Popüler Sinema

Paylaş
Dosyalar

80’ler ve Yeşilçam: Mayolu, bikinili Seksi Kadınlarımız!

80’ler ve Yeşilçam: Mayolu, bikinili Seksi Kadınlarımız!
Yazar: Murat Tolga Şen Daha önceki dosyalarımızda ele aldığımız gibi, Türk seks filmlerinin yıldız oyuncuları aşağı yukarı bellidir. 70′lerin bu lanetli sinemasının “pornocu” olarak hatırlanan ve aslında çok azı öyle olan başta gelen oyuncuları; Arzu Okay, Zerrin Egeliler, Melek Görgün, Feri Cansel, Mine Mutlu, Elif Pektaş, Necla Fide, Figen Han, Dilber Ay, Zafir Seba, Zerrin Doğan, Alev Altın, Meltem Doğan, Meltem Işık gibi isimlerdir.

 

1980 darbesiyle ani ve kesin bir şekilde sona eren ‘seks furyası’nın kadın oyuncuların bir kısmının yaşamı,  toplumun “layığını buldu!” dediği şekilde son bulmuş; Feri Cansel sevgilisi tarafından katledilmiş, Mine mutlu kansere yakalanarak aramızdan ayrılmış, Şeher Seniz ise intihar etmiştir. Halkın genelinin ‘seks’ sinemasından utanması haklı görülebilir. Gerçekten de çok övünülecek bir dönem değildir. Acı olan bunun faturasının, bu türü asıl ittiren ve yozlaştıran paragöz yapımcı, yönetmen tayfası yönetmen ya da erkek oyunculara değil kadınlara çıkmış olmasıdır. 

 

12 Eylül sabahı uzunca sürecek sıkı bir yönetime merhaba diyen Türk sineması/halkı için bu isimler bir gecede emekli edilivermiş ve çoğu bir daha sinema yapma şansına kavuşamamışlardır. 80′ler Türk sinemasına hem nicelik hem de nitelik açısından çok şey katabilmiş yıllar değildir. 

 

70′lerin “erotikçi” tayfası Yeşilçam’dan video piyasasına kovulduğunda yapımcı, yönetmen ekibi suya sabuna değmemek adına oldukça abuk “şehirli insan ve bunalımları” konusuna kilitlenip kalmıştı. Gerçekten acınası bir dönem olduğunu düşünüyorum çünkü siyasal taşlama yapamadığınız gibi seks filmi de çekemiyordunuz ve karşınızda 70′ler boyunca entelektüel kibirlerini kusamamış bazı yönetmenler dikiliyordu. 

 

Bu dönemde Atıf Yılmaz gibi yetenekli yönetmenler, Ahh Belinda, Arkadaşım Şeytan, Şahmaran gibi sosyal ve fantastik filmler çekerek orijinal işlere imza attılar ama bunlar bile dönem seyircisinin nabzını tutmaktan uzak filmlerdi ve ancak yıllar sonra kıymetlenebilen yapımlar olarak hatırlandılar.

 

Dönemin entelektüel sinemacıları, sıkıyönetimin verdiği acizlikle politik filmler yapamadıklarından, kadını ve kadın cinselliğini yeniden tanımlamaya girişmişlerse de bunlar, Avrupa sinemasına, Avrupalı yaşam tarzına öykünen sahte öyküler olmaktan öte gidememiş bu filmlerde asla bir ‘Türk’ cinselliği anlatılamamıştır. 

 

Artistik açıdan bakıldığında ise 70’lerin kaba seks komedilerine oranla daha başarılı oldukları farz edilebilir. 70’lerin “Seks Furyası”ndan özür dilercesine çekilen bu kadın öykülerinde perdede gösterilen cinsellik yine erkek beğenisine uygun, onun cinsel açlığını sömüren işlerdi. Elbette daha özenli çekilmiş cinsel eylemler görmek olasıydı. Bu defa şehirli, entelektüel, mutsuz ve kibirli kadınlar sevişmektedir ama yine suçluluk duygusundan arınamamış, sonu mutlaka yıkıma giden bu öykülerdir bunlar. Yine de, Düş Gezginleri, Dolunay, Dul bir Kadın gibi örneklere sahip olan bu anlayışın cinselliğe normalleştirici bir yaklaşımı vardır. 90’ların ortalarına kadar devam eden ve en cüretkâr örneğini 1992 yılında çekilen, başrollerini Şahika Tekand ve Aytaç Arman’ın paylaştığı Sarı Tebessümle veren bu “aydın işi cinsel ilişkiler”  seyircinin muhafazakârlaşmasına verilen kısa bir aradan öte kalıcı bir etki yaratamamıştır.

 

Öte yandan halk tarafından büyük heyecanla karşılanan video teknolojisi sinemayı ciddi olarak tehdit ediyordu. Talebe bağlı olarak bu medya üzerinde patlayan Arabesk filmleri furyası bir süre sonra sinemalara da sıçradı.  

 

70′lerin komik karakterlerinden Cilalı İbo’nun bile arabeskçi bir küçük cırtlağa eşlik ettiği zavallı işler hep bu yıllarda çekildi.  70′ler de “seks furyası” yağmurundan kaçmak adına sinemadan uzaklaşan Münir Özkul gibi büyük isimler bu defa “Arabesk furyası” dolusuna tutuldular. 

 

70′lerden gelen gelenekle “2 film birden” göstermeye alışmış sinema salonları için hemen, Küçük Emrah klonlarının iç karartan filmlerinin peşinden oynatılacak için seks dozu düşük ama cinsel iması yüksek filmler yapılmaya başlandı. Artık eski oyunculardan faydalanmak mümkün değildi ve dönemin güzellik yarışmalarından ya da Erkek dergilerine poz verenlerinden yaratılan yeni seks imajları arka arkaya Yeşilçam’a giriş yaptılar. 

 

 

Hülya Avşar, Serpil Çakmaklı, Ahu Tuğba, Banu Alkan, Harika Avcı, Sevtap Parman, Yaprak Özdemiroğlu, Oya Aydoğan, Bahar Öztan, Güngör Bayrak gibi 80′ler seks kadınlarına sinemaların yeniden dolması umuduyla filmler çektirildi. (Atilla Özdemiroğlu’nun kızı Yaprak Özdemiroğlu’nun asıl amacı iyi filmler yapmak ve oyunculuğuna sınır koymamaktır ama Yeşilçam’ı ve yapımcılarını iyi tanımaması yüzünden o da 80′ler cinsel ikonlarından biri olarak akıllarda yer etmiştir.)

 

Tecavüz teması, Yeşilçam geleneği olarak 80’lerde de hükmünü sürdürdü ancak 80’lerin tecavüzcüleri kaba saba tipler değil, hedefine sinsi bir şekilde ilerleyen yılan ruhlu insanlardır. Bu 50’lerin, 60’ların kötü ve tutkulu adam karakterinin aşırı cinsellikle yüklenmiş bir tür geri dönüşü gibidir. Nuri Alço, Engin Koç, Kenan Kalav, Tolga Savacı gibi aktörler, sürüden ayrılanı kapan hain Kurtlar olarak 80’ler boyunca hem sinema hem de yükselen video piyasası için çekilmiş filmlerde bu yeni tip tecavüzcü rolünü oynadılar ve sevişme eyleminin, “cici kızların başına gelen en kötü şey” olarak gösterilmesine yardım ettiler. 

 

Cici kız olmaktan sıkılan, renkli bir dünyaya özenen kadınların da öyküsü vardır Yeşilçam’da. Hal böyle olunca Yeşilçam örnekleri arasında en fazla konuşulan ve tartışılan cinsel zorbalığını içeren, Faruk Peker ve müjde Ar’ın başrolleri paylaştığı, 1982 yapımı “İffet” filmini özellikle yazmak gerekir. Kartal Tibet’in yönettiği film, Yeşilçam’ın ürettiği tüm muhafazakâr kodları seyirciye itelerken, Türk sinemasında daha önce hiç yapılamamış bir etkide müthiş zorba ve aşağılayıcı bir cinsel eylem gösterisine sahne olur. Sevgilisi Cemil tarafından, bir mahalle pikniğinde, gözden ırak bir anda başı arabanın camına sıkıştırılarak tecavüz edilen İffet’in, tecavüzden hemen sonra kendisine evlenme sözü veren sevgilisine ettiği “ama sevgilim, ben başka türlü hayal etmiştim. Ne bileyim, böyle kendi yatağımızda, kendi çarşaflarımızda…” lafı aslında toplumun tecavüze bakışını da bir güzel açıklar. Kadını toplumun en büyük yönlendirme dairesi olan evlilik kurumunun içine soktuğunuzda ya da bunun için söz verdiğinizde tecavüz eylemi tecavüz eden, edilen ve şahit olan tarafından bile anlaşılır, kabullenilir bir şey olur. Anadolu’da tecavüzcüsü ile evlendirilen binlerce genç kız örneği de erkek egemen kültürün bakış açısının gerçekten de böyle olduğunun ispatıdır. 

 

 

Çıplaklığa koyulan sınırla yeni kadınların, eskilerden farkının altı çiziliyor ve bu filmlerde seks asla bir eylem haline dönüşmüyordu. Filmler genellikle tatil yörelerinde çekiliyor,  böylelikle bikini çıplaklığının savunması baştan yapılmış oluyordu ve bu filmlere bir nevi “hem tatil yapalım hem film çekelim” kurnazlığı hakimdi. Ortada çok da gösterilebilecek şey yoktu zaten;  filmler bir iki göğüs dekoltesi ve ayak bileği montajı ile şömine önü sevişme sahnesini fragmanda ya da lobi kartlarında öne çıkarırdı ki bunların çoğu iffetini korumaya kararlı kız tarafından makas ya da çatal saplanması ile sona erer… Tüm bu filmler birbirinin aynı, aşk ve intikam öykülerinden ve bolca bikinili plajda koşma, havuzda sekme sahnesinden ibaretti. Yeni kadınlar asla kendi rızaları ile yatağa girmiyor en fazla patronları tarafından bitmek bilmezcesine röntgenleniyorlardı. (Hülya Avşar – Sekreter)

 

70′ler filmlerinin kimlik belirleyicilerinden olan “5 Dakikada Beşiktaş” “Hasan Almaz Basan Alır” “Fırçana Bayıldım Boyacı” gibi yaratıcı film isimlerinden de hepten vazgeçilmiş en orijinal sayılabilecek olanı “Bu İkiliye Dikkat”* olan sıkıcı isim ve afişlere sahip filmler çekilmekteydi. 80′lerin filmlerinin oyuncu olarak değil ama film olarak pek hatırlanamıyor olmasının güçlü sebeplerinden biri de budur. Aslında 80′ler kadınları epey düzgün fiziklerine rağmen yine de eski ablaları ile boy ölçüşemiyor, bir salonda her tarafı çizik içinde bir Arzu Okay ya da Zerrin Egeliler filmi ile kapışmak zorunda kaldıklarında gişeden başları öne eğik ayrılıyorlardı. Evet, acı ama gerçek; 10 yıl önce çekilmiş her karesi ezberlenmiş bir 70′ler erotiği bu filmlerin hepsine argo tabirle ayarı veriyordu. Bu durumun farkına varan “2 Film Birden” sinemaları sıkıyönetimin gevşediği 80′lerin ikinci yarısında eski erotikleri göstermeye devam ettiler. Böylesi hem daha ucuz oluyor hem de seyreden açısından daha tatminkar sonuçlar veriyordu. Tabi “Seks Furyası” kadınlarının 80′ler seyircisi tarafından da mimlenmesi bu lanetten asla kurtulamamalarına ve o dönemde film çevirmiş isimlerin hepten izini kaybettirmek istemesine yol açtı.

 

80’ler deyince bu dönemin en çok akılda kalan iki “seksi” kadınını ayrıca anmadan geçmek olmaz. Bu iki kadın, 12 Eylül’le birlikte son nefesini veren erotik Türk sinemasının 80′lerde ki temsilcileriydi: Banu Alkan ve Serpil Çakmaklı… 80′ler boyunca kimi video piyasası için çekilen 16mm’ler olmak üzere pek çok filmde oynadılar…  Hatta Serpil Çakmaklı oyunculuk çıtasını yükseltip, bir dönem sanatsal ve sosyal içerikli bazı filmlerde dahi boy gösterdi ve olumlu tepkiler aldı.(Bunu deneyen ama hüsrana uğrayan diğer bir isim de Sevtap Parman’dır.) Banu Alkan’ın ise hiçbir zaman böyle bir şansı olmadı çünkü rüküş seksapelitesini sağlayan saflığından mütevellit zavallı bir oyun gücüne sahipti.  Metin Demirhan “Erotik Türk Sineması” adlı kitabında Alkan’ın oyunculuğunu şöyle anlatıyor:

 

 

Banu Alkan’ın oyunculuk gücü ya da yeteneği üzerinde çok şey söylenebilir ya da hiçbir şey söylenilmez. İlginçliği salt çoğu seyircilere yakın gelen fiziksel yeteneklerinden kaynaklandığı gibi bunları sergilemekteki bir hayli “naif” tarzı da dikkati çekiyor. Alkan bir Venüs, bir Afrodit gibi tanıtılıyor. Kendi de buna inanıyor, ama oyunculuğu doğal yeteneklerini ve bedeninin kıvrımlarını cömertçe sergilemekten öteye gitmiyor. Gitmesi ya da gitmemesini de önemseyen yoktur, kendi getirdiği bir erotizm ve bu çeşit erotizmi kabullenenler vardır. Sinemadan çekildikten ya da sinema ondan vazgeçtikten sonra erotik sinemaya katkısını kendi de simgesel bir ad taşıyan bir şarkıyla özetliyor: “Neremi?”

 

Bir açıkoturumda söz aldığında Banu Alkan, kendini şu şekilde açıklıyor: “Ben yalnız vamp kadın olarak kullanılmadım. Vampı da oynuyorum, dişiyi de oynuyorum, ev kadınını da oynuyorum; genç kızı da oynayabilirim, masum bir genç kızı da oynayabilirim. Hepsinin rolüne girebileceğime inanıyorum. Ama benim tek bir yönüm ağır basıyorsa bu da herkese nasip olan bir şey değil. Yani oyunculukla birlikte seks birleştiği zaman çok güzel bir olay… Kadın zaten dişiliği, güzelliği simgeler. Dünyada da bu böyle değil midir? Güzel kadınlar hep ön plandadır, dişi, seksi kadınlar ön plandadır, bunların dışında başka kadın oyuncular yok mu? Elbette var.

 

 

Tecrübesiz olmama rağmen filmlerim benim filmlerim olmuştur. Girdikten 1,5 yıl sonra star oldum. Tek başıma filmi götürüyorum. Hep böyle oldu. Hep sürmanşet. Film kadın üzerine, yani benim üzerine yapılıyor… Banu Alkan için kimse seks oyuncusu diyemez ki! Böyle bir olay olamaz. Seks olayını sunamayan kadınlar düşünsün onu. Ben seksimi sunuyorum.”

 

Arabesk yağmacılığı ve ucuz Yeşilçam filmlerine rağmen 80′ler sinemasının da hatırda kalanları çoktur. Türk sinemasının yüzakı işlerinden biri olan “Muhsin Bey” bu döneme ait bir filmdir. Seksi kadınlar açısından bakıldığında ise Banu Alkan ve Serpil Çakmaklı “Bu İkiliye Dikkat” çağrısını boşa çıkarmayıp dönemin en çok hatırlanan cinsel ikonları olmuştur. Elbette ve özgün fikrime göre bu hatırda kalırlık biraz da Banu Alkan’ın Arzu Okay’a, Serpil Çakmaklı’nın ise Zerrin Egeliler’e gönderdiği fiziksel ve mimiksel referanslar ile alakalıdır. 70′ler boyunca izbe salonlarda bu kadınlara aşık olan seyirci 80′lerde de onlara en çok benzeyenleri seyretmekten zevk almış ve en azından isim olarak diğerlerinden ayırmıştır.

 

Murat Tolga Şen 


twitter.com/murattolga


YORUMLAR

Ziyaretçi Gönder

ELEŞTİRİLER

Göçmenlik Kısa Filme Sığar mı?

Göçmenlik Kısa Filme Sığar mı?

Duygu Kocabaylıoğlu

Sınır Çiti

Sınır Çiti

Duygu Kocabaylıoğlu

22. Randevu İstanbul’da Rus Sineması’nın ...

22. Randevu İstanbul’da Rus Sineması’nın ...

Duygu Kocabaylıoğlu

Gezinti

İletişim
Bize Yazın:


Gönder Max. 1000 karakter
Populer Sinema: #txt
Mesaj Gönder:
Gönder Max. 1000 karakter