71. Cannes Film Festivali’nden Geriye Kalanlar-3 - Popüler Sinema

Popüler Sinema

Paylaş
Eleştiriler

71. Cannes Film Festivali’nden Geriye Kalanlar-3

71. Cannes Film Festivali’nden Geriye Kalanlar-3
Yazar: Duygu Kocabaylıoğlu

Festivalin genel atmosferini ve filmlerden kısa izlenimleri aktardığımız 71. Cannes Film Festivali’nden Geriye Kalanlar yazı dizimizin son bölümünde festivalin bir adet çok tartışılan ve bir de hakkı yenen iki filmine değinip, katıldığım iki söyleşiden kısa kısa notları da Populersinema.com takipçileriyle paylaşmak istiyorum.  

 

Capharnaum


Lübnanlı sinemacı Nadine Labaki’nin hem yönetmenliğini hem de senaristliğini üstlendiği bu üçüncü uzun metrajlı filmi festivalin resmi seçkisi açıklandığından beri “mutlaka seyredilmesi gerekenler” listesindeydi. İkisi de başlı başına ‘kadın sineması’ olarak kategorize edebileceğimiz ve ikisi de Cannes’da boy gösteren Karamel ve Peki Şimdi Nereye? filmlerinin ardından Capharnaum’ün Altın Palmiye için yarışması çok da şaşırtıcı olmadı doğrusu. Zira Labaki’nin politik kamerasını konumlandırdığı nokta, batının durduğu yerden baktığında tam da görmek istediği şeyleri gösteriyor. İçeriden gelen, samimi itiraflarla yoğrulan bir doğu eleştirisi; yani oryantalizm halen bu topraklarda çalışıyor. Jafer Panahi’nin neredeyse ceketini koysa ödül alacak olması boşuna değil... Öte yandan Labaki sinemasının batının 21.yy oryantalizmine duyduğu suçlu ‘şefkatini’ kendi çıkarına iyi kullandığına inananlardanım. Filmin geneline yayılan dramatik tonunun ajitasyon değil realite sertliği olduğunu düşünüyorum, ki bu çok daha uzun bir yazının konusu… 

 

Under the Silverlake 


 

Evet gelelim yarışma seçkisinde olmasına rağmen, festivalin en göz ardı edilen filmlerinden biri olan Under the Silverlake’e. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki filmi yan yana ve kahkahalar içinde seyrettiğim bir grup İngiliz gencin ortak görüşü şuydu: “Bu hayatımda en çok güldüğüm, en eğlenceli 2 saatti!” Özellikle Andrew Garfield’ın nefis biçimde hayat verdiği kafası çok ama çok karışık baş karakter Sam’in filmin ikinci yarısından itibaren Sarah’ı (Riley Keough) arama macerası tam bir popüler kültür ve sinefil şöleniydi. Yıllar boyunca karşımıza başka filmleri referans veren, tatlı-komik göndermeler yapan filmler çıkar ve keyif alarak güleriz ama Under the Silver Lake yakın geçmişimizin kafalarda yer eden pop unsurlarını Sam karakterinin bu arayış öyküsüne öyle iyi yediriyor ki, o kadar kaliteli güldürüyor ki daha ne gelebilir ki derken, dahası da geliyor. Ülkemiz sinemalarında ya da festivallerinde görmek için daha biraz sabretmemiz gerekecek tahminimce…      

 

John Travolta Yeniden Cote d’Azur’daydı! 


1994’te Pulp Fiction ile Cannes seyircisinin gönlüne taht kuran, nam-ı diğer Vincent, John Travolta 71. Cannes Film Festivali’nin konuğu olarak festivalin ikinci haftasında özel bir oturumda basınla ve seyircilerle bir araya geldi. 


Grease filmiyle ile başlayıp kadın yönetmenlerle çalışmaya kadar uzanan geniş bir yelpazede iki saate yakın konuşan ve seyircilerin de sorularını yanıtlayan Travolta, “Seyirciler benim oyunculuğuma güveniyor, ben de oynadığım karakterlere ve hikayelere güveniyorum. Sanırım aramızdaki bu bağ bu güvenden ötürü” dedi. Grease’in hayatındaki dönüm noktası olduğunun altını çizerek “Sadece beni değil, benden sonraki oyuncu neslini de etkilediğini öğrendim. Dün Benicio Del Toro bana ‘Ben gençken, henüz 14 yaşındayken seni Grease’te izledim ve oyuncu olmamı sana ve bu filme borçluyum!” dedi.” sözleriyle salondan alkış aldı. 


“Bir oyuncunun görevi hayatı gözlemlemek ve deneyimlemektir” diyen Travolta, Pulp Fiction sonrası kendisine tüm kapıların ardına kadar, hatta sorgusuz sualsiz açıldığını da itiraf etti. 


Kadın yönetmenlerle sette iletişim kurmanın daha rahat olduğunu ifade eden oyuncu, öte yandan iyi fikirler üretmek ve de yönetmenlik yeteneği açısından erkek-kadın bir cinsiyet ayrımının kesinlikle olmadığını da dile getirdi. 

 

40 yıllık dev bir kariyer; Gary Oldman!

 

Festivalin gerek katılımcısı, gerek jürisi olarak sıklıkla ağırladığı isimlerden biri olan Gary Oldman, bu yılın dördüncü ve son konuşmacısıydı. Bir buçuk saate yayılan özel bir oturumda kariyerini anlatan ve soruları cevaplayan Oldman da uzun süre ayakta alkışlandı. 


1971 tarihli Brian Forbes imzalı Raging Moon filmiyle sinemadan ve oyunculuktan bir meslek olarak etkilendiğini dile getiren Oldman, Malcom McDowell'ın rolündeki duruşunu da kendi oyunculuğunda esas aldığını dile getirdi. 

 

Oyunculuk mesleğini okulunda öğrendiğini ve 7/24 inanılmaz bir tempoda çalıştığını ifade eden Oldman, bu dönemin kendisine disiplin getirdiğini, verilen her şeyi bir sünger gibi emerek kaptığını ifade etti. Genç oyunculara ise “Sete zamanında değil, erken gidin” tavsiyesi verdiğini söyleyen usta oyuncu tiyatro oyunculuğunun ise bambaşka bir deneyim olduğunu, provaların, sürekli sahneye oyun koymanın delice bir tempo olduğunu ifade etti. Tiyatrodan sinema oyunculuğuna geçmenin maddi yönden de büyük bir sıçrama olduğunu ekleyen Oldman, “Artık günümüzde iki alanı da idare etmek 1980’lere göre çok daha kolaylaştı” dedi.  

 

Son filmi Darkest Hour /En Karanlık Saatte’teki canlandırdığı ve geçtiğimiz yıl ilk Oscar’ına uzandığı Churchill rolü için Mike Lee ile 6 ay karakteri oturtmak için çalıştıklarını da ifade eden oyuncu, böylesine tarihe mal olmuş gerçek kişiler için hatıralarına ayrıca saygı gösterilmesi gerektiğini, bunun büyük bir sorumluluk olduğunu ve Churchill’i doğru aktarabilmek için sesini, hareketlerini, jestlerini özel olarak çalıştığını da ekledi. 

 

Hiçbir zaman oyuncu koçu kullanmadığını çünkü o eğitimi okulunda aldığını ifade eden Oldman, Amerika’ya da sağlam bir taş atarak “Biz İngilizlerle Los Angesles’takilerin farkı genelde budur.” dedi 

 

1991 tarihli JFK filminde Oliver Stone’nun kendisine muazzam alan açtığını ifade eden Oldman, Dallas’ta suikastın gerçekleştiği yerde 3 hafta çekim yaptıklarını bunun günümüzdeyse neredeyse imkansız olduğunu dile getirdi. Dracula (1992) filmi içinse bir opera sanatçısından şan dersi aldığını ve özel ses çalışması yaptığını dile getiren Oldman Francis Ford Coppola’nın yerinin kendisi açısından bambaşka olduğunu söyledi. 


Beethoven (1994) filmi içinse Steinway marka bir piyanoda gece gündüz 7 hafta çalıştığını ve yönetmen müziği dublaj yapmak istemediği için 6-7 parçayı olduğu gibi çaldığını ekledi! 

 

 

 

Son Söz

 

Magazini-şatafatı, havai fişekli Han Solo çıkartması, tartışılan seçkisi ve ödülleri ile 71. yaşını dolduran Cannes Film Festivali, Güney Fransa sahillerini dünyanın her rengine boyamayı yine başardı. Her ne kadar güneydoğusundaki Menton sınırında İtalya’dan gelen kaçak mülteci sorunu yanı başında dursa da, ya da iç meselelerinde ciddi bir grev dalgası hem memurları hem işçileri sarsa da, Cannes Film Festivali yerli yerinde “Ben halen burdayım!” demesini bildi. 


Nuri Bilge Ceylan daha bir 4-5 yıl uğramaz belki ama seneye yeni filmlerle ve umarız ki bizden de yapımlarla, yine görüşmek üzere!


twitter.com/duygukocabayli

YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

RÖPORTAJLAR

Ümit Ünal röportajı...

Ümit Ünal röportajı...

Fırat Sayıcı

Kısa zamanda hikayemi aktarmak bana çok ö...

Kısa zamanda hikayemi aktarmak bana çok ö...

Fırat Sayıcı

"Kısa film sektörümüzün bir denge un...

"Kısa film sektörümüzün bir denge un...

Fırat Sayıcı

SEANSLAR

Göster

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter