. Üstelik belki küçük flashback’lerle İstanbul’daki yaşamından görüntüler görseydik o zaman taşra-modern kent hayatı kıyaslamalarını ve bunun Nesrin’deki yansımalarını da daha oturaklı bir şekilde resmetmiş olabilirdik kafamızda. 


 

Filmde anneliğin aslında çok da kutsallaştırılacak bir şey olmadığı altmetnini okuyoruz, ayrıca din ve ahlakla ilgili kalıplaşmış inanç ve bilgilerin eleştirisi de mevcut, hem de cesur bir biçimde. Kadının cinselliği de aslında filmin çok önemli bir konusu, bu anlamda da cesur sahneler mevcut. Son kertede meselesi olan ve bunu korkusuzca dile getirirken sinematografi anlamında da sınıfta kalmayan, olgun bir ilk film var karşımızda. 9 kopya ile vizyonda ne kadar kalacağı ise meçhul, bu yüzden gördüğünüz yerde kaçırmayın derim.

 

Twitter.com/blossomel

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

HABERLER

"Türkiye’de Müzisyen Olmak" Bel...

"Türkiye’de Müzisyen Olmak" Bel...

Solomun'un Yeni Klibine Fatih Akın İmzası...

Solomun'un Yeni Klibine Fatih Akın İmzası...

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter